1. YAZARLAR

  2. Dilek ALP

  3. KENT SERİSİ 16: TRİBÜNLERİN SAYGIN YAZARI ERAY EMİN AYDEMİR
Dilek ALP

Dilek ALP

Yazarın Tüm Yazıları >

KENT SERİSİ 16: TRİBÜNLERİN SAYGIN YAZARI ERAY EMİN AYDEMİR

A+A-

Röportaj:

Eray Emin Aydemir

Gazeteci, Yazar

Kasım 2021 / İstanbul – Dilek Alp

 

"İstekleriniz, bölüşmekle azalan şeylere bağlandığı için, yürekleriniz haset duygularıyla kabarıyor."
İlahi Komedya, Dante Alighieri
-

2016 yılında, Çağın Göz Hastanesinin hazırladığı, bana göre kültür ve sanat alanında parmakla gösterilecek şıklıkta bir dergi olan “Gözden” için bir araya gelmiştik sevgili gazeteci yazar Eray Emin  Aydemir ile. Benimle yapılacak olan röportajı hazırlamıştı kendisi. İlk sohbetimizde, hayatıma dair kimsenin dikkatini çekmeyen kılcal damarları araştırdığını fark edince çok şaşırdım. Gazetecilik altyapısını öğrendikten sonra kitapları hakkında konuşmaya başladık. Konuştukça gündelik hayatın sahteliğinden ne kadar uzak olduğunu ve damıtılmış derin zevkleri olduğunu gördüm. Bilime tutkusu, gerçeklikten uzaklaşmayan bakış açısını yıllar boyu hayranlıkla izledim. Sonra “Standart Dergi’de” şahane bir röportaj ile tekrar bir araya geldik ve derginin alışık olmadığı bir tarzla, okuyucu ile buluştuk.

Yaşadığı kente ve kentin tribünlerine inanılmaz zenginlik ve değer katan bu değerli genç yazarı sizlerle buluşturmaktan çok memnunum. Umuyorum bu röportajı okurken siz de çok zevk alacak, kentin sıkışıklığından kendini kurtarmış bir Viking’in izlerini takip edeceksiniz.
-

“Tribünlerin Yazarı” olarak anılmak çok değerli. Bir tarafa mensup olmanıza rağmen diğer takım taraftarları tarafından da takip ediliyor ve seviliyorsunuz. Dengeyi bulmak zor değil mi?

Tribünlerin Yazarı” olmak, bir camianın içerisinden öne çıkan biri olarak kabul görmek gerçekten çok değerli ve keyifli. Beşiktaş Genel Kurulunda ya da evimizde oynadığımız maçlarda insanların gelip “sen bizim camiamızın çocuğusun” ve “İyi ki Beşiktaşlısın” dediklerinde yaşadığım mutluluğu unutamam. Sosyal medyada hangi tribünde maçı izleyeceğimi yazıyorum. Bir bakıyorum okurlar maç öncesinde kitaplarımı imzalatmak için geliyorlar. Güzel şeyler bunlar. Evet, Beşiktaş taraftarıyım. Ancak diğer takım taraftarları da takip ediyor ve kitaplarımı okuyorlar. Bunun nedeni tarafsız rolü yapmamam sanırım. Ben tarafım, bunu da yansıtıyorum. Samimi olmam takdir ediliyor.
 
Beşiktaş tutkusunun bir hikâyesi var mı?

Hüzünlü bir konu aslında Beşiktaşlı olmam. Anneannemin kardeşi TCG Dumlupınar Denizaltısında (4 Nisan 1953) şehit düşmüş. Beni sürekli ona benzetirlerdi, o da koyu bir Beşiktaş taraftarıymış. Genetik gerçekten ilginç bir alan. Fotoğraflarına baktığımda da benzediğimizi fark ediyorum. Bu nedenle anneannem Beşiktaşlı yaptı beni diyebilirim. İyi ki de yaptı.

“Gazetecilik / Spor muhabirliği / Yazarlık” üçlemesi birbirini nasıl besledi?

Birbiriyle bağlantılı alanlar olduğu için her geçen gün kalemimin güçlenmesini sağladı. Gazetecilik sanırım insan gözlemleme ve değerlendirme yeteneği katıyor. Bundan çok faydalandım kitaplarımda. Spor muhabirliği açısından düşündüğümüzde haber peşinde koşmanın, detayları merak etmenin, ufacık ayrıntılardan büyük ve doğru sonuçlar çıkarmanın getirdiği avantajları hep yaşadım. Özel yetenekler katıyor insana. Yazarlığa en büyük katkısı hakkında ise sürekli söylediğim bir fikrim var; “Edebiyatçı toplumu çok iyi gözlemlemeli.” Türkiye’de yaşıyorsanız futbol iklimini gözlemlediğinizde toplumun reaksiyonlarını, neye tepki verdiğini, neye üzüldüğünü görebilirsiniz. Umberto Eco’dan, Eduardo Galeano’ya, Albert Camus’tan Aziz Nesin’e kadar birçok özel kalemin bu oyuna kafa yorduğunu ve bu konuda eserler verdiğini görebilirsiniz. Oyunu yakaladığınız an toplumu da bir açıdan yakalamış olursunuz.

 Futbolun kente ve kentliye etkileri inanılmaz kuvvetli, düşüncelerinizi merak ediyorum.

Yaşadığım şehir İstanbul bu açıdan çok şanslı. Üç tane devasa kulübe ev sahipliği yapıyor. Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe şehre anlam katıyorlar. Maç günleri bulundukları semte birçok katkıları mevcut. Bir karnaval ortamı yaşanıyor. Bu üç kulüp öyle bir güce sahip ki sadece İstanbul’da veya Türkiye’de değil, tüm dünyada taraftarları var. Muazzam bir sosyal yapılanma. İstanbul dışına çıktığımızda ise aslında kent takımlarının o kente etkisinin daha fazla olduğunu görüyoruz. Kocaelispor mesela. Çok başarılı olduğu bir dönem vardı. İzmit’e kattığı değer tartışılmaz. Şehir tüm maç atmosferini maç gününde yaşıyordu.  Bunlar çok değerli şeyler. Sadece ticari olarak bakmamak lazım. Esnaf doğal olarak maç günü daha fazla iş yapar ama insanların kaynaşması, ortak bir aktiviteye yönelim çok değerli. Beşiktaş taraftarları ile yıldızları pek barışmasa da Kocaelispor’un ait olduğu yere, Süper Lig’e dönmesini çok istiyorum.

Bilim ve bilim insanları neden önemli sizin için?

Örnekler üzerinden yanıtlamak istiyorum bu sorunuzu. Şu an Covid-19 küresel salgınının etkisi altındayız. Bilim olmasaydı emin olun Avrupalıların “Kara Ölüm” olarak ifade ettiği Ortaçağ’da devletleri yok etme noktasına getiren Veba hastalığı gibi bir durum yaşanırdı. Müthiş bir çaba var pandemiyi sona erdirmek adına. Ancak insanların anladığından bu durumu pek emin değilim. Bilim insanlarının ve fedakâr sağlık çalışanlarının hakları yeniyor. Onlar iyi ki varlar.

Bir başka örnek, kısa bir süre önce Galatasaray-Fenerbahçe derbisi oynandı. Bir astrolog “işte Ay ile Mars şu noktada Fenerbahçe şu dakikada gol atabilir” yazmış.  İnsanlar buna inanıyor. Golü Mars, gol pasını da Satürn atacak sanırım. Gerçek anlamda bir akıl tutulması. Beşinci kitabımda da değinmeye çalıştım. Adolf Hitler de medyumlarının, mistiklerin sözünü çok dinlerdi. Ordu raporları ortadayken savaşın bir gün kendi lehine döneceğini düşünüyordu. Ancak vakit geldiğinde Rus tankları sığınağının kapısındaydı. Akıl ve bilim yolundan ayrıldığınız an sonuçlarına katlanırsınız.

Aslında biz çok büyük bir değere sahibiz. Mustafa Kemal Atatürk gibi bilimin önemine değinmiş, toplumu bilimsel düşünceye sevk etmiş bir liderimiz var. Ancak onu ne kadar anladık, gösterdiği hedefe ne kadar gidebildik? Uzun uzun düşünmemiz gerekiyor.

Çocukken uzaya büyük ilgim vardı. Bu ilgi günümüzde de devam ediyor. Fiziği severdim, matematiği anlayamayan bir insanın hayat yolculuğunun çok sıkıntılı olacağını düşünüyorum. Biyoloji ise şu an Covid-19 nedeniyle gündemimiz. Bilim insanlarına merakım da çocukken başladı. Üniversite dönemimde ise hayatlarını incelemek adına şans buldum. Özellikle İbn-i Sina ve Sir Isaac Newton beni çok etkiledi. Müthiş mücadele örneği sergiliyorlar. Avrupa ve Asya’daki bilim insanları bedeller ödemeyi göze almayıp akışına bıraksalardı şu an halen Ortaçağ’da olurduk. Şimdi ise Mars’ta kolonileşmeyi konuşuyoruz. Bilimi seviyorum, insanı yaratıcıya yaklaştırdığı için seviyorum. Çok sevdiğim bir söz ile bu sorunuza vermek istediğim yanıtı bitireyim.

"Doğa ve Doğanın yasası, karanlıkta saklıydı. Tanrı: ‘Newton olsun!’ dedi ve her şey aydınlandı."
Alexander Pope

Bir kent hikâyesi yazacak olsanız ilk giriş cümleniz nasıl olurdu?

Herkesin maske taktığı ve bazılarının artık yüzlerindeki maskeleri kendi suratları zannettikleri bir kente yağmur usulca düşüyor ve şehri günahlarından arındırıyordu. Simetrik bir melek gibi sokaklarda dolaşan ruhlar artık kapılarının ardında kalmayı tercih etmişlerdi bu şehirde. Bir kara kedi meraklı gözlerle etrafı inceliyordu. O da benim gibi hiçbir şey anlamamıştı.”

Böyle başlardım sanırım. Biraz kasvetli değil mi? Üzgünüm, kalemim eğer roman yazıyorsam pek mutlu bir hikâye anlatmaz size.

Hayalinizdeki kentin karşılığı var mı bu yerkürede?

Buna en yakın yer Floransa sanırım. Gerçi biz daha güzel bir coğrafyadayız ama elimizdeki hazineleri kötü kullanıyoruz. Bu gerçekten çok üzücü. Floransa’yı seçmemin nedeni ise Ortaçağ mimarisi ve Dante sanırım. Bir zaman makinesine sahip olsam Dante ile Floransa sokaklarında beraber yürüyüp onu dinlemek isterdim. Gerçi kitaplar da bir zaman makinesi niteliğinde. Ölümsüzlüğe Uyanış – Ezoterik Bir Yolculuk isimli eserimde Dante ile konuşmuştum. Hem de Floransa’da… Yazar olmak bazen size sınırsız özgürlük veriyor. Bu güzel.

Bir kent inşa etme yetkiniz ve şansınız olsa, bu işe nereden başlardınız?

Çok açık söyleyeyim. Rol modelim Değirmendere olurdu. Günümüzdeki halini pek bilmiyorum. Ancak 1999 depreminden önceki hali net aklımda. Çok güzel bir kentti. Bir Avrupa kenti görünümündeydi. İzmit’ten farklıydı. Kent inşa etme konusunu şehir planlamacılarına, mühendislere bırakmak lazım. Ciddi bir matematik ve bilim söz konusu. Haddimi aşıyorsam affedin lütfen ama İstanbul “ne yapılmaması” gerektiğine dair başarılı bir örnek olurdu sanırım.

Kent yaşantısında karşılaştığınız sizi öfkelendiren keşmekeş nedir? Çözüm üretebiliyor musunuz?

İstanbul’da yaşıyorum. Beni en fazla öfkelendiren kalabalık. Her şeyin bir kapasitesi vardır yaşadığımız evrende. Bu şehir kapasitesini çok aşmış durumda. Trafik, bitmek bilmeyen inşaatlar ve gökdelenler. Distopik filmlerdeki şehre döndü imparatorluğun başkenti. İnsanlar zaten genel olarak mutsuz bu şehirde, ekonomi ortada. Nefes alacak bir alan yok ve günümüz mimarisi de olumsuz bir etki bırakıyor insanda. Tarihi nitelikteki bir cami ya da kiliseye girdiğinizde hangi dine mensup olursanız olun bir huzur duygusu gelir sarar sizi. Bunun nedeni mimaridir. Başkalarını bilmiyorum, ben ruhsuz gökdelenlerin arasında yürürken mutlu değilim. Çözüm üretebiliyor muyum? Toplu taşıma kullanıyorum. Hepsi bu. Sanırım bu konuda kendimi de eleştirmem gerekiyor. Daha farklı şeyler yapılmalı.

Sizce geleceğin toplumunda nasıl kentler inşa edilecek? Kentte yaşayan bu insanların talepleri ne olacak?

Bu konuyla ilgili birkaç makale okudum. Şehirlerin kendi kendine yetmesi en büyük sorun.  Doğal afetler, aşırı nüfus, sağlık hizmetlerine ulaşma konuları başka bir sorun. Karamsarım bu konuda. Gelecekte küresel ısınmanın etkisi çok kuvvetli olacak. Dünya nüfusu azalırsa belki gelecekten umutlu olabiliriz. Gökyüzünde müthiş bir yıldız var. Her sabah onu görüyoruz. Çok uzun süre bize enerji verecek bir güzellik. Bizse karbon bazlı yakıtlarla gezegeni hızla ısıtmaya, doğaya kötü davranmaya devam ediyoruz. Kısa bir süre önce beni çok duygulandıran bir video izledim. Bir goril hayvanat bahçesindeki dev duvarlardan kurtulmak için bir kütüğü kullanarak kaçmaya çalışıyordu. Düşündüğüm tek şey buna ne hakkımız olduğuydu. O masumun yeri ormanlar, ağaçlar, dört duvar arası değil. Hiçbir suçu olmayan bir canlıya sadece kendi zevklerimiz için eziyet ediyoruz. Sizce bunun bir bedeli olmayacak mı? Buraya yazmak istemiyorum ama meraklı okurlarınız için sadece şunu söyleyebilirim, gelecekte küresel ısınmanın yaratacağı etkinin simülasyonlarına bir baksınlar. Covid-19 çizgi film gibi kalır.

Hayatınızda merak ve heyecan uyandıran kişiler oldu mu, ilham aldığınız?

Çok kişi var. Atatürk, Newton, Dante, Bulgakov, Dostoyevski, İbn-i Sina aklıma ilk gelenler. Işık saçan insanları seviyorum. Yakın çevremden Fuat Çimen hayatıma direkt etki etmiştir. Edebiyat anlamında Rıdvan Akar ve Mine G. Kırıkkanat’ın katkısını unutamam. Siz de bu insanlar arasındasınız.

Kitaplarınızdan bize bahseder misiniz? Kitaplarınız yoluyla insanoğluna vermek istediğiniz mesaj nedir?

İki türde yazıyorum. Bunlarından birincisi roman, diğeri ise araştırma. İki türü de seviyorum. Kitaplarımda özellikle romanlarda hep yağmurla başlayan bir eser ile karşılaşıyor okuyucu. Mutsuz karakterler ya kurtuluyor bu durumdan ya da kurtulamıyor. Araştırma alanındaki kitaplarımda amaç ise “bakın bir de madalyonun bu yüzü var” veya “biraz daha derine bakmalısınız” tarzında mesajlar vermeye çalışıyorum. Ayrıca okuyucuya alan bırakmayı seviyorum. Dediğim gibi yazarların sonsuz alanları bulunuyor eserlerinde. Okur kendinden bir şeyler bulmalı, kendi karakterini kitaba yansıtmalı. Boşlukları kendi ruhuyla doldurmalı. Bunun yapıldığını gördüğümde mutlu oluyorum.

Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Yeni kitaplarınızı heyecanla bekliyoruz.

Ben teşekkür ederim ilginiz için. Evet, yeni kitap 2022’de okurlarla buluşacak. Hermes’ten yayımlanacak yine. Bu kez okur Türk Şamanizm’i ve sembolleriyle tanışacak.


ERAY EMİN AYDEMİR KİMDİR?

1983 yılında İstanbul Feriköy'de doğdu. Finans sektöründe çalışmasının ardından 2008 yılında radikal bir karar alarak spor basınına geçiş yaptı. Sırasıyla Medyaspor ve Sporx'te çalıştı. Futbol Extra Dergisi'nde Yazı İşleri Sorumlusu görevini yaptı. 2015 yılında Cumhuriyet Gazetesi web sitesinde spor içeriğini yönetti. Daha sonra bir yıl boyunca gazetenin spor servisinde Beşiktaş muhabirliği yaptı. Bu süre zarfında ayrıca Gözden Dergisi ve Standart Dergi'de bilim-teknoloji içerikli yazılar yazdı. Şu an Türk Yapısal Çelik Derneği tarafından yayımlanan Çelik Yapılar dergisinin Genel Yayın Yönetmenliği görevini sürdüren genç yazarın Şeytanın Notaları, Timsahın Gözyaşları, Yeni Dünyanın Dini Futbol, Ölümsüzlüğe Uyanış ve Nazi Dini ve Hitler'in Gizemleri isimli kitapları bulunmaktadır. 

 

dilek-kose-3.jpg

 

dilek-kose-4.jpg

Bu yazı toplam 6427 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar