Tuncer Altunbulak

Tuncer Altunbulak

ZOR ZAMANLARIN ÇOCUKLARI

ZOR ZAMANLARIN ÇOCUKLARI

Sevgili okurlar,

Çok büyük meselelerin yaşandığı zor zamanlardan geldik bugünlere. Aynı zor zamanları bugünlerde de yaşıyoruz. Bu zor zamanlar yüzünden, yüz yıla yakındır özgürlükler ve demokrasi bir türlü gelmedi ülkemize. Bu yüzden bir türlü mutlu olamadık halk olarak; isteklerimiz yerine getirilmedi. Yani ülkemizde yaşanan her türlü kötülüğün sebebi bu zor zamanlar bahanesi desem, yanlış olmaz.

Bir türlü bu zor zamanları aşamadık; bu gidişle aşamayacağımız da çok belli. Ne zaman halkın demokrasi ve özgürlük talebi olduysa, yüz yıldır bizi yönetenler “Şu zor zamanları aşalım” dediler. Yedi sekiz hükümet gördüm; yoksulluk, hastalıklar ve delilik benim hayatımdan nasıl çıkmadıysa, zor zamanlar da Türk halkının hayatından bir türlü çıkmadı. Çünkü idare sistemimiz zor zamanlar üstüne inşa edilmiş; sosyolojik bir gerçekliğimiz de bu zor zamanlar bahanesidir.

Mesela ben, yetmiş beş yıl önce yine böyle zor zamanlarda, yoksulluk ve açlık içinde doğmuşum. Ortaokula gideceğim gün, babamın bana takım elbise alması gerekiyordu. Babam da bu paranoyaya uyarak, “Oğlum, aile olarak çok zor zamanlardan geçiyoruz, şimdilik elbiselerini Kızılay’dan alalım,” dedi.

Evlilik çağına geldim; babam, “Bu yıl olmaz, ertesi yıl,” dedi. Ertesi yıl geldiğinde yine “Zor zamanlardan geçiyoruz,” deyip evliliğimi uzun yıllar erteledi. Zor zamanlar, bir türlü ülkenin gündeminden çıkmadığı gibi ailemizin gündeminden de çıkmadı.

Çeşitli hükümetlerden halka miras kalan en önemli varlık, bu zor zamanlar efsanesi oldu. Zor zamanlar devreye girdiği zaman akan sular duruyor. Babamın bana uyguladığı, onun babasının da ona uyguladığı, benim de çocuklarıma uyguladığım bu “zor zamanlar” ikna metodu ne yazık ki hâlâ devam ediyor.

Ülkemizin zenginleşmesini, medenileşmesini engelleyen en önemli bahanelerden biri zor zamanlar bahanesidir. Bu yüzden ülkemizin millî geliri bir türlü yükselmedi; sanayileşemedik, teknolojide ve bilimde ilerleyemedik. Toplum olarak tam yüz yıldır bu bahaneden bir türlü kurtulamadık; alıştık ve ne yazık ki aynı zamanda yadırgayamaz olduk. “Kader kısmet” deyip geçiyoruz artık.

Bir gazetenin reklam sayfasında görmüştüm: Sözde sanatçılarımızdan birisi, sadece ayağına giyeceği terliğe yedi yüz bin TL vermişti. Dünyada kimi alanlarda en alt sıralarda olduğumuz hâlde, milyarder yetiştirmede hemen hemen birinci sıralardayız. Her yıl vergi vermeyen yüzlerce trilyonerimiz ortaya çıkıyor; bankaların kârları katlanarak büyüyor; milletvekillerinin, bakanların maaşları yükseliyor.

Sevgili okurlar, yani zor zamanların onlar için herhangi bir geçerliliği yok. Zor zamanlar sadece köylülere, işçilere ve halka uygulanıyor.

Kırk yıl önceydi: Çocuklarım sarılık hastası olmuştu. Götürdüğüm doktor, “Kardeşim, sen bunlara hiç et, süt ve bal gibi proteinli gıdalar yedirmedin mi?” demişti. Birkaç yıl sonra başka bir doktor da benim için aynı şeyleri söylemişti. Ne yazık ki babam da yoksulluk, yani yetersiz beslenme yüzünden ölmüştür.

Tüberküloz, delilik, kanser ve buna benzer bir sürü hastalık, zor zamanlar hastalıklarıdır. Ben zor zamanlar çocuğuyum. Şimdi kimileri ucuz edebiyat yaptığımı sanacaklar; onlar sanmaya devam etsinler. Sözünü ettiğim şeyler sadece benim gerçekliğim değil, Türkiye’nin en önemli gerçeklerinden biridir.

Zor zamanların çocuklarıyız, diyorum ya… Herkes bilir, evlat edinme gibi bir meselemiz var. Yoksul, işsiz, hayata tutunamayan kimi insanlarımız, çocuklarından birini, gerekirse ikisini, varlıklı ve çocukları olmayan insanlara evlatlık olarak veriyorlar. Bu, bugünün bir uygulaması değildir; yüzyıllardır devam etmektedir.

Bu çocuklardan bir kısmının başına büyük kötülükler geliyor. Yine ekonomik nedenlerden dolayı okula gidemeyen, atölyelerde hatta fabrikalarda çalışan, iş kazalarında ölen yüzlerce çocuğumuz var. Yine ekonomik nedenler yüzünden ayrılan eşlerin, sokaklara düşen çocukları var.

Elbette ki zor zamanlar bahanesini yaşamayanlar, yaşanan bu kötülükleri anlamayacaklardır. Onlar zor zamanlar değil, hoş zamanlar yaşıyorlar.

Sevgili okurlar, şimdi size çok önemli kitaplardan söz etmek istiyorum. Ünlü Rus yazarı Lev Tolstoy’un Diriliş isimli romanında, yoksul bir ailenin zengin bir aileye evlatlık olarak verdiği kızlarının başına gelen insanlık dışı bir olay anlatılmaktadır. Yine dönemin Fransa’sında, bizdeki gibi zor zamanlarda doğan bir kızın hayat hikâyesini ünlü yazar Émile Zola, Nana isimli romanında anlatmaktadır.

Okuyanlar bilirler, filmi de yapılan Kamelyalı Kadın isimli bir roman vardır. Bu eser, Alexandre Dumas fils’in en önemli romanlarından biridir. Bu romanda da zor zamanlarda doğmuş, başına kötü işler gelmiş bir kadının hayatı anlatılmaktadır.

Ülkemizi sorarsanız, bu tür konuları anlatan yüzlerce roman, öykü ve hikâye yazılmış; filmler çekilmiştir.

Bu yazı toplam 177 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Tuncer Altunbulak Arşivi

MODA

09 Nisan 2026 Perşembe 07:03