HERKES PSİKOLOG, HERKES PSİKİYATR
Ali Bey’le bir parkta tanıştım. “Benim oğlumun da senin gibi psikolojik sorunları var. İstersen oğlumla bir görüş, belki ona bir faydan dokunur.” dedi. Ali Bey çok ısrar edince kabul ettim.
Kapıyı uzun boylu, buğday tenli, 30 yaşlarında genç bir adam açtı. Kederli yüzünü, hüzünlü ve sıkıntılı gözlerini hemen fark ettim. Hayata ve insanlara dargın, isyankâr bir sesle, “Buyur.” dedi.
Çay içtik. İçerken ona psikolojinin ustalarından Freud’dan, Jung’dan söz ettim. Dostoyevski’nin kitaplarından söz ettim. O da Dostoyevski okuyormuş. Dostoyevskici olduğunu öğrenince gerçekten çok sevindim, daha da bir rahatladım. Uzun uzun Dostoyevski’yi tartıştık.
Sonra kendi hastalıklarımdan, tedavi sürecinden söz ettim. Psikolojiyle ilgili kitaplar okumasını söyledim. Dil konusuyla ilgileniyormuş. Konuyla ilgili önemli şeyler anlattı. İlk insanların hava şartlarındaki durumlarla iletişim yolu bulduklarını, çığlıklar ve jestler yoluyla anlaştıklarını söyledi. Yani o ilk insanlar tabiata bakarak aralarında bir iletişim kurmuşlar.
Ben de ona psikolojinin dilinden söz ettim.
Sevgili okurlar, bu konuda uzman ya da doktor falan değilim. Rahatsızlığım döneminde konuya ilişkin okuduğum kitaplardan, tedavi sırasında konuştuğum psikiyatrlardan ve hastane ortamında tanıştığım insanlardan edindiğim bilgileri, kendi hastalığım hakkındaki tecrübelerimi onunla paylaştım.
Sevgili dostlar, bu tür hastalıklarla baş etmenin yolu sosyal hayattan uzaklaşmak, yalnızlaşmak değil; sosyal hayata daha çok entegre olmak, uyum sağlamak, spor yapmak, bol bol yürümek, doğayla ve insanlarla yakından ilgilenmektir. Ben çok sıkıldığım zamanlarda İstanbul’a gider, tarihî mekânları, kiliseleri, okulları ve tren garlarını izlerdim.
Günümüzde herkesin çokça konuştuğu konu psikolojidir. Çünkü toplumun yarısından fazlası psikolojik rahatsızlıklarla uğraşmaktadır. Başta ekonomik şartlar olmak üzere ülkedeki önemli konular, yani işsizlik ve yoksulluk, gerçekten halkın psikolojisini tahrip etmiştir. Komşuluk ilişkileri bu yüzden bozuldu. Bu yüzden insanlar birbirlerine güvenmiyorlar. Yine bu yüzden bir araya gelen insanlar psikoloji konusunu konuşuyor, sorunlarını ve sıkıntılarını birbirlerine anlatıp rahatlamaya çalışıyorlar. Yani insanlar, bilerek veya bilmeyerek, birbirlerini tedavi ediyorlar.
Buraya kadar söylediğim şeylerin hepsi normaldir. Anormal olan; birbirlerinin hastalıklarına isim koymak, tedavi uygulamak ve insanları tıbbın dışındaki kimi yollara yönlendirmektir. Bu çok tehlikelidir. Hiçbir kimse, bilgisi olsa dahi, ötekine “Sen paranoyaksın, şizofrensin, mazoşistsin.” gibi sözler söyleyemez. Bu tür şeyleri uzmanlar bile söylemiyorlar.
Bir şey biliyorsak, bize sorunlarını açan insanları hastanelere, psikologlara veya psikiyatrlara yönlendirmemiz gerekir. Bizim yapacağımız iş budur.
Sokaklar, caddeler, parklar ne yazık ki psikologlarla doldu. Televizyona çıkan psikologları dinleyen kimi insanlar, öğrendiklerini sokakta birbirlerine uygulamaya çalışıyorlar. Her sıkıntı paranoya ya da depresyon değildir. Her kendini seven insan da narsist değildir. İnsanlara aşırı sevgi gösteren herkese sapık gözüyle bakamayız.
Hastalıklarımızı tartışabiliriz. Bu konularda bilgimiz de olabilir. Ama hastalıklar konusunda bizler teşhis koyamayız. Teşhis koyma işi uzmanların işidir.
Bir yerde okumuştum; psikolojik rahatsızlıkları olan kimi insanlar bu rahatsızlıklarını yüksek sesle kahkahalarla dışa vururlarmış. Kimileri parmaklarını kemirirmiş, kimileri de düşünüyormuş gibi uzun süre boşluklara bakarmışlar. Nazım Hikmet’in dediği gibi, bütün bunlar insan manzaralarıdır.
Tolstoy’u büyük bunalımlara sürükleyen, elli yaşından sonra hayatını değiştiren ve ona dünyanın en ünlü romanlarından biri olan Anna Karenina’yı yazdıran da sözünü ettiğim sıkıntılardır. Bu romanı dikkatle okuyabilirsek Tolstoy’un sıkıntılarını anlayabiliriz. Tolstoy, yer yer romanın içinde kendi sıkıntılarından da söz etmektedir.
Psikolojik rahatsızlıklar, hastalıkların en incesi, en narini ve en zorudur. Uzun yıllar sürebilir. Uzun yıllar psikolojik tedavi görmüş biri olarak söylüyorum bunları. Son yirmi yılda yaşadıklarımla yaşamak istediklerim arasında büyük farklar ve uyumsuzluklar vardır. Bunu anlamak çok da kolay olmadı.
Zaman zaman bu tür çelişkileri ve rahatsızlıkları herkes yaşayabilir. Kendini tanıyanlar, rahatsızlığı anlayabilenler gerçekten rahatlayabilirler. Bu konuyu sık sık yazmamın sebebi de konu hakkındaki tecrübelerimi ve deneyimlerimi insanlarla paylaşmak, onları başarabilirsem bir nebze rahatlatmaktır.
Bu konuda en çok dikkat etmemiz, çaba göstermemiz gereken şey birbirimizi anlamaya çalışmaktır. Çünkü her insan ayrı bir öykü, ayrı bir roman ve ayrı bir dünyadır. Herkes haklı olmak istiyor, sözünün dinlenmesini ve önemsenmesini istiyor.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.