YOKSULLUĞUN RESMİ
Yıllar önce Zonguldak’ta bir inşaatta çalışırken iş sahibi kollarımın zayıflığını görmüş, “Ne zayıf kolların var” demişti. Sırtımdaki çimento torbasını sırtımdan almış, “Sen bu hâlinle elli kiloluk bu yükü taşıyamazsın” demişti. İşten kovacak diye çok korkmuştum. 1.80 boyuma 60 kilo olmam dengesiz geliyordu.
Köyde aç kalmamıştık ama ailece çok yoksul yaşamıştık. Babam köyün en yoksul adamıydı. Yedi nüfusa bakacak iki ineğimiz, beş de koyunumuz vardı. Babam yazın zengin köylere tırpana gider, kışın da gurbete çıkardı.
Yıllar sonra Gebze’ye geldim. Çok iyi denilebilecek bir işe girdim. Gerçekten cebimiz para, midemiz et, süt, yoğurt tatmıştı. Yaşadığım yoksulluğun intikamını almak için her hafta çocuklarımla Galata Köprüsü’nün altındaki lokantaya gider, orada balık yerdik. Hem İstanbul’un tadını çıkarıyor hem de köyde yaşadığım kötülüklerin, ötekileştirmelerin ve yoksulluğun intikamını alıyordum.
Köyde yaşayanlar, şehirdekilerin devamlı et, süt gibi şeyler yediklerini sanırlar. Nerede o günler, keşke öyle olsa. Köyün en varlıklısı bile bir koyunu ölmeden ya da hasta olmadan kesip yiyemez. Benim anlattığım dönem 1950 ve sonrası yıllardı. Köylerde büyük bir yoksulluk vardı. Ekmeğin, peynirin ve hamur gibi yemeklerin dışında kimsenin bir şey yediği yoktu.
Sevgili okurlar, ben bu ülkede altı yedi iktidar, dört darbe gördüm. Yönetenler böyle sanmasa da Türk halkı ekmeğine sabır sürmüş, suyuna da şükür katmıştır. Biz eğitimi öğretmenlerden değil, yoksulluktan almışız. Yani açlıkla ve yoksullukla terbiye edilmişiz.
Hem sonra bu ülkede eğitim dediğimiz şey, kısa bir süre için uygulanan Köy Enstitüleridir. O da sermaye sınıfının ve köy ağalarının işine gelmediği için kısa süre sonra kapatılmıştır. Bu ülkede eğitim dediğimiz şey, okuma yazma öğrenmekten başka bir şey değildir.
Bütün bu yoksulluklar köylüleri çok yormuş; kanser gibi, verem gibi hastalıklara düçar etmişti. Söylediklerimin doğru olduğunu yaşları yetmiş, seksene ulaşmış insanlar bileceklerdir. Aynı yoksunluklar, aynı hastalıklar ne yazık ki günümüzde de yaşanmaktadır.
Aile hayatımız bozulmuş; iyi bir hayata kavuşmanın yolunu insanlar şans oyunlarında, kumarda ve Millî Piyango gibi safsatalarda aramaktadırlar. İçkiye sarılanların, kumar oynayanların nedeni de bence yoksulluktan başka bir şey değildir.
İki gün önce bir parkta sabahlamış bir adam, yemin ederek “Üç gündür ağzıma bir lokma ekmek koymadım” demişti. Açlığını nasıl bastırdığını da anlatmıştı.
Sevgili dostlar, ben bunu zaman zaman anlatırım: Dengeli beslenmeyi, oturup kalkmayı, hatta konuşmayı bile askerlikte öğrendim. O güne kadar insanları bile tanımıyordum. Ülkemdeki bütün farklı kültürleri askerlikte gördüm. Açlık ve yoksulluk nereye gittiysem arkamdan geldi ve bir gölge gibi beni takip etti.
Victor Hugo’nun Sefiller isimli romanını okurken, askerdeyken bir gün mutfaktan yürüttüğüm ekmeği hatırlamıştım. O ekmeğin öyküsünü Hugo’nun Sefiller isimli romanında okuyunca, açlığın dünyanın neresinde olursa olsun aynı olduğunu görmüştüm. Bu romanda, kız kardeşinin aç çocukları için bir fırından sadece bir ekmek çaldığı için romanın başkahramanı Jean Valjean 19 yıla mahkûm olur. Hugo, 1800’lü yılların Fransa’sının açlığını, yoksulluğunu ve adaletsizliğini bu romanda öyle güzel anlatmıştır ki…
Sevgili okurlar, sözünü ettiğim bu konuyu gece yattığınızda şöyle etraflıca bir düşünün. Özellikle karnı tok, sırtı pek olanlar kendilerini benim yerime koysunlar. Yoksulluğu düşünün. Ülkemizdeki parklarda, köprü altlarında, hastanelerin acil servislerinde yaşayanları düşünün. Aç insanlar asla doğru dürüst düşünemez, doğru kararlar alamaz.
Hiç kimse yoksulluğu övmesin, yoksulluğu övenleri de dinlemesinler. Yoksulluk övünülecek bir şey olur mu? Bu ülkede yoksulluğu övenler olduğunu biliyorum. Hepsi de milyarder, karınları tok, sırtları pek insanlar. Onlar yoksulluğu bu kadar övüyorlar ya, mallarını, servetlerini yoksullara dağıtsınlar. Madem yoksulluk bu kadar güzel, kendileri yoksullaşsınlar. Gecelerini kuş tüyünden yastıklarda, ipekten yorganların altında geçirmek yerine şöyle parklarda, sokaklarda, hastanelerin acil servislerinde yaşasınlar da görelim.
Sözünü ettiğim bu yoksul insanlar da bu ülkenin yurttaşlarıdır. Bu ülkede doğmuş, büyümüş, askerlik yapmış ve vergi vermiş insanlardır. Bilerek ve isteyerek hiçbirisi yoksulluğu seçmemiştir; kimi nedenlerden dolayı yoksulluğa düşmüşlerdir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.