1. YAZARLAR

  2. Halil Yeni

  3. ‘’Ne Güzel Bir Dünya bu İyi ki Geldim’’
Halil Yeni

Halil Yeni

Yazarın Tüm Yazıları >

‘’Ne Güzel Bir Dünya bu İyi ki Geldim’’

A+A-

Sıdıka Umut Bursa Hapishanesinde yatmakta olan Nazım Hikmet’i ziyaret ettiğinde Nazım, bu genç kadına Felsefe okumasını önerecek, Sıdıka bu öneri üzerine Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nin Felsefe bölümüne girecektir. Ruhi Su ise aynı üniversite de bir koro kuracak, ömrünün geri kalan kısmını birlikte geçireceği Sıdıka Umut ile bu koro çalışmalarında tanışacaktır.

 

Yıl 1946’dır. Sıkıda Su Ruhi’yi yaptığı radyo programlarından, sesinden tanıyordur. Hatta annesi Ruhi Su'nun sesini ve söylediği türküleri çok seviyordur. Ruhi Su Ankara’da Sıdıka Umut ile tanışınca büyük bir aşkın ilk adımı da atılmış olur. Dünya görüşleri arasındaki yakınlığı fark ederler ilk, sonra türkülere duydukları ortak sevgiyi. Önce dost oldular sonrada sevgili.

 

Türkiye Komünist Partisi (TKP) yine sıkı takip altındadır ve çalışmalarını gizli yapmaktadır. Her ikisi de zamanla TKP ile ilişkili olduklarını fark ederler. Bu dönemi Sıdıka Su şöyle anlatır. ‘’Arkadaşlığımız zamanla ilerledi. Beş yıl kadar arkadaşlık ettik ama evlenme konusunda kararsızdık. Çünkü ikimiz de Türkiye Komünist Partisi (TKP) üyesiydik. Bunu gizlediğimiz için ilk başlarda birbirimize bile söylememiştik. Sonra, partiye gittiğimizde birbirimizin TKP üyesi olduğunu orada karşılaşınca anladık. O zamanlar, TKP üyesi olmak yasaktı. Biz de bunu kimseye söylemiyor, herkesten saklıyorduk. Bu nedenle, hapse gireceğimizi de biliyorduk.’[1]

 

Sıdıka’nın aklına gelen başına da gelir. Birlikteliklerinin en güzel adımları atılırken, 1951 yılında TKP tutuklamaları başlar. Gözaltılara yeni isimler eklendikçe Ruhi ve Sıdıka sıranın kendilerine geleceğini bilmektedir ve beklemeye başlamışlardır.  Beklenen olur. ‘’Ruhi Su’nun korosu kapatılır. 11 Kasım 1952’de Sıdıka Umut, okulu bitirmesine iki dersi kala, evinden alınarak Ankara birinci şube’ye, oradan da Sansaryan Han’a götürülür. Aynı gün, Ruhi Su’nun Kaledibi’ndeki evine de gider polisler. Ruhi, kapıyı açmaz. Biraz zaman geçtikten sonra önce Sıdıka Umut’lara gider. Sıdıka’nın götürüldüğünü öğrenir. Sonra çalıştığı Opera binasına gider, eşyalarını toplamaya… Mahir Canova’nın onu görür görmez telefona sarıldığını görür. Eşyalarını toplamış, Opera binasından çıkmıştır. Fakat daha karşıdaki geniş caddeye geçmeden motosikletli polisler Ruhi’yi durdurur. Su, kendisini Mahir Canova’nın ihbar edebileceğini düşünür.’’ [2]

 

 

Ankara’dan İstanbul’a getirilir ikisi de.  Fakat birbirlerinden haberleri yoktur. Sansaryan Han’ın en alt katındaki hücrelerden birinde, beş ayı aşkın süre kalan Ruhi ve Sıdıka ağır işkenceler görür. Dönemin meşhur işkencesi olan tabutluklara koyulurlar. Sıdıka, Ruhi Su’nun yaşadığı sorgulamaları şöyle anlatır. ‘’Ruhi Su, söylediği türkülerden dolayı her dönemde sorgulandı, sorguya çekildi. En ağır sorgulamayı 1951 “TKP Tevkifatı" içinde geçirdi; işkence gördü, "Kimlere türkü söyledin, kimler türkü dinlemeye geldi, nerelerde türkü söylüyorsun?" Bu sorgularda, sözleri ve ezgisi kendine ait olan (sonraki yıllarda, çeşitli plaklarında yer alan) türküleri bile kabul etmedi, ilkesel olarak kabul etmemesi gerekiyordu. Örneğin "15'lere Ağıt”, “Baladız Destanı”, Alevi nefesleri, sonraları Nâzım Hikmet ezgileri gibi...’’ [3]

 

Sansaryan Han’da sorgulamaların devam ettiği bir gün Ruhi Su için sıra dışı bir durum yaşanacaktır. Aylarca kanaması durmayan Sıdıka Umut askerler tarafından doktora gösterildiğinde, Ozan’ın karanlık hücresine bir güneş doğacak ve işkence seslerinin dışında farklı bir ses duyulacaktır.   Hapishane doktoru, Sıdıka Umut’a, neyi olduğunu sorar ve sessizce konuşmasını tembihler. Sıdıka Umut, kısık sesle anlatır derdiğini. Doktora gösterildiği yerin arka hücresinde ise Ruhi Su vardır. Ve gördüğü onca işkence ve uykusuz geçen gecelere rağmen Sıdıka’yı usulcacık çıkan sesinden tanıyacak, onun Sansaryan Han’da olduğunu, üstelik hasta olduğunu anlayacaktır. O gün Ruhi Su’nun orada ki en zor günüdür. Ozan çaresizdir. Sesini sevdiği kadına duyuramamakta, onun için hiçbir şey yapamamaktadır. Eli kolu bağlı olsa da ‘’Mahsus Mahal’’ türküsünü işte burada, sevdiği kadın için yazacaktır.

 

Mahpusta olsa da dostlarının yanında olduğunu, iki eli kanda olsa da aklının Sıdıka’da olduğunu anlatacaktır. Derdin ucunun derinlere saplansa da öfkesinin kında olduğunu, yaşadığı tüm acılara rağmen umudun gelecek günde olduğunu yazacaktır.

 

Mahsus Mahal derler, kaldım zindanda / Kalırım kalırım, dostlar yandadır / İki elleri kızıl kandadır kanda / Ölürüm ölürüm kardeş, aklım sendedir / Artar eksilmeyiz, zındanlarında / Kolay değil derdin, ucu derinde / Kumhan ırmağında, Karaburun’da / Bulurum bulurum kardeş, öfkem kındadır / Dirliğim düzenim, dermanım canım / Solum sol tarafım, imanım denim / Benim beyaz unum, ak güvercinim / Bilirim bilirim kardeş, gelen gündedir.

Bu yazı toplam 2327 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.