Cengiz Akgün

Cengiz Akgün

SUSKUNLUK ENTELEKTÜELİN İNTİHARDIR!

SUSKUNLUK ENTELEKTÜELİN İNTİHARDIR!

Tarih boyunca toplumların omurgasını, sadece siyasi kararlar veya ekonomik hamleler değil; o toplumun ruhuna dokunan, zihnini berraklaştıran kalemler ve fırçalar oluşturmuştur. Sanatçı ve aydın, toplumun sadece aynası değil, aynı zamanda o aynada görünen çarpıklığı düzeltme potansiyeline sahip birer "uyarıcı"dır. Ancak bugün, bu kavramların içi boşaltılmış birer etiket haline gelmiş durumda.

Aydın ve sanatçı, doğası gereği "gören" kişidir. Kalabalıkların gürültüsü içinde henüz telaffuz edilmemiş gerçekleri sezmek, ezber bozan sorular sormak ve geleceğin karanlık köşelerine ışık tutmak onların asli görevidir. Onlar, toplumsal vicdanın sigortasıdır; haksızlığın karşısında sadece bir "fikir" değil, bizzat bir "duruş" inşa ederler.

Öncü olmak, popüler olana alkış tutmak değil, gerekirse yalnız kalma pahasına gerçekten yana tavır almaktır. Yol göstericilik ise bir dogmayı dayatmak değil, insanı kendi özgür düşüncesine ulaştıracak kapıları aralamaktır.

Peki, günümüzde sıkça gördüğümüz o "suskun aydın" profili ne ifade ediyor?

Sessizlik, eğer bir strateji veya derin bir düşüncenin meyvesi değilse, çoğu zaman ikbal beklentisinin ya da konfor alanını kaybetme korkusunun bir dışavurumudur. Tarihin en zorlu dönemlerinde toplumsal travmalara, adaletsizliklere veya kültürel çürümelere karşı sessiz kalan bir aydın, entelektüel sermayesini devlete, paraya veya güce ipotek etmiş demektir.

Tepkisiz bir sanatçı ise, sadece estetik kaygılarla yaşayan bir "süs eşyası"ndan farksızdır. Toplumun canı yanarken, dünyanın gidişatına dair tek bir sözü olmayan, "benim işim sadece sanat" diyerek fildişi kulesine çekilen bir sanatçı, aslında kendi varlık sebebini inkâr etmektedir. Zira sanat, hayatın bir parçasıdır; hayatın acılarından ve umutlarından arındırılmış bir sanat ise sadece dekorasyondur.

Aydın ve sanatçının sorumluluğu, bir yasa veya zorunlulukla değil, ahlaki bir içgüdüyle başlar. Bu, toplumun üzerinde bir "vesayet" kurmak değil, toplumun sesi çıkmayan kesimlerinin çığlığına tercüman olmak, akılla vicdanı birleştiren o ince köprüyü kurmaktır.

Suskunluk, bir güvenli liman gibi görünse de aslında bir entelektüel intihardır. Toplumlar, kendilerini uyarmayan, gerçeği söylemekten imtina eden aydınlarını eninde sonunda unutur. Ancak tarihin tozlu sayfalarında iz bırakanlar, konforunu bozup hakikatin yanında saf tutanlar olmuştur.

Şimdi ihtiyacımız olan, her konuda "doğruyu" bilen bilge profillerinden ziyade; haksızlığa haksızlık, adaletsizliğe adaletsizlik diyebilen, korkmadan düşünebilen ve düşündüğünü ifade edebilen, cesur zihinlerdir. Çünkü karanlığa küfretmek yerine bir mum yakmayı seçenler, yolu aydınlatır.

Sonuç ve örnek olarak, yaşama veda eden İlber Ortaylı’ da tarihi bilgisi ve katkısı ile çok değerli ve önemli birisiydi. Ne var ki toplumun yaşadığı sorun ve sıkıntılarda hiçbir zaman ortaya çıkmadı, güç sahipleriyle iyi geçinme yolunu seçti.

Bu yazı toplam 67 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
Cengiz Akgün Arşivi