Ahmet Rıdvan

Ahmet Rıdvan

Herkes Hasta Maşallah-1

Herkes Hasta Maşallah-1

Bu haftaki konu, uzun zamandır gözlemlediğim ve üzerinde düşündüğüm bazı önerilerden oluşacak.

Hepimizin ailesinde vardır. İnsan yaşlandıkça sağlık sorunları da birer birer ortaya çıkmaya başlıyor. Zamanla kilo alınıyor; şeker, kalp, tansiyon, damar darlığı, dolaşım bozuklukları, sindirim problemleri derken liste uzayıp gidiyor.

Hastaneler de haliyle dolup taşıyor. Bir tarafta gerçekten hasta olan insanlar, diğer tarafta neredeyse günübirlik tatilci gibi sürekli kontrole gelenler...

Doktorlar sürekli muayene ediyor, tahlil istiyor, görüntüleme yapılıyor. Sonunda da bazen hastalığın kendisini tedavi eden, bazen belirtileri kontrol altında tutan ilaçlarla vatandaş evine gönderiliyor.

Gerçekten hasta olanların sayısını bilme imkânım yok. Ama kendi çevreme baktığımda belli bir yaşın üzerindeki hemen herkes bir şekilde ilaç kullanıyor. Şeker ilacı, tansiyon ilacı, kolesterol ilacı, mide ilacı, kan sulandırıcı...

Herkes hasta maşallah.

Buna doktor canı mı dayanır, SGK sistemi mi dayanır, devletin bütçesi mi dayanır?

Sürekli “yapısal reform” diyoruz. Benim bu konudaki yapısal reform önerim ise oldukça basit.

İlkokuldan başlayacağız.

Sağlıklı yaşamın ne olduğu, insanın neden hareket etmesi gerektiği, nasıl beslenmesi gerektiği, sporun hayatın neden doğal bir parçası olması gerektiği çocuklara anlatılacak. Ama sadece kitapta bir ünite olarak değil. Uygulamalı olarak, yıllar boyunca tekrar edilerek çocuklarda bir yaşam biçimi haline getirilecek.

Şimdi otuzundan sonra herkeste bir spor yapma hevesi oluşuyor ya...

Bu yaştan sonra yaşam biçimi mi oluşturulur?

Başlıyor spor salonuna. Birkaç ay gidiyor. Diyete başlıyor. Bir süre sonra bırakıyor. Pilates, boks, koşu, bisiklet... Bir heves geliyor, sonra hayatın koşturmacası içerisinde kaybolup gidiyor.

Gerçi söylediklerim daha çok büyük şehirlerde yaşayanlar için geçerli. Buralarda imkân biraz daha fazla. Parayı bastıran diyetisyene gidiyor, spor salonuna yazılıyor, pilates veya boks yapıyor. Bu imkânı olmayanlar şehir içindeki yürüyüş parkurlarında, sahillerde yürüyüş, koşu ve bisiklet gibi aktiviteler yapıyor.

Ama önemli bir kısmında devamlılık yok.

Çünkü bizim toplumumuzda spor ve sağlıklı yaşam henüz tam anlamıyla bir kültür değil.

Benim söylediğim tam da bu.

Devlet eliyle, daha çocuk yaşta bu kültür oluşturulmalı. Spor ve sağlıklı yaşam insanların bilinçaltına yerleşmeli ve zamanla hayatın doğal bir parçası haline gelmeli. Spor yapmak özel bir faaliyet olmaktan çıkmalı. Nasıl sabah kalkıp yüzümüzü yıkıyorsak, hareket etmek de hayatımızın sıradan bir alışkanlığı olmalı.

Bunun sonucunu hemen alamazsınız.

Belki beş yılda da alamazsınız.

Ama yirmi, otuz yıl sonra bambaşka bir toplum ortaya çıkar.

Daha az obezite, daha az şeker hastalığı, daha az kalp ve damar problemi, daha hareketli ve kendi işini daha uzun süre görebilen yaşlılar...

Bunun doğal sonucu da hastanelerin üzerindeki yükün azalmasıdır. Gereksiz ilaç kullanımı azalır. Doktor gerçekten ihtiyacı olan hastaya daha fazla zaman ayırabilir. Sağlık hizmetinin kalitesi yükselir.

Üstelik işin ekonomik tarafı da var.

İnsanları yıllarca tedavi etmek pahalıdır. Hastalığı oluşturan şartları mümkün olduğunca ortadan kaldırmak ise uzun vadede çok daha akılcı bir devlet politikasıdır.

Geçmişten bugüne birçok hükümet sağlık alanında çeşitli yatırımlar yaptı. Son yirmi yılda çok sayıda şehir hastanesi açıldı. Bunların işletme modeli ayrıca tartışılabilir, eleştirilebilir.

Fakat benim burada anlatmaya çalıştığım mesele bunların öncesinde başlıyor.

Sorunu temelden çözmedikten sonra güzel hastane binaları ne yapsın, doktorlar ne yapsın?

Siz sürekli hasta üreten bir yaşam biçimini değiştirmeden, sistemin sonuna daha fazla hastane ekliyorsunuz.

Oysa sağlık politikası yalnızca hastayı tedavi etmek değildir.

Asıl başarı, insanı mümkün olduğunca hasta etmemektir.

Bu nedenle halk sağlığını sadece Sağlık Bakanlığının meselesi olarak da görmemek gerekir. Milli Eğitimden belediyelere, şehir planlamasından spor politikalarına, gıda denetiminden çalışma hayatına kadar uzanan çok daha büyük bir mesele bu.

Hatta bana göre halk sağlığı bir milli güvenlik meselesidir.

Sağlıksız bir toplum devletin bütçesine yük olur, üretim gücünü azaltır, sağlık sistemini zorlar ve insanların yaşam kalitesini düşürür.

Sağlıklı yaşlanmak ise yetmiş yaşına gelip hiç hastalanmamak değildir.

Yetmiş yaşında yürüyebilmek, kendi işini görebilmek, mümkün olduğunca az ilaca ihtiyaç duymak ve hayatın içinde kalabilmektir.

Bunun yolu da yetmiş yaşında başlamıyor.

Yedi yaşında başlıyor.

Bu yazı toplam 198 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
Ahmet Rıdvan Arşivi

LİDER

17 Ağustos 2026 Pazartesi 07:03

ZAAF

10 Ağustos 2026 Pazartesi 07:03

ÇÖP

27 Temmuz 2026 Pazartesi 07:03