YİNE SAVAŞ
İnsanlık kaybetti.
Vicdan öldü.
Barış kayıp.
Utanç çağındayız.
Kanlı medeniyet.
Bitmeyen utanç...
Sessiz mezarlar...
Dünya yine savaş haberleriyle uyanıyor.
Bir yerde bombalar düşüyor, bir yerde sirenler çalıyor, bir yerde insanlar evlerini terk ediyor. Televizyonlarda haritalar çiziliyor, stratejiler anlatılıyor, güç dengeleri konuşuluyor.
Bütün bu analizlerin arasında çoğu zaman unutulan bir gerçek var: Savaşın merkezinde haritalar değil, insanlar var.
Aslında savaş insanlık için yeni bir şey değil.
İnsan var olduğundan beri savaş da var.
İlk kabilelerden bugünün modern devletlerine kadar güç mücadelesi hiç bitmedi.
Taşlar kılıca, kılıçlar tüfeğe, tüfekler füzeye dönüştü.
Silahlar gelişti, ordular büyüdü, teknolojiler ilerledi.
Ama insanın birbirini yok etme arzusu maalesef aynı kaldı.
Her çağın liderleri kendi savaşlarını haklı gördü. Her savaş başlamadan önce aynı cümleler kuruldu:
Güvenlik, savunma, ulusal çıkar, kutsal dava…
Ama savaş bittikten sonra geriye kalan tablo hep aynı oldu: yıkılmış şehirler, parçalanmış aileler, yetim kalmış çocuklar ve binlerce mezar...
Savaşın en acı tarafı; savaş kararını verenler savaşın gerçek yüzünü hiç görmez.
Onlar toplantı odalarında planlar yaparken, cephede hayatını kaybedenler sıradan insanlardır.
Bir öğretmen, bir işçi, bir baba, bir genç,kadınlar, anneler, çocuklar…
Bir ülkenin geleceğini taşıyan insanlar toprağa düşer.
Savaş sadece askerleri öldürmez.
Bir şehir bombalandığında sadece binalar yıkılmaz.
Bir çocuğun güven duygusu, bir annenin huzuru, bir toplumun geleceğe olan inancı da yıkılır.
Savaşın gerçek yaraları haritalarda görünmez; insanların ruhunda açılır ve bazen nesiller boyunca kapanmaz.
Bugün insanlık teknolojide belki de tarihinin en ileri dönemini yaşıyor.
İnsanlar uzaya gidiyor, yapay zekâ geliştiriliyor, dünyanın öbür ucuyla saniyeler içinde iletişim kurulabiliyor.
Ancak, bütün bu ilerlemeye rağmen insanlık hâlâ en eski sorununu çözemedi; birlikte barış içinde yaşamak.
Aslında savaşların kazananı yoktur.
Bir taraf 'zafer' ilan etse bile, gerçekte herkes kaybeder.
Çünkü savaş, sadece bugünü değil geleceği de yaralar.
Kaybedilen her hayat, kaybedilen her şehir, insanlığın ortak hafızasında bir yara olarak kalır.
Artık insanlık şu soruyu daha yüksek sesle sormalıdır:
Onca bilgiye, onca teknolojiye rağmen neden hâlâ birbirimizi öldürmeyi bırakmadık?
Gerçek gelişmişlik sadece güçlü silahlar üretmek değildir.
Gerçek gelişmişlik, insan hayatını her şeyin üstünde tutabilmektir.
Barışın değerini anlamak için sürekli savaş yaşamak zorunda değiliz.
Ama hırs, daha daha çok aç gözlülüğü eksilmedi hiç.
Koltuğa oturan güç zehirlenmesi illerine esir oluyor.
Yüzyıllar değişiyor, liderler değişiyor, silahlar değişiyor.
Savaşın bıraktığı acı değişmiyor.
İnsanlığın gerçek olgunluğu, bir gün savaşmayı bırakabildiği gün başlayacak.
Savaşların kazananı yoktur, sadece daha fazla kazılan mezarlar vardır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.