1. YAZARLAR

  2. Tuncer Altunbulak

  3. JAN VALJAN’DAN NASTASYA’YA
Tuncer Altunbulak

Tuncer Altunbulak

Yazarın Tüm Yazıları >

JAN VALJAN’DAN NASTASYA’YA

A+A-

 

 

Yazacağım öykü Pendik Sahili’nde geçti.

Biri genç, diğeri orta yaşlı kadının karşılıklı birbirine ağza alınmayacak sözlerle birbirlerini aşağılamaları, acıtmaları gerçekten de beni de bu kavgayı seyreden herkesi de acıttı.

Ben şahsen, ateşte iyice kızdırılmış demirle dağlanmış gibi oldum.

Saç saça, baş başa dövüşselerdi söyledikleri kötü sözlerden daha acı verici olmazdı.

‘Dil yarası kılıç yarasından daha beterdir’ diyenler boşuna dememişler.

Birden bire nerden geldi, bilmiyorum. Yaşlı, sakallı bir adam elindeki bastonla bir girişti kadınlara, hiç biri itiraz edemedi.

Ayrıldı, gittiler.

Yedikleri sopa da cabası.

Oradaki herkes teşekkür etti amcaya.

Orta yaşlı kadının oradakilere anlatımlarından anladık ki, aynı mahallede komşularmış

‘Kadın, kadının düşmanıdır’ derlerdi de inanmazdım. Bu hadiseyi gözlerimle görünce, inandım..

Kadınlar hakkında onca yazı yazdım, kadınları taciz edenleri, aşağılayanları,ötekileştirenleri en acı sözlerle eleştirdim.

İnsan hayatının en üstün amacı; nezaket, terbiye ve inceliktir.

Çağdaş ve medeni olmanın yolu, bu güzel davranışlardan geçiyor.

Bu güzel davranışlar hanımlara çok daha iyi yakışıyor.

Devletin ve erkeklerin kadınlara olan gerici bakış açılarını yenmenin yolu hanımların birbirlerine kabaca, düşmanca davranışlarıyla değil bir araya gelip örgütlenmeleridir.

Başkalarının dedikodusunu yapmak, haklarında ileri, geri konuşmak, önyargılı davranmak, namus ve haysiyetlerine dil uzatmak; cahillerin, iki yüzlülerin, kadın düşmanlarının, kadınları seks objesi gibi algılayanların işidir.

Onlara yakışan böyle şeylerdir.

Ben şahsen, cahil bir kadını yönetmektense zeki, yaratıcı, nazik ve zarif bir kadın tarafından yönetilmeyi tercih ederim.

Tarihte kocaman kocaman devletleri yöneten, erkeklerden daha adaletli yöneten çok kadın vardır.

Komşu olan o iki kadın belki de birbirlerinden özür dilemiş, şimdi barışmışlardır, bu tür durumlarda özür dilemek bir erdemdir.

İnsanlar bu erdemliliği birbirlerine gösterebilmişlerdir.

Böyle sıradan insanların hayat hikayeleri, davranışları beni çok etkiler.

Bu olayı gördükten sonra üstat Dostoyevski’nin ‘Budala’ isimli romanı gözümün önüne geldi.

Bu romanın bir yerinde kavgalarını izlediğim bu iki kadının birbirlerine karşı söylediği sözlere benzeyen bir sahne var.

Bu sahnede de birisi çok zengin, genç bir kızla, meyhanelerde şarkı söyleyen, para karşılığı …… olan, feleğin çemberinden geçmiş, orta yaşı epey geçmiş bir kadının birbirini aşağılayan çatışmaları var.

Mesela Aglaya’yla (genç kız) Nastasya…

Nastasya, Aglaya’ın hanımlığını, temizliğini servetine bağlar.

Kendi düşkünlüğünü ise, toplumsal koşullardan kaynaklandığını söyler.

Aglaya, Nastasya’ya ‘temiz, namuslu bir kadın olmayı seçseydiniz gider, çamaşırcılık yapardınız’ der.

Yazar burada Nastasya’nın  gençliğinin, güzelliğinin bittiği zaman başına gelecek felaketleri anlatmaya çalışır ve der ki Nastasya’ya:

‘Bir gün gelip çamaşırcılık yapacaksın. Çok geç olmadan şimdi gel çamaşırcılık yap’

Nastasya gibi kadınlara kitaptaki bu sahne bir masaldır.

Yazar, yani Dostoyevski burada Nastasya’nın yanında durur.

Nastasya’ya ağır sözler söyleyen ve aşağılayan Aglaya’ya ‘Yeter artık haddini aşıyorsun, haksızlık yapıyorsun Nastasya bu işleri isteyerek yapmıyor. Sosyal adaletsizliğin kurbanı o. Sen O’nu tanımıyorsun. Açlık nedir bilmiyorsun. O’ndan özür dile, gönlünü al.’

Nastasya Romanın erkek kahramanı.

Prens Muşkin’e büyük tutkuyla aşık olur.

Bu romanda Dostoyevski 1860’lı yılları Rusya’sının ekonomik, politik ve kültürel durumunu anlatır.

Nastasya karakteriyle de Çarın emekçi sınıfa yaptığı baskıyı, zulmü anlatır.

Nastasya kalabalık bir ailenin bireyidir. Banası sakat, annesi veremli, diğer kardeşleri çocukturlar. Yağtığı işle bu on kişiyi barındırmaya çalışır.

Viktor Hügo’nun ‘Sefiller’ isimli romanına banzer.

 

Bu romanda da bilenler okuyabilirler.

Kız kardeşinin aç çocukları için bir gece, bir fırından, bir ekmek çalar.

Jan Valjan, açlık, yokluk.

Olay Fransa’da geçer.

Türkiye’de de öyledir.

Çocuklarımız büyüdüklerinde iş bulabilecekler mi?

Mutlu olabilecekler mi diye her gün yüreklerimiz daralır…

 

 

 

 

 

Bu yazı toplam 534 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.