Tuncer Altunbulak

Tuncer Altunbulak

PAYLAŞMA KÜLTÜRÜ

PAYLAŞMA KÜLTÜRÜ

Eskiden bir mahallede ya da apartmanda oturanlar birbirlerini tanır, hâl hatır sorarlardı. Aynı duyarlılıklar köylerde de yaşanırdı. Köylerde imece kültürü vardı; işler el birliğiyle yapılırdı. Durumu iyi olanlar, kötü durumda olanların temel ihtiyaçlarını karşılardı.

Köylerdeki imece kültürünün bir benzeri de büyük kentlerde yaşanırdı. Açlar doyurulur, çıplaklar giydirilir, evi barkı olmayanlara yardım edilirdi. O günkü hayat, bu paylaşma kültürü sayesinde bugünkü yaşadığımız hayattan çok daha rahattı ve o günün insanları bugünün insanlarından çok daha mutluydu.

Eser kalmadı o günlerden… Hayatımız değişti. İyilik, güzellik ve doğruluk adına her şey yok oldu. O tür güzelliklerin yerini çıkarcılık ve menfaatçilik aldı. Buz gibi soğuk, yüksek binalara ve gökdelenlere esir edildik. Televizyonların ve telefonların kölesi olduk. Bunun adına da medeniyet diyoruz.

Yaşadığımız çağın bir diğer adı da dijital çağdır. Arsızlığın, yolsuzluğun ve ahlaki erozyonun yaşandığı bir çağ… Gönüllerimiz ve ruhlarımız daraldı, beyinlerimiz karıştı. Kimse kimsenin hâlini hatırını sormaz oldu. Neredeyse kimse kimsenin selamını almıyor.

Açıkçası paylaşma ve dayanışma kültürü diye neredeyse hiçbir şey kalmadı. Sevgili okurlar, sözünü ettiğim bütün bu kötülüklerin birçok sosyal, psikolojik ve sosyolojik nedeni vardır. En önemli iki nedeninden biri ekonomiktir, diğeri ise kültür ve eğitimdir.

Ekonominin, yoksulluğun ve işsizliğin dibe vurduğu bir dönemden geçiyoruz. Hayat pahalılığı yüzünden insanlar evlenemiyorlar. Eğitime gelince; eğitim dediğimiz şey ülkemizde çoğu zaman sadece okuma yazmadan ileri gitmiyor. Oysa gerçek eğitim, toplumu spor yapmaya, sanatla ve edebiyatla ilgilenmeye, bilimle uğraşmaya yönlendirir.

Gerçek bir eğitim sisteminde matematik, felsefe, fizik ve kimya gibi dersler temel dersler arasında yer alır. Sözünü ettiğim bu eğitim sistemi ne yazık ki dünün ya da bugünün değil, yaklaşık yüz yıldır uygulanan bir sistemdir. Bu yüzden kendi başımıza düşünemiyor, yeterince okumuyor ve yazmıyoruz. Espri yapma yeteneğimizi bile yitirmiş durumdayız.

Eğitimi iyi olmayan ülkelerde sanayi ve tarım da gelişmez. Çünkü eğitimin amacı, ülkenin sanayisine, tarımına ve değişim-dönüşümüne katkı sunmaktır. Ne yazık ki ülkemizdeki eğitim sisteminin sözünü ettiğim bu tür güzelliklerle yakından uzaktan ilgisi yoktur.

Hz. İsa’ya hayattaki en zor işin ne olduğu sorulmuş. O da, “Anlamayana anlatmaktır.” demiş. Ülkemizde çoğu şey tam olarak anlatılmadığı gibi, anlaşılmamakta ve paylaşılmamaktadır.

Hani İsa Peygamber, “Hayattaki en zor iş anlamayana anlatmaktır.” diyor ya sevgili okurlar; siz ne anlatırsanız anlatın, karşınızdaki sizi kendi kapasitesi kadar anlar.

Son okuduğum kitap, Sakallı Celal isimli bir Osmanlı paşasının oğlunun paylaşma konusunda başına gelen ilginç olayların anlatıldığı bir kitaptı. Avrupa görmüş, yüksek öğrenim almış olan Sakallı Celal herhangi bir meslek seçmemişti. Paraya ihtiyacı olduğunda inşaat işleri başta olmak üzere ne iş bulursa çalışırmış. Genellikle gemilerde miçoluk yaparmış.

Kazandığı paranın ihtiyaçları dışındaki kısmını, ihtiyaç sahipleriyle paylaşırmış. Çalıştığı bir fabrikada aldığı maaşın tamamını, paraya çok ihtiyacı olan bir işçi arkadaşına vermiş. Kimi işçi arkadaşları ise bu davranışı nedeniyle onun adını “komüniste” çıkarmışlar. Sanırım o zamanlar insanlar paylaşmanın sadece komünistlere özgü bir davranış olduğunu sanıyorlarmış.

Ne yazık ki bu konuda o günlerden bugüne çok fazla şey değişmemiştir. Halkın önemli bir kısmı paylaşmayı yalnızca kendi akrabaları arasında yapılan bir bölüşme olarak görmektedir. Oysa paylaşmak, insani bir gönüllülüktür. Akrabalar ve dostlar arasında olabileceği gibi, ihtiyaç sahibi olan herkesle de yapılabilir.

Yani paylaşmak bir komünist geleneği ya da göreneği değildir.

Bir gün yine Sakallı Celal sokakta dolaşırken üç kişi yanına gelir. Gurbetçi olduklarını ve köylerine gitmek için paraları olmadığını söylerler. Sakallı Celal de cebinde ne kadar para varsa bu üç kişiye paylaştırır. Yanındaki arkadaşı bu olayı herkese anlatır. Öyle ki Sakallı Celal’in “komünistliği” Büyük Millet Meclisi’ne kadar ulaşır.

Kapitalist sistemlerde paylaşma ve bölüşme kültürü yerine birey kültürü ön plandadır. Herkes her şeyin kendisinin olmasını ister. Eğer fazlası varsa da çoğu zaman bunları yalnızca dostları ve arkadaşlarıyla paylaşır.

Bu yazı toplam 156 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Tuncer Altunbulak Arşivi

MODA

09 Nisan 2026 Perşembe 07:03