1. YAZARLAR

  2. Tuncer Altunbulak

  3. SOKAK KADINLARI
Tuncer Altunbulak

Tuncer Altunbulak

Yazarın Tüm Yazıları >

SOKAK KADINLARI

A+A-

Açlıktan ölmek üzere olan biri gibi yiyordu. Onu öyle seyretmek inanılmaz bir acı verdi. Yanından uzaklaştım, dayanılacak gibi değildi. 
Sevgili annemle yarı aç yarı tok yaşadığımız o kötü günler geldi aklıma. Halk ozanı aşık Ihsanını bir türküsünde açlığa ne ise sofuğa dayanamadık bir tabut çalıp yakacağım allah afetsin der. Kışın o soğuk günlerinde karda tipide soba yakamayan yoksullar soğuğun zalim ligini çok iyi bilirler.
Üzümle ekmeği yerken ara sıra kaçamak bakışlarla bana gülüyordu, doyduktan sonra eliyle omzuma vurarak ekmeğinizi benimle paylaştığınız için çok sağ olun dedi. Sonra bana kim olduğunu anlattı, adının hiç önemi yok Gülten Ayla Safiye olmuş Nergis Helga veya Katarina da olabilirdi. Bunların önemi yok, o  bir sokak kadını önemi olan bu tür kadınların sokaklara neden ve niçin düştükleridir.
Biraz insanlığı ve duyarlılığı olan herkesin bu durumu sorgulaması gerekir. O bir sokak kadınıydı ve açtı geceyi de bir parkta geçirmişti. O bu ülkenin vatandaşıydı, herkes kadar yaşama hakkı vardı.
Tüm kötülüklere ve günahlara bulanmış o. Benim aklıma Tolstoy’un Anna Karina’sını getirdi.
Anna gerçek sevgiyi bulamayan bu yüzden intihar eden bir burjuva kadınıdır. Sevgi her şeyden üstündür.  Bu zengin için de fakir için de aynıdır. Aşk hiç kimseye acımaz, yaş gözetmez, hepimiz onun kölesiyiz.  Ona sokak kadınları da aşık olur mu diye sordum. Düşündü bu kadına göre değişir, ben kırk yıldır kimseye aşık olamadım, sevilebilecek kimseler de tanıdım o kadar erkek yüzü gördüm, sesi duydum hakareti gördüm ki bunlar insanda sevgimi bırakır? 
Anna Karina zengin biriyle evlenir, adamın tek derdi vardır o da paradır. Ayrıca sevmeyi de bilememektedir, o bir ayıydı geri zekalıydı ayının sevmesi ayaklarıyladır. Sevgisizlik Anna’yı başka bir erkeğe götürür, Anna hayatı roman bir kadındı, onu da üstat Tolstoy romanlaştırdı.
Bu kadını bir pastanede tanıdım, hafif dekolte giymiş, gözleri ışıl ışıl parlayan, uzun boylu esmer biriydi.  Pastanedeki herkes ona bakıyordu, sosyeteden düşünmüştüm sonra çıktı gitti yanı başımdaki masada oturanlardan biri afedersiniz or**pu kendini kraliçe sanıyor, seni herkes tanıyor, adi bir sokak kadınısın,  senin gibileri biz çok iyi tanırız. 
Dört kişiydiler ve kadını tanıyordular. Kadın gittikten sonra gülüşmeye başladılar. 
Ne ise bu ülkede hemen hemen her şey yazılıyor ama sokak kadınları nasıl yaşarlar yazılmıyor…
Ayıp sayılıyor ama bu ülkede yüz binlerce sokak kadını var. Asıl ayıp olması gereken budur. K’yı da bir hastanenin acilinde tanıdım. Altmışını geçmiş yarı miladını tamamlamış ecelle çelik çomak oynuyordu. Bir tarafı tutmuyordu felç geçirmişti. Muayyene olmak için sıra bekliyordu, bu kadın da bir sokak kadınıdır.  Parası pulu olmayan sağlık güvencesi olmayan yaşlı bir sokak kadını ne ölüydü ne de diri, gövdesi kurtlar tarafından oyulmuş, devrilmek üzere olan bir ağaç gibiydi.
Ben yazıyorum benim işim bu ama hayat cahillerin anlayabileceği kadar basit değil. Cahillerin zorlandıkları şeylerden biri de köleliği özgürlükmüş gibi anlamalarıdır. Bizi yakan yıkan da budur… 

Bu yazı toplam 1684 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.