Tuncer Altunbulak

Tuncer Altunbulak

NASIL OLSA ÖLECEĞİZ

NASIL OLSA ÖLECEĞİZ

"Nasıl olsa öleceğiz" deyip malını mülkünü dağıtıp ortada kalan insanların çok olduğunu sanmıyorum. Yine de bu tür düşünen insanlar kısmen de olsa var. Bu sözü çokça söyleyerek kendilerini rahatlatan insanların olduğunu biliyorum; çünkü bu tür sözler, sıkıntıdan kurtulmak ve moral bulmak için söylenen sözlerdir.

"Nasıl olsa öleceğim" deyip gönlünü ve parasını keyfe, eğlenceye veren insanlar çokça var. Çok duymuşumdur: "Adam dünyayı ben mi kurtaracağım? Benim yaşamaya hakkım yok mu? Parayı pulu biriktirip ne yapacağım?" diyen insanları... Parasını mülkünü kumara verenler, eğlence yerlerine dadananlar, yapılmayacak mantıksız işler yapıp aç susuz meydanda kalan insanlar var. Kimilerini de tanıyorum; zaman zaman bu tür insanların gazetelerde haberleri de yapılır. Bütün düşünceleri bilinçsizcedir.

Sevgili okurlar; yüz yıl içinde biriktirdiğiniz bütün birikimlerinizi iki saat içinde, hatta daha erken kumara verebilirsiniz ya da bütün birikimlerinizi üç beş gece içinde eğlence mekanlarında yitirebilirsiniz. Bütün bu işleri yapmak yerine hayatı anlamak, anlamlandırmak için zamanımızı kullansak çok daha güzel olacaktır. Hayatı bilmiş olsak, hayat bu tür savruk ve mantıksız düşünceleri asla kabul etmez. Konfüçyüs, hayatın akla tabi olduğunu söyler. Hayat; iyilik, sağlık, güzellik ve doğruluktur. Kendisine karşı insanın pasif durmasını, savruk işler yapmasını değil; mücadele vermesini ister. Pasifliği, müsrifliği, dayanıksızlığı ve teslimiyeti hayat asla sevmez.

Ölümü hayattan bir tür kaçış olarak düşünmek mantıksızlıktan başka bir şey değildir. Ölüm de doğum gibi çok önemli bir gerçekliğimizdir. İster fakir olalım ister zengin, mutlaka zamanı geldiğinde herkes ölecektir. Zenginleşmek babadan dededen kalıyor olsa da aklını kullanan insanlar isterlerse zengin olabilirler. Hayatta en önemli şey elbette ki ne zengin olmak ne de fakir kalmaktır. En önemli şey kötülüklere, baskılara karşı mücadele vermektir.

Hayatı bir değirmene benzetenler var. Derler ki: "Değirmenin amacı un çıkarmaktır; hayatın amacı da doğru işler yapmak ve güzel yaşamaktır." Değirmeni de hayatı da işler ve verimli hale getiren insanlardır. İnsanlar değirmeni nasıl ıslah edebiliyorlarsa hayatı da aynı biçimde ıslah edebilirler. Hayatın ıslahı için yüzlerce bilim insanı, araştırmacı çalışmaktadır. Yer bilimciler, mimarlar, sanatçılar, edebiyatçılar gibi insanların yaptıkları işler hayatı ıslah etmek içindir. Kültüre, dostluğa, paylaşmaya, teknolojiye ve bilime önem veren toplumlar hayatlarını da güzelleştirebiliyorlar; sağlıklı ve mutlu yaşıyorlar.

Adına hayat dediğimiz şeyler gerçekten çok can sıkıcı ve usandırıcı olabilir. Bütün bu can sıkıcılığını güzelliğe, doğruluğa dönüştürmek biz insanların elindedir. Arzu eder, aklımızı kullanırsak hayatımızı kesinlikle can sıkıcı olmaktan kurtarabiliriz. Bu, her toplum için, özellikle de bizim toplumumuz için artık bir tercih meselesi olmuştur.

Sevgili okurlar, "Nasıl olsa öleceğim" düşüncesinin yerine artık "Nasıl güzel yaşarım?" düşüncesini koymamızın zamanı çoktan gelmiştir. Hayatla ölüm düşüncesi, ancak daha iyi yaşama düşüncesiyle baş edebilir. Çok önemli bir ozanımız türküsünün bir yerinde, "Ölüm seni arar oldum nerdesin" der. O, bu türküyü kötülükler karşısında yılgınlığa düşenler için söylemiştir. Gerçekten insanlar sıkıntılı ve dar zamanlarında ölüme bir kurtuluş olarak sarılıyorlar; sıkıntıdan, dertten kurtulmanın yolunu ölümde bulmaya çalışıyorlar. Sıkıntıdan kurtulmanın yolu, zamanı gelmeyen o ölümü istemek değil; sıkıntılara, dertlere karşı akıllıca mücadele etmektir. Elbette ki bu tür konuları insanlara anlatmak, kabul ettirmek zordur. Herkesin yaşamdan bekledikleri farklı farklıdır.

Sonuç olarak; hayat hakkında yeterli bilgisi ve fikri olmayanın derdi ve sıkıntısı çoktur, çözüm de bulamaz. Elbette ki bütün toplumlara yakışan; insanı dışlamayan, insana huzur veren, sağlık ve mutluluk veren bir yaşam biçimidir. Ünlü ozanımız Nazım Hikmet, "Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine" der. İşin özü de budur.

Her konuda olduğu gibi bu konuda da kimsenin kimseye düşüncesini zorla dayatma hakkı yoktur. Hiç kimse başka bir kimseyi kendisi gibi yaşamaya zorlayamaz. Nasıl herkes kendine yakışanı giyiyor, renkleri seçiyor, kendi damak tadına göre yemek beğeniyorsa; hayatı da kendi fikrine göre yaşama hakkı vardır. İyidir, kötüdür ama onun arzusudur ve fikridir. İnsanların bu konulardaki tercihlerine hepimizin, herkesin saygı göstermesi gerekir.

Ne diyor Yunus Emre:

"İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, sen kendini bilmezsen???

Bu yazı toplam 267 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Tuncer Altunbulak Arşivi