Fatoş Özut Kırtay

Fatoş Özut Kırtay

AZ-GARİ

AZ-GARİ

Türkiye ekonomisinin büyüme rakamları bir yana… Sokağa çıktığımızda artık gerçek insan hikâyeleri konuşuyor.

Bugün ekonomi bir figür değil; mide ağrısı, fatura kaygısı, geçim davası oldu.

Açlık sınırı: Basit bir sayı değil

Resmî araştırmalara göre dört kişilik bir ailenin aylık açlık sınırı 30 bin TL civarına çıktı.

Yoksulluk sınırı ise neredeyse 100 bin TL’yi buluyor.

Bu rakamlar sadece istatistik değil; alışveriş sepetinin içinden çıkan gerçek bir yük.

Bir lokma ekmeğin bile lüks sayıldığı hayatların göstergesi.

Bu rakamların üzerine çıkan maaş var mı?

Asgari ücret: Artış var ama yetmiyor

2026 yılında asgari ücret %27 civarında artışla net 28 bin TL oldu — bu resmi rakam.

Ancak bu artış açlık sınırına bile tam ulaşamıyor. Yani çalışıyorsun ama hala insanca yaşamak için yeterli değil.

Sendikalar ve işçi temsilcileri, asgari ücretin insan onuruna yaraşır yaşam düzeyine çıkarılması gerektiğini savunurken, bu artışın sadece rekâbetçi ekonomi karşısında bir telafi niteliği taşıdığını vurguluyorlar.

Emeklilerin, bir ömür çalışmanın sonunda aldıkları maaşın esamesi bile yok.

Yıllarca emek vermiş, vergi vermiş insanlar için durum daha da acı.

2026’da emekli maaşlarına yapılan zam oranı SSK ve Bağ-Kur emeklileri için yaklaşık %12, memur emeklileri içinse %18 civarında açıklandı.

Fakat TÜRK-İŞ’in araştırmasına göre zamlı haliyle en düşük emekli maaşı bile açlık sınırının yaklaşık 11 bin TL altında kaldı.

Bu demek oluyor ki:

Ömür boyu çalıştığın halde, bugün açlık sınırının altında yaşamak zorunda bırakılıyorsun.

Gerçek enflasyonla resmi enflasyon arasındaki rakam, uçurum...

Maaş ve emeklilik zamları, resmî (sözde) enflasyon oranına göre hesaplanıyor.

Ancak halkın cebindeki zamları ve cari fiyatları düşündüğünde gerçek enflasyonun çok daha yüksek olduğu gün gibi ortada...

Bu durum, maaşlar satın alma gücünü koruyamıyor anlamına geliyor — ki uzmanlar da bunu teyit ediyor.

Özel sektörde ise durum daha da iç karartıcı. Asgari ücretin üzerinde maaş alan milyonlarca çalışan, artan yaşam maliyetleri karşısında eriyen gelirleriyle boğuşuyor.

Bu bir ekonomik bilanço değil; vicdan zorlamasıdır.

Ekonomi rakamlarla konuşur, politika söylemlerle…

Ama bir anne, baba, emekli, işçi, nihayetinde günlük hayatını sürdürebilmek için mücadele ediyor.

Üretene verdiğini geri al, çalışanı, emekliyi, hatta emeklileri sürdürülebilir bir yaşamdan mahrum bırak ve ülke refahı yükseliyor de!

İnsanca yaşamak bir ayrıcalık değil, en temel haktır.

Bir ülkede ekonomi iyi mi kötü mü anlamak için grafiklere bakmaya gerek yok.

Bir pazara çık, bir emeklinin evine gir, bir özel sektör çalışanının ay sonunu dinle…

Gerçek orada.

Bugün Türkiye’de dört kişilik bir ailenin açlık sınırı asgari ücreti aşmış durumda.

Yoksulluk sınırı ise artık orta sınıfın hayal bile edemeyeceği rakamlarda.

Çalışan çalışıyor ama doymuyor.

Emeklilerin durumu daha da vahim.

Pazarda fileyi yarıda bırakan anne

İlacı ikiye bölen emekli...

Özel sektörde, asgari ücretin biraz üstüne şükretmesi beklenen çalışan...

Diğer yanda:

İtibardan tasarruf olmaz denilerek büyüyen makamlar...

Bir maaşla değil, birden fazla maaşla sürdürülen hayatlar...

Koruma orduları, lüks araçlar, bitmeyen temsil giderleri...

İroni tam da burada başlıyor.

Vatandaşa “sabır” önerilirken, vatandaş enflasyonla mücadeleye davet edilirken, aynı anda sefahat içinde bir yönetim pratiği normalleştiriliyor.

Emekliye yapılan zam, daha cebine girmeden eriyor.

Ama yöneticilerin harcama kalemleri hiçbir zaman daralmıyor.

Bir emekli maaşıyla bir ay mutfak masrafı bile karşılanamazken, bir yöneticinin tek bir akşam yemeği, bir emeklinin aylık gelirine denk geliyor.

Buna rağmen vatandaştan beklenen şey hep aynı:

“Biraz daha dişini sık.”

Özel sektörde durum daha mı iyi?

Hayır.

Asgari ücretin biraz üstünde maaş alan milyonlarca çalışan, resmî olarak 'orta gelirli' sayılıyor ama fiilen yoksul yaşıyor.

Kira, fatura, gıda derken maaş daha ele geçmeden buharlaşıyor.

Refah artışı kâğıt üzerinde kalıyor, mutfağa hiç uğramıyor.

Ekonomi büyüyormuş…

Kim için?

Rakamlar ortada, el insaf!

Bu bir ekonomi meselesi olmaktan çıktı.

Bu artık adalet, vicdan ve ahlak meselesi.

Bir ülkede yöneticilerin hayat standardı ile vatandaşın yaşam mücadelesi arasındaki makas bu kadar açıldıysa, orada sorun enflasyondan büyük, kurdan derindir.

Krizin bir de konuşulmayan yüzü var, denetimsizlik...

Ahlaki erozyon da diyebiliriz.

Aynı ürünün aynı mahallede bile farklı fiyatlarla satıldığı, etiketin olduğu ama kuralın olmadığı bir arsızlık içindeyiz.

Ekonomi bozuldukça bazı esnaf için geçim derdi, fırsatçılığın bahanesine dönüşüyor.

Devlet denetlemiyor, ölçü kaçıyor, bedeli yine vatandaşta.

Enflasyon sadece rakamlarla değil, vicdan kaybıyla çökmüş durumda...

Efendiler yeter, az yiyin gari!

Bu yazı toplam 389 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Fatoş Özut Kırtay Arşivi

ÇARK

10 Aralık 2025 Çarşamba 07:03

KEŞKE

12 Kasım 2025 Çarşamba 07:03