Dilek ALP

Dilek ALP

KENT SERİSİ 38: KIRKYAMA KENTLER

KENT SERİSİ 38: KIRKYAMA KENTLER

Günümüzde 'kırkyama ya da kırk pare ya da yamalı bohça' terimleri, sevgiyle tasarlanmış ve çeşitli desenlere sahip farklı kumaşlar kullanılarak elle dikilmiş yatak örtüleri ve battaniyelerin yamalı sanatsal görünümünü ifade etmiyor. Bu zanaat tekniği, her geçen gün değeri artmasıyla birlikte, ev ortamlarında ana özellikleri vurgulayan bir dekorasyon öğesi haline geldiğinden beri yüzyıllardır var. Bu terim sadece kumaş tasarımı olarak kullanılmıyor, bir teknik, bir denge ve uyum anlatılmak istendiğinde en rahat anlatım tarzı olarak dilimize yerleşti.

Ben “Kentsel kırkyama” demeyi çok uygun buluyorum. Özellikle kentler için hazırlanan şehir planlarında tasarlanan yeşil alanların paftalar üzerinde leke şeklinde gösterimi bana hep bu deyimi anlatır. “Kentsel Kırkyama…”

O bahsettiğim 1/5000’lik kent planlarında gördüğümüz yeşil renk kayboluyor. Kısaca şehirler içindeki doğa yok oluyor. Şehirlerimiz ve içinde yaşayan herkes savunmasız hale dönüşüyor.

Kuş bakışı uçmanın zevki, hoşumuza giden manzaraları yukarıdan yeni bir şekilde görmektir. Alçak irtifada çoğumuz nesnelerin nerede olduğunu biliriz, ancak yükseldikçe ayrıntıları belirlemek zorlaşır ve daha büyük bir resim görmeye başlarız. Bazen bu büyük resim korkutucu olabilir. Şuanda olduğu gibi…

Yol kenarlarındaki koridor şeklinde sıralanmış ağaçlarımız yok oluyor. Sahil bantlarında suni yapılanma ve dolgular göz alıcı makyajlı. Minik parklar taş yığınına döndürülüyor. Apartman arası bitki örtüsü azalıyor. Bir zamanlar artık izole edilmiş bitki ve hayvan topluluklarını birbirine bağlayan vahşi yaşam koridorları da öyle.

İnsanların yukarıdan gördüğü manzarayı farklı renkler ve arazi kullanımlarından oluşan bir kırkyama yorgan gibi tanımladığını duymuşsunuzdur. Bize içinde yaşadığımız dağınık ve parçalanmış çevrelerin yapbozunu gösteriyor bu yorgan. Ancak, daha yükseğe süzüldüğümüzde, tek bir uzayın olduğu, hepsinin birbirine bağlı olduğu bize hatırlatılır. Yapbozun her parçasının büyük resimde bir yeri vardır. Aslında hep bir uyum var, insanlar tarafından bozulan bir uyum.

Tehlikenin farkında değiliz. Evet, yeşil örtünün tamamı kaybolmadı belki, ancak kayıplar göze çarpacak kadar fazla. Ve acilen bir şekilde bir şeyler yapılmazsa, hızla devam edecek. Öyle bir noktaya geleceğiz, o kadar çok ağaç yok olacak ki, bu durum, şehirlerimizin ve kasabalarımızın iklim değişikliği karşısında dirençli, yaşanabilir ve sürdürülebilir olma kapasitesini tehlikeye atacak. İklim değişikliğini iliklerimizde hissediyoruz. Kış mevsimi normal yaşanmıyor, ilkbahar ya da sonbahar yaşanmadan mevsimler değişiyor, yaz bitmek bilmiyor, yağmur yağmıyor, kardan haber yok… Su yok, hava kirliliği en yüksek seviyede…

Hiçbir yerel yönetim bu durumla baş edemez. Bu bir devlet politikası ve kalkınma yönetmeliği meselesidir.

Bitki örtüsünün sağladığı yaşam alanının kasaba ve şehir sakinlerine sağladığı birçok hizmet açısından da değerlendirilmesi gerekir. Sıcak hava dalgaları daha yoğun ve sık hale geldikçe, şehirdeki ağaç kaybının daha fazla kentsel ısı adası etkisine ve daha fazla sıcak hava dalgasıyla ilgili hastalığa, hastaneye yatışa ve ölüme yol açacağını düşünmek iç karartıcı olsa de işin gerçeği bu.

Dünyanın birçok kentinde, ağaçlandırılmış yeşil alanların olmaması ya da az olması obezite, kötü fiziksel ve zihinsel sağlık ve sosyal dezavantaj gibi sorunlarla ilişkilendirildi. Bu bölgelerdeki insanların, erişilebilir ağaçlı açık yeşil alan olmaması nedeniyle, pandemi dönemi karantinalar sırasında daha fazla dezavantajlı duruma düşmeleri ve daha fazla strese maruz kalmaları kabul edildi.

Halka açık parklar ve bahçeler, sokağa çıkma kısıtlamaları sırasında takdire şayan bir şekilde amaçlarına hizmet etti. Uygun planlama ile şehirlerin iklim değişikliği ile başa çıkmalarını sağlamak için bu tekrar yapılmalı. Ancak, şehirler yeşil alanlarını ve ağaç örtüsünü bu hızla kaybetmeye devam ederse doğa ile uyum sağlama kapasiteleri sınırlı olacaktır. Kaybeden bir bütün olarak sadece toplum olacaktır.

Havadan gördüğümüz mozaik yorgan, peyzajlarımızın ve kentsel çevrelerimizin yeşil yamalarının ve koridorlarının ne kadar kopuk hale geldiğini ortaya koyuyor ülkemizde de. Şehirlerimizin ve kasabalarımızın hızla plansız genişlemesi, ağaçlandırılmış, kamusal yeşil alan talepleriyle karşılanan, gelişmemiş doğal arazileri konut için imara açma talepleri karşısında planlamalar hızla arttı. Geniş ve iyi bağlantılı yeşil alan sağlamak, iklim değişikliğiyle karşı karşıya kalan artan kentsel nüfus için temel altyapı olacaktır. Bu bakış açısı ayrıcalıklı bir azınlık için bir lüks değil, herkes için sürdürülebilir bir ekonomi ve çevrenin hayati bir bileşeni haline dönecektir.

Benzetmesini yaptığım geleneksel kırkyama 700 yıllık bir el zanaatıdır. Yakından bakıldığında tam olarak algılanamayan desenler biraz uzaklaşınca anlam kazanır ve bir bütün olarak tasarım göz alır. Renklerde bir denge ve tonlar arasında bir uyum vardır. Yeteri kadar desenli, yeteri kadar düz kumaş kullanılır. Karmaşık desenli kumaşları, aralarda kullanılan düz sakin renkler ortaya çıkartır. Kent planlamalarında da kullanılan yeşil rengin diğer koyu ve karmaşık renkleri yumuşatarak izleyenlere (yaşayanlara) nefes aldırdığı gibi…

Bu yazı toplam 12505 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
Dilek ALP Arşivi