Dilek ALP

Dilek ALP

CENNET ADANIN KÜLTÜR ELÇİSİ

CENNET ADANIN KÜLTÜR ELÇİSİ

Eralp ADANIR
BRT, Bayrak Radyo Televizyon Kurumu, KKTC


Kişilerin hayatlarında yıllar geçtikçe değer kazanan dönemler vardır. Bu dönemleri önemli kılanlar ise iz bırakan kişiler ve mekândır. 1980-1984 lise yıllarımı geçirdiğim cennet ada Kıbrıs, böylesine değerli bir yerdi benim için. Ne gurur vericidir ki, lise arkadaşlarımın hemen hepsi şuanda dünyanın dört bir yanına yayılmış önemli insanlar. Ada kültüründe yetişen bu entelektüel kişilerden biri de sevgili Eralp Adanır. 80’li yıllarımızın Girne’sinde önemli simalardan biriydi, yıllarla birlikte ülkesine bu kadar güzel ve şık hizmetler veren bir kişiyi uzun yıllar tanımak, onun yükselişini izlemek heyecan verici. Onu kendi cümleleri ile tanımanızı istiyorum. Sohbete sığmayan daha o kadar çok şey var ki… Çok keyifli bir ada sohbeti okuyacaksınız.

“Ada Kültürü” nedir? Büyük bir adada büyümek avantajlı mı size göre?

Ada Kültürü”, genellikle insanların birbirine karşı daha samimi, paylaşımcı ve dayanışmacı ruh haliyle yaşam sürenlerden oluşan bir topluluktur. Belki de bu “ada hallerinin” özünde, dört bir tarafının denizle çevrili olmasının getirdiği “mecburi” birliktelik de vardır. Bununla birlikte özellikle Kıbrıs adası gibi bir yerde doğmuşsanız; jeopolitik, stratejik konumundan dolayı birçok uygarlığın uğrak ve istila yeri olmasıyla birlikte, büyük bir kültürel geçmişe de sahip olmanızı sağlıyor. Kanımca büyük ya da küçük bir adada büyümenin birbirinden pek farkı yok. Çünkü sonuçta bir “ada insanısınız”. Belki imkânlar, yaşam kalitesi açısından bu büyüklük ya da küçüklük, kendine göre hayatı belirliyor olabilir.


Ada’nın Kuzeyi ve Güneyi arasında kültürel açıdan fark var mı?

Aslında Güney ve Kuzey olarak bölünmesi yakın geçmişte gerçekleşmiştir. Bilindiği gibi 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Savaşı, bu bölünmeyi getiren nedendir. Ama “bölünme”, kültürel açıdan hiçbir zaman olmamıştır. Sadece bir ada toprağının ortasından bir çizgi çekilmiş siyasi olarak. Bu adada yüz yıllardır yaşayan birden fazla kültür, toplum vardır. Kıbrıslı Rumlar, Türkler, Maronitler, Ermeniler, Yahudiler. Ve yüz yıllardır bu toplumların kültürleri birbiri içerisine geçmiş, kendine özgü bir ada kültürü yaratmıştır. Elbette inanç ve gelenekler konusunda her toplumun kendine ait bir özne devamlılığı olmasına karşın, yüz yıllar öncesinden birlikte yaşamış olmanın da ortak bir kültürü vardır. Bugün itibarıyla da gerek güneyde gerekse kuzeyde, Rus, Pakistanlı, Türkiye’nin güney anadolu kesminden gelen kültürler, ada kültürünü etkilemeye devam ediyor. Bir adada yaşamanın getirileri bunlar.


Çocukluğunuzdaki ada kültürü değişime uğradı mı? Geleneksel kültür şu an da korunuyor mu?

Evet, maalesef çocukluğumdaki kültür değişime uğradı. Hani bu değişim pozitif yönden olsa insan pek garipsemez de, örf, adet, davranış biçimlerinin değişmesi, birçok kez bizlere geçmiş kültürümüzü aratırken, kültür erozyonu yaşamaktayız. Çünkü özellikle Kıbrıslı Türklerin bir kültürel asimilasyon içerisinde olduğunu söyleyebilirim. Bu asimilasyon davranışları ya da yaptırımlar-baskılar karşısında aslında pozitif bir reaksiyon da kendini meydana çıkarıyor. Kıbrıslı Türklerde, geçmiş kültürlerine, diline, inançlarına, laikliğine, Atatürkçülüğüne, yeme-içme kültürüne daha bir sahip çıkma dürtüsü tetiklenmektedir. Kendine sahip çıkma ve korunma duygusu artmaktadır. Bu da etkiye tepkide, kültürümüzü korumamız ve yaşatmamız açısında büyük önem taşıyor.


Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş’ın ardından sizde nasıl bir duygu bıraktı?

Merhum Kurucu Cumhur Başkanımız Rauf R. Denktaş, sadece Kıbrıs ve Türkiye için değil, dünya siyasi tarihinde de çok önemli bir lider olarak kabul görmektedir. Rauf Bey; insancıllığı, mütevazılığı ve halkçı yanıyla her zaman takdir edilen ve örnek gösterilen bir lider kişilik olmuştur. Güttüğü siyaseti beğenmeseniz de, ona muhalif olsanız da, kendisindeki saygın devlet adamı duruşunu bugün arar durumdayız. Ve dediğim gibi, siyasi görüşlerini beğenmeyenler tarafından bile, inandığı yolda sapmadan yürümesi ve saygınlığını hiçbir zaman yitirmemesi, kendisine her zaman saygı duyulmasına neden olmuştur.

BRT ( Bayrak Radyo Televizyon Kurumu) ile yollarınız nasıl keşişti? Televizyonda hangi projeler üzerinde devam ediyorsunuz?

BRT ile ilk tanışmam 1985 yılında oldu. O yıllar ‘80’lerin en güzel yılları. Ben hem grubumuz Girne Gelişim ile müzik yapıyor hem de mankenlik akımı içerisinde yer alıyordum. Dolayısıyla müzikteki ve podyumdaki sahne rahatlığım bana BRT’de “Stüdyo Gençlik” isimli bir müzik programında sunuculuk yapmama imkân sağladı. Sevgili Ulviye Nasıfoğlu Ası’nın yapımcılığını üstlendiği bu programla ekranlara çıkmaya başladım. 1986 yılında ise Radyo Program Yapımcısı ve Sunucusu olarak Bayrak Radyosu’nda tam zamanlı mesleğime başladıktan sonra kısa sürede, hem radyo hem de BRT TV’de müzik programları yapım ve sunuculuğunu üstlendim. 2000’li yılların ilk yarısına kadar müzik programları yanında, birçok videoklip’e de yönetmen olarak imza attım. 2005 yılından itibaren sözlü tarih ve Kıbrıs Türk Edebiyatımız üzerine programlar yapmayı sürdürüyorum. Bunun yanında birçok yurtiçi-yurtdışı belgesele yönetmen olarak imza attım. Şu an pandemi döneminin bana kazandırdığı “Bir Yazar Bir Kitap” çalışmamla programcılığıma devam ediyorum. Aynı zaman “KİTAPLIK” ve “ESKİ BASINIMIZDAN” başlıklı yapımlarımla da izleyicileri BRT ekranlarında buluşturuyorum.

Uluslararası belgesel yapımcısı ve araştırmacı yazar olarak çalışmanız, gündelik hayata bakışınızı nasıl etkiliyor?

Belgeseller aslında kendi adını ve anlamını ortaya koyuyor. Toplum belleğine “belge” bırakmak. Yurtdışında birçok belgesel çektim. Makedonya, Arnavutluk, Kosova, Romanya, Kiev, Ürdün ve son olarak da İsveç’te çalıştım. Oradaki kültürleri araştırmak, görmek ve kaydetmek, benim için büyük bir zenginlik. Çok şey gördüm, öğrendim ve bunlar hayat bakışıma ve düşüncelerime etki etmiştir. Örneğin Ürdün’de; Kıbrısımızın en önemli toplumsal trajedilerinden biri olan ve yıllarca üstü örtülen; “Araplara Satılan Kızlarımız” konulu belgesel projemde, birinci kuşak bu “kızlarla” yüz yüze gelmek, o trajedilerini ve travmalarını onlardan dinlemek beni müthiş etkiledi.

Kıbrıs’ın tarihi neden çok önemli?

Çünkü Ortadoğu’da yer alan tek ada Kıbrıs. Kudüs yanıbaşımızda meselâ. Yüz yıllardır Hac yolu üzerinde oldu bu ada. Stratejik olarak da Ortadoğu’ya en yakın ada. Bir uçak gemisi gibi düşünülmektedir büyük devletlerce. Bundan dolayı her zaman istila edilmiştir. İstila edilip yerleşenler de kendi kültürlerini, bir önceki kültürün üzerine ekleyerek, Kıbrıs insanını yoğurmaya başlamıştır. Tarih ve kültürel açısından büyük bir kaynağa sahip olan adanın stratejik önemi ise, hâlâ devam etmektedir.


Çok sayıda yayınlanan eseriniz var, bunların ortak bir duygusu var mı? Yeni kitabınız yolda mı?

Evet, bu röportajımızı gerçekleştirdiğimiz bu güne kadar 21 kitabıma imza attım. Tümünün de en önemli ortak duygusu; “İNSAN” odaklı olmasıdır. Röportaj kitaplarımdan, müzik tarihine, deneme türünden, roman ve hatta spor’a kadar kitaplarımın tüm malzemesi İNSAN. Şu an 22. kitabım, Kıbrıs Türk Spor Tarihimizde önemli bir figür olan, Gönyeli Futbol Takımı’nın yıllarca kaptanlığını üstlenmiş “KAPTAN ERBAY” adını taşıyor.

Müzik neden bu kadar önemli?

Çünkü müziğin temeli olan “ses”, her yerde. Bir annenin karnındaki çocuğun kalp atışları, sanırım dünyanın en güzel bestesi. Hatta birçok anımızı anımsatır o şarkıyı duyduğumuz an. Ruhumuzun izdüşümüdür müzik. İster dinlemek için seçtiklerimiz olsun ister bir enstrüman çalarken, ruhumuzun aynasıdır aslında.


Futbol hayatınızın her döneminde var, kurucusu ve başkanı olduğunuz “Mete Adanır Vakfı” hakkında bilgi verebilir misin?

Evet, futbol aile geleneği gibidir bizde. Dedem, büyükbabam, babam, amcam, dayım, yeğenlerim, abim Mete ve ben. Futbolun içerisinde büyüdük, lig takımlarımızda formalarımızı ıslattık. Ve bizdeki futbol, sadece futbolculardan oluşmuyordu. Anneannem, annem, ailelerin tüm kadınları da bu futbol camiasının içerisinde bir şekilde yer almışlardır.

Mete Adanır, abim, Türkiye futbol 1. Liglerinde top koşturmuş bir Kıbrıslı futbolcuydu. İzmir’in Altay takımında başladığı profesyonel futbol yaşamını, dört yıl sonra Konyaspor’da devam ettirdi ve 2. Lig Gol Kralı olmuştu. Ardından da 1988 yılında Samsunspor’a transfer oldu. 20 Ocak 1989 tarihinde Samsunspor kafilesini taşıyan otobüsün deplasman yolculuğunda kaza geçirmesi sonucunda maalesef 27 yaşında kendisini kaybettik. Onun acısı bizler için unutulmaz. İşte rahmetli babam tarafından bir aile vakfı düşüncesiyle 1989 yılında Mete Adanır Vakfı’nı kurduk. Amacımız Mete’nin adını yaşatmak ve genç kuşaklara tanıtırken, hem spor hem de kültürümüze elimizden geldiğince katkı koymaktır. Mete Adanır Vakfı Yayınları da kültürel yolculuğumuzun bir gemisi niteliğinde.

Gelecek için çocuklarınıza ne bırakmak istersiniz?

Temiz ve gurur duyacakları bir isim. Babam Alpay Adanır, abim Mete Adanır bizlere bunu bıraktı. İnsanların onlar hakkında güzel konuşmaları, hatırlamaları, yadetmeleri benim için büyük gurur ve mutluluk. İnşallah ben de çocuklarıma kendi ismimle bunu yaşatırım.


Değerli vaktinizi bize ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

Ben çok teşekkür ederim bu imkânı bana verdiğiniz için.

*


ERALP ADANIR KİMDİR?
1964 Limasol-Kıbrıs'ta doğdu. 1974 Kıbrıs savaşının ardından ailesiyle birlikte Kıbrıs'ın kuzeyine, Girne'ye göç etmek zorunda kaldı. 1986 yılından bu yana Bayrak Radyo Televizyon Kurumu-'nda (BRT-Kıbrıs) Tv program yapımcısı-sunucu ve yönetmenlik görevini sürdürmektedir. Adanır aynı zamanda belgesel yönet­menliği de yapmış, Kıbrıs ve dış ülkelerle ilgili birçok belgesele imza atmıştır. 1989 yılından itibaren Kıbrıs ulusal gazetelerin­deki yazarlığını, uzun süredir Yenidüzen gazetesinde devam ettirmektedir.

Sürekli basın kartı sahibi olan Adanır, Kıbrıs Türk İnsan Hakları Vakfı, Mete Adanır Vakfı kurucularından aynı za­manda Mete Adanır Vakfı'nın da başkanıdır. 2005 yılından bu yana ulusal ve uluslararası kültür araştırma içerikli sempozyumlara katılarak, çoğunlukla Kıbrıs Türk Kültü­rü, folkloru ve Müziği üzerine bildiriler sundu. 1977 yılından bu yana müzikle de uğraşan Adanır, Girne Geli­şim, Grup Net, Cypress Classica'da müzisyen, besteci olarak görev aldı.

5 yıl süreli 20 sayı (2014-2019) ve Mete Adanır Vak­fı Yayını olan, KKTC'nin ilk spor tarih dergisi Kıbrıs Türk SPOR TARİH'in yayın yönetmenliğini, editörlüğünü üstlenip yazarla­rından oldu. 1991 yılından bu yana Deneme, Uzun Öykü, Anı-Biyografi, Araştırma, Röportaj, Roman türlerinde kitaplarını okurla buluş­turdu.

Adanır'ın yayımlanmış eserleri:
1. Ben ve Ben
2. Onu Koklamak
3. Kıbrıslı Türkler'de Müzik-1, Darül-elhan ve 1955-65 Dönem Toplulukları
4. Kıbrıslı Türkler'de Müzik-2, Popüler Müziğin Gelişimi, 1966 -76 Dönem Toplulukları
5. Siyah/Beyaz/Gri Yazılar
6. Mete Adanır
7. Söz Uçar Yazı Kalır-Müziğimiz Üzerine Söyleşiler
8. Sözü Uçup Yazısı Kalanlar
9. Röportajları, Denemeleri, Gazete Yazı ve Haberleriyle ALİ NESİM
10. Hocanım NERİMAN CAHİTLE
11. Özelde Mağusa Genelde Kıbrıs Türk Kültürü'ne Gönül Vermiş SUNA ATUN
12. M. Kansu'yla Yazım Dünyasında Yürümek
13. Kıbrıs Türk Yazarlar Birliği 35 Yaşında
14. Bener Hakkı Hakeri ile Öyküsel-Tarihsel-Yazınsal Yolculuk
15. BRT Belge/Kitap-Unutulmayanlar
16. Bener Hakkı Hakeri'nin LEYMOSUNU
17. Zat-ı Muhterem'in Mektupları
18. Sözü Uçup Yazısı Kalanlar-2
19. Müziğimizde ‘60’lar ‘70’ler Söyleşiler
20. Mustafa Doğrusöz “Silik Anılar Durağı/Cennete Düşen Gölge”
21. Memleketimizde Muhacirler Yahudiler, Hür Söz 1946-1949

Bu yazı toplam 13962 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
Dilek ALP Arşivi