Dilek ALP

Dilek ALP

Kent Serisi 30: BİR ŞEHRİN KİMLİĞİ NASIL OLUŞUR?

Kent Serisi 30: BİR ŞEHRİN KİMLİĞİ NASIL OLUŞUR?

Son iki ay içinde çeşitli nedenlerle ülkemin 5 bölgesini, 8 ayrı kentini ziyaret etme fırsatım oldu. Her bölgede muhakkak zaman ayırıp kentlerin müzelerini ve antik kentlerini (tesadüf o ki, gittiğim her yerde en az bir adet antik kent vardı) görme olanağım doğdu. Fazla seyahat etmeme rağmen bu antik kentleri görmemiş olmam beni çok rahatsız etti, biraz da utandım. (İlgi alanım olduğu için sanırım şuana kadar gördüğüm antik kent ve tarihi yerleşim alanlarının tam olarak sayısını bilmiyorum.) Bunu gerçekten yaşadığım toprakların insanı olarak tuhaf buluyorum. Bu ülke ile ilgili fikir yürütebilecek her yetkilinin de aynı hassasiyeti göstermesini bekliyorum doğal olarak.  

Bu hafta kentin DNA’sı olarak nitelendirdiğim “kent kimliği” hakkında yazmak istememin sebebi, tarihi yerleşim yerlerini ziyaretlerim esnasında ki izlenimlerim olacak. Bakımlıydı - bakımsızdı, tuvaletler temizdi - pisti, fiyatlar uçmuş gitmişti ya da görevliler ilgiliydi – ilgisizdi meselesi değildi dikkatimi çekenler. Aslında detaylar beni çok ilgilendirmiyor sanırım artık, konuya genel bakış açım beni düşündürüyor ve dertlendiriyor.

Sahip ya da mirasçı ya da emanetçisi olduğumuz bu topraklar aslında tüm dünya geleceği için korumak zorunda olduğumuz bir hazinedir. Ev sahipliği yaptığımız bu coğrafyayı önemsememek gibi bir lüksümüz olamaz. Bu topraklar üzerinde bulunan her detay bizim geçmişimizi, dolayısı ile geleceğimizi yansıtır. Havasıyla, suyuyla, doğasıyla, deniziyle, toprak altı zenginlikleriyle, kültürüyle, tarihiyle bir taraftan muazzam bir şansa sahipken bir taraftan da büyük sorumluluk altındayız. İstesek de istemesek de araştırılacak, ilgilenecek, korunacak yüzlerce ögeye sahibiz. Ben bunu şans olarak görenlerdenim. Ama bir taraftan da çok üzülenlerden…

Bizim toplumumuzda tarih ve kültür işlerine “felfürüj işler – fuzuli işler” olarak bakılır. Onun içindir kültür işleri sadece eğlenme ve eğlendirme olarak ele alınır. Ne büyük hata... Kent yöneticileri de benzer düşüncelere sahipse daha da büyük trajedi yaşanır şehir için. Sanırım ülkemizde aşılamayan karmaşalardan biri de bu. Önce kent yöneticilerinden başlamak gerekiyor “kültür” kelimesinin ne kadar önemli ve kapsamı geniş bir anlam içerdiğini. Bu kelimeyi anlamış kentleri hepimiz biliyoruz.

Her zaman hayıflandığım bir konu da “bu ülkenin Kültür Bakanlığı en az İçişleri veya Dışişleri Bakanlığı kadar önemlidir” diye. Hatta bazı durumlarda daha da önemli. Sonuçta bir ülkenin tüm değerlerini ve kimliğini dünyaya yansıtabilecek zenginliğe sahip bir makamdır. Topraklarının sahip olduğu geçmiş bilgisine ne kadar evrensel bakabilirse, o kadar konulara hâkim olabilecek bir makam. Müzisyen ya da heykeltıraş olmasına gerek yok, önemli olan bakış açısı (vizyon)… Tüm iş Kültür Bakanlığıyla bitmiyor tabii, bir kentin valiliği, kaymakamlığı, belediyesi ve üniversitesi de sorumludur kent kimliğine sahip çıkmak hususunda. Lafla peynir gemisinin yürütülemeyeceği kadar ciddi bir konu bu.

Şehir kimliği kavramı kafa karıştırıcıdır çünkü markalaşma, pazarlama ve tasarım konuları birbirinin yerine kullanılır. Şirketleri ve ziyaretçileri çekmek için bir slogana, logoya veya satış konuşmasına sahip olmakla ilgili değildir; daha ziyade kimlik, bu faaliyetlerin temeli ve arkasındaki özdür.

Bir şehir kimliği onun DNA'sıdır. Bir şehrin kimliği, kişinin kimliğine benzetilebilir. Herkesin kendisini birey olarak tanımlayan genetik yapısı, karakteri ve yaşanmış deneyimleri vardır. Bu kimliğe dayanarak, insanlar kişisel markaları aracılığıyla kendilerini temsil ederler. Açık ve doğru bir küresel kimlik oluşturmak, tüm bölgesel paydaşlar arasında ortak hedeflere dayalı kolektif çaba gerektirir.


ASIL SORU ŞU OLMALI:
Bir şehir nasıl görünürlük kazanabilir ve uluslararası pazarda kendini nasıl farklılaştırabilir?

20. yüzyılın ikinci yarısında, birçok kent hızlı yerel büyümenin avantajlarından yararlandı. Ancak hızlı küreselleşme, kentleşme, yığılma ve teknolojik değişimden kaynaklanan aksaklıklar, daha fazla mobil ticaret ve sermaye, metropol alanlarında dünya çapında yeni rekabetlere itti.

Küresel radarda görünmek için şehirler, yerel varlıklarını doğru bir şekilde kullanmalıdır. Dış dünyadan nasıl algılandıkları konusunda meşru bir anlayış oluşturmalıdırlar. Pazarlama adımları kafa karıştırıcı ve kaynakları boşa harcayan kampanyalar yerine, paydaşları uyumlu, tutarlı bir anlatım etrafında toplanmalıdır.

 

BİR ŞEHİR KİMLİĞİ GELİŞTİRMEK İÇİN;

İhtiyacı doğru anlayın;

Sorunu anlamak, kimlik oluşturmaktan önce gelir. Metropol liderleri, bölgelerinin mevcut kimlik ve iletişim stratejisi etrafındaki zorlukları değerlendirmeli ve ele alınacak hedefleri dikkate almalıdır. Kentin kimliği biliniyor ve anlaşılıyor mu? Kimliği ne kadar güçlü? Giderilmesi gereken eksikler veya alınması gereken fırsatlar nelerdir?
 

Hedefleri netleştirin;

Çekici bir küresel kimlik, kısa ve uzun vadede, belirli hedef kitleleri (iş ve yatırım, ziyaretçiler, eğitim, sivil, kültürel vb.) etkilemeyi amaçlar. Ortak hedefler, kentin iş yörüngesini geliştirmek, yatırımları ve ziyaretçileri çekmek için cazibesini ve itibarını artırmak ve güveni ve dayanıklılığı geliştirmektir.


Bölgenin paydaşlarını ayağa kaldırın;

Küresel bir kimlik inşa etmek, bölgesel aktörlerin güçlü ittifakını gerektirir. Kendilerini şehir pazarlamacısı olarak görmeseler de, birçok farklı grup daha etkili bir kimliğe katkıda bulunabilir. Bu kimlik “ittifakını” başlangıçta organize etmek, bölgedeki farklı kuruluşların eylemlerini senkronize eder ve işbirliğine dayalı bir çaba oluşturmayı sağlar.
 

Tanımlamayı doğru yapın;

Büyükşehir liderleri sıfırdan küresel bir kimlik oluşturamazlar. Kimlik, bir bölgenin benzersiz DNA'sından ve tarih boyunca evrimleşme biçimlerinden kaynaklanır. Bu nedenle, yöneticiler bölgenin ayırt edici özelliklerini ve tarihsel köklerini derinlemesine bilmelidir. Ayrıca, küresel bir algı incelemesini tamamlayarak dış itibarını tam olarak anlamalı ve bölgenin emsallerine kıyasla fırsatlar kazanma konusundaki performansını değerlendirmelidirler. Bu, kent için dünyanın onu nasıl gördüğü ve nasıl tanıtıldığı arasındaki boşlukları tanımlar.
 

Kent Kimliğini geliştirin;

Teşhis ve algı analizlerinden sonra, bir kent, değerleri ve varlıkları ile hedef kitlelerde yankı uyandıran bir anlatıya dönüştürmek için yinelenen bir süreçten geçmelidir. Bu genellikle bölgenin tarihini, varlıklarını ve kişiliğini yeterince tanımlayan bir hikaye olarak sunulur, böylece bilgili bir izleyici, adını görmeden dahi hangi şehir olduğunu tahmin edebilir.
 

Süreci iyi planlayın;

İvme yaratmak ve uygulamanın güvence altına alınması, gerçekçi zaman çizelgeleri, ayakları yere basar proje adımları, yönetişim ve finansman kararları gerektirir. Kimlik oluşturma süreci boyunca kaynak kullanımı, yönetimi, kapasiteleri ve finansman modelleri dikkate alınmalıdır.
 

Doğru tanıtın

Kent kimliğini yansıtmak, yeni çalışmaların yanı sıra sınırlı kaynaklarla daha geniş erişime ulaşabilen katılımları gerektirir. İlerleme baştan sona rakamsal olarak ölçülmelidir. Şehirler, kimlik oluşturma çalışmalarını kısa ve uzun vadede uygulamak için tüm faaliyetleri bölümlere ayırarak ve önceliklendirerek tanıtımı detaylı planlamalıdırlar.
 

ŞEHİRLER NEDEN KÜRESEL KİMLİKLERİNİ GELİŞTİRMELERİ GEREKİYOR?

Giderek daha kentsel ve ekonomik olarak bütünleşmiş bir dünyada, insanlar ve fikirler bir yerden bir yere hızla hareket ediyor. Bu nedenle şehirler, çekiciliklerinin ardında yatan temel kimliği anlamalı ve dış dünyaya iletmelidir. Bu arada, kent sakinlerini kentlerine sahip çıkma hususunda iştahlandırmak için özel bir çaba harcanmalıdır.

Kısaca tutarlı ve özgün bir kimliğe dayalı olarak ayırt edici ve farklılaştırıcı bir karakter taşıyan şehirler diğerlerine göre daha rekabetçi olur ve dünya onun hikâyelerini öğrendiğinde inanılmaz fırsatlar kazanır.

NOT:
İzmir’imizin kurtuluşunun 100. yıldönümünü kutluyor, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, kahraman silah arkadaşlarını, gazilerimizi ve adları bilinmeyen tüm kahramanları sonsuz minnet, şükran ve rahmetle anıyorum.

İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth 96 yaşında hayatını kaybetti. Kraliçe'nin ölümü 'Londra Köprüsü yıkıldı' parolasıyla duyuruldu. Yaşasaydı Galler Prensesi Diana belki bugün kraliçe olacaktı.

 

Bu yazı toplam 5327 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
Dilek ALP Arşivi