1. YAZARLAR

  2. İbrahim Karslı

  3. GIDA FİYATLARI ENFLASYONU - 2
İbrahim Karslı

İbrahim Karslı

Yazarın Tüm Yazıları >

GIDA FİYATLARI ENFLASYONU - 2

A+A-

Dünden devam

 

 



NEDEN BU YIL DAHA FAZLA GÜNDEMDE?

 

Biz üreten bir ülke değiliz

 

Ülkemiz adeta bir ithalat cenneti. Hemen hemen her şeyi dışarıdan alarak içerideki üreticimizin piyasadan çekilmesine neden oluyoruz. Biz köy okullarını kapatarak tüm köy halkını şehirlere taşımayı başardık. Gıda ürünlerinin birçoğunun üretimi yurtdışından getirilen GDO’lu (Genetiği değiştirilmiş organizmalar) tohumlara dayanıyor. Ülkece inşaa ettiğimiz GAP projesi bir çöplüğe dönüşmüş durumda. Betonlaşma ile gelen iklim değişiklikleri ilerleyen yıllarda gıda fiyatlarına daha çok yansıyacak.

İşsizliğin etkisi

2020 yılı gıda enflasyonu son derece yüksek. Ancak gıda enflasyonu halkın alım gücündeki azalmanın tek nedeni değil. Bu soruna işsizlik, ücretsiz izin dayatması ile azalan gelirler ve tüketici borçluluğu da eklenince durum netlik kazanıyor. Hele ki, uzun süreli işsizlik hanelerin aile içi dayanışma ağları ile finanse edildiği için gıda fiyatları daha yakıcı bir hal alıyor.


Borçluluğun etkisi

Gıda enflasyonunun bir yanında işsizlik ve ücretsiz izinler, diğer yanında ise borçluluk bulunuyor. Hane halkı, ailesindeki ücretsiz izinde veya işsiz olan kişinin bakımını üstlenmek, bir yandan da geçmiş dönemde geçinebilmek adına Hükümet’in teşvikiyle bankalar tarafından dağıtılan kredilerin taksitlerini ödemek zorunda. 2019’un Aralık ayında ihtiyaç kredisi borcu 255.1 milyar liraydı. Bu kredilerin tümünü ücretli kesimlerin kullandığı varsayımı altında, ücretli başına düşen ihtiyaç kredisi borcu 13 bin 237 liraydı. 2020’nin Aralık ayına gelindiğinde ihtiyaç kredisi borcu 377,7 milyar liraya yükseldi. Bu haliyle ücretli başına düşen ihtiyaç kredisi borcu yüzde 48 artışla 19 bin 610 liraya yükseldi. Tüm bunlar yaşanırken hane aynı anda gıda enflasyonuyla ve ailede işsiz kalan bir kişinin bakımını üstlenmekle mücadele ediyor. Sadece banka borçları değil, kış aylarının gelmesiyle birlikte özellikle elektrik ve doğalgaz faturalarındaki borçlar halkın belini büken diğer etkenler.


Hükümet ne yapmalı / ne yapıyor?


Ekonomi yönetimi faiz-kur kıskacına sıkışmış durumda. Enflasyonu kontrol politikamız kur siyasetine endeksli. Gıda enflasyonunda mevsimsel etkilerin yanında en önemli etken Lira’daki değer kaybı. Yerli paranın değerini koruyamayan Hükümet gıda enflasyonunun bir numaralı sorumlusu. Ekonomi bakanımız görevden affını isteyerek tüm ihaleyi halkımızın üzerine bırakmış durumda. Geçen yıl kazandığınız 100 TL artık reel enflasyonda 60 TL, geçen yıl 60 TL’ye aldığınız ürün ise 100 TL böylelikle 80 TL’lik bir kaybınız söz konusu. Serbest piyasaya müdahale söz konusu olamayacağına göre Hükümet’in temel gıda üretimini teşvik edip ürünü çoğaltması veya ikamesini yaratması gerekiyor. Kaça satmakla övündüğümüz Et Balık Kurumu, SEK gibi kurumlara geri dönüş gerektiriyor. Kooperatiflerin desteklenmesi, işsizliğin azaltılması , kamu arazilerinin verimli kullanılması,  köye dönüş için teşvik projelerinin düzenlenmesi , tarımda çalışan nüfusun artırılması, paramızın değer kazanması için katma değerli ürünlerin , marklarımızın çoğaltılması gerekiyor.

 

Hükümet ise kürsüden marketlere “fiyatları indirin” demekten başka bir şey söylemiyor. Bu enkaz 19 yıllık bir enkaz. Lale devrinin bittiğini bilip tasarruflu yaşamak zorundayız.

 

 

Buna karşılık sorumluluğu üstlenmenin bedeli çok yüksek. Bu nedenle iktidarın kontrolündeki medya, sorumluluğu zincir marketlerin sırtına yükleyip bu işten kurtulmak istiyor. Hâlbuki zincir marketler yine bu Hükümet döneminde bilinçli bir şekilde yayınlaştırıldı. Türkiye’nin en çok şubesi olan marketler zinciri A101, 2008 yılında kuruldu. Şube sayısında ikinci olan BİM’in 2008 yılında 2 bin 285 olan şube sayısı 2020’de 8 bin 640’a yükseldi. 1995 yılında 13 mağaza ile faaliyete başlayan Şok’un bugünkü mağaza sayısı 7 bin 436. A101 Sabancı’ların, BİM Topbaş’ların, ŞOK ise Ülker’lerin. Ên yaygın üç zincir marketin de sahipleri Hükümetle uyumlu çalışan sermayedarlardan oluşuyor.


Kaldı ki sorun sadece gıda enflasyonuyla sınırlı değil. Gıda enflasyonu tüm kesimlerde yaşanan yoksullaşmanın görünen yüzü. Sorunun çözümü kısa vadeli ve basit de değil. Kapsamlı bir plan programa ihtiyaç olsa da Saray medyası konuyu çarpıtma eğiliminde. 25 Ocak tarihli Sabah Gazetesi manşeti iktidarın medya gücünün nasıl çalıştırıldığını gösterir nitelikte; “Başkan Erdoğan talimat verdi: Fiyatlar düşecek.”

***

Sorun esnafa da sıçrayarak yaygınlaştı

 

Gıda enflasyonu sorunu geçmiş dönemlerde daha çok sabit gelirli işçi ve kamu çalışanı kesimlerin sorunuyken, 2020’de sorun hem derinleşti hem de yaygınlaştı. Artık sadece işçi sınıfının değil, pandemide gelirsiz kalan, borç batağına sokulan esnaf kesiminin de gündeminde gıda enflasyonu var. Nitekim, TESK Başkanı Bendevi Palandöken ile Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan arasında yapılan 25 Ocak tarihli toplantıda dahi gıda enflasyonunun gündem olması artık gıda enflasyonu sarmalına küçük esnafın da dahil olduğunu kanıtlıyor.

 

Bu yazı toplam 3593 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar