HANGİ İNSANLA, NASIL BİR SİYASET?
Siyasetin hammaddesi insandır. Doğası gereği insan olmadan ne siyaset yapılabilir ne de toplumsal bir gelecek inşa edilebilir. Ancak asıl kritik soru tam da burada başlar: Hangi insan?
Siyaset sahnesinde boy gösteren insan tipi, içinde bulunduğumuz toplumun kaderini ve demokrasimizin niteliğini doğrudan belirler. Siyaseti sadece kendi kişisel geleceği, ikbal beklentileri ve dar çıkarları adına bir sıçrama tahtası olarak gören insan mı? Yoksa hak, adalet ve demokrasi bilinciyle kuşanmış; etik değerleri her şeyin üstünde tutan insan mı?
Ne yazık ki günümüzde siyaset, birçoğu için ekonomik ve sosyal yaşamda sınıf atlamanın, nüfuz kazanmanın ve güç elde etmenin en kestirme yolu haline geldi. Oysa gerçek siyaset; şahsi tırmanışların değil, toplumsal çıkarları ön planda tutan, kamusal yararı her şeyin önünde sayan bir sorumluluk bilincinin eseridir. Siyaseti bir zenginleşme veya yükselme aracı gören zihniyet ile topluma hizmet aracı olarak gören anlayış arasındaki fark, bir ülkenin gelişmişlik seviyesini belirleyen en temel çizgidir.
Bir diğer hayati yol ayrımı ise güçle kurulan ilişkide ortaya çıkar. Zamanı geldiğinde, misyonunu tamamladığı an siyaseti bırakıp yeni yüzlere, taze fikirlere yol açabilen erdemli insan nerede? Ya da tam aksine, siyasetin esiri haline gelip her türlü başarısızlığa ve yenilgiye rağmen koltuğuna sımsıkı yapışan insan nerede? Koltuk sevdasıyla siyaset yapanlar, değişim ve dönüşümün önündeki en büyük engel haline gelirken; vedayı bir erdem olarak görebilenler siyaset tarihine saygın birer figür olarak kazınır.
Tarih boyunca düşünürlerin ve devlet adamlarının politikacılar üzerine söylediği pek çok unutulmaz söz tam da bu gerçekliği özetler.
Aristoteles, "İnsan doğası gereği politik bir hayvandır" derken siyasetin insan hayatındaki kaçınılmazlığını vurgular. Ancak Platon, siyasetin yozlaşma riskine dikkat çekerek adeta bugüne ışık tutar: "Siyasetle ilgilenmeyen entelektüellerin cezası, kendi seviyelerinden daha düşük kişiler tarafından yönetilmektir."
Fransız düşünür Jean-Jacques Rousseau ise halkın siyasetçilere olan tutumunu eleştirirken, "İngiliz halkı kendini özgür sanıyor; oysa sadece parlamento üyelerini seçerken özgürdür. Seçim biter bitmez köle olurlar" diyerek, siyasetin sadece seçim gününe sığdırılamayacak kadar derin bir bilinç gerektirdiğini hatırlatır. Ve belki de siyasetçi ile devlet adamı arasındaki o ince çizgiyi en iyi ifade eden James Freeman Clarke’ın sözüdür: "Politikacı gelecek seçimi düşünür; devlet adamı ise gelecek kuşağı."
Siyasetin hammaddesi insan olmaya devam edecek. Ancak toplumu ileriye taşıyacak olan; koltuğunun esiri olanlar değil, gelecek kuşakları düşünerek adalet ve demokrasi bilinciyle hareket eden insanlardır.
Geleceğimizi belirleyecek tek şey, siyasi sahnede işte bu "doğru insanları" çoğaltabilme ve destekleyebilme irademizdir.