Dilek ALP

Dilek ALP

DÜNYANIN ŞAİRİ ÖZKAN MERT İLE SOHBET…

DÜNYANIN ŞAİRİ ÖZKAN MERT İLE SOHBET…

Erzurum’un soğuğundan İzmir’in fırtınalarına, Ankara’nın devrimci sokaklarından İsveç’in sürgün yollarına uzanan bir yaşamı kelimelerin potasında eriten Özkan Mert; şiiri sadece bir edebiyat biçimi değil, hayata, tarihe ve dünyaya karşı durulmaz bir direniş ve varoluş biçimi olarak örüyor. Hayatın en keskin uçurumlarından "şiirden başka kimsesi olmayarak" çıkan, kelimeleri birer "üçüncü göz" ve coğrafyalar aşan bir pusula edinen bu büyük şairle; dünden o güne, köklerden evrenselliğe ve yüzde yüz özgürlüğe uzanan sarsıcı bir nehir söyleşi sizleri bekliyor.

2d277dab-e719-4354-b16a-10fa5bef93b7.jpg

Yalnız bir ülkenin değil, dünyanın şairi olmak…
‘’Diren ey kalbim”
den (1969) ‘’Hayat yakıştı bize’’ ye (2026) çoğu sürgünde geçen yarım asırlık bir şiir serüveni.

1.
‘’Diren ey kalbim’ ’den (1969) ‘’Hayat yakıştı bize’’ ye (2026) geçen yarım asırlık bir şiir serüveniniz var. Geçtiğimiz günlerde de Mask Yayınlarından ‘’Hayat yakıştı bize’’ adlı yeni bir şiir kitabı ile 2026’ya merhaba dediniz. Ayrıca gene aynı yayınevinden toplu şiirleriniz 2 cilt olarak yayınlandı. ‘’Şiir ne değildir ya da şiirin ilkeleri ve Aforizmalar’’ adlı şiir kitabınızın genişletilmiş 2. Baskısı da Kanguru yayınlarından çıktı. ‘’kıtalar ve kültürler arası bir dünya şairi Özkan Mert ’’ adlı kitabınızın 2.baskısı şu anda baskıda. Ve ‘’İsveç Edebiyatında sürgün şiiri’’ adlı bir antoloji üzerinde çalıştığınız biliyorum. Çok verimli bir şairsiniz. Türkiye’de, İsveç’te kaç kitabınız yayınlandı?

Çok zor bir soru sordunuz. Bazen kendime ‘’Kaç kitabım yayımlandı?’’ diye soru soruyorum ve saymaya başlıyorum. Ama her sayışımda farklı rakamlar çıkıyor. Son sayışımda: Türkiye’de 14 şiir kitabım, 7 toplu şiirler, 2 şiir kaseti, 4 antolojim yayınlanmış. İsveççeden Türkçeye toplam 8 roman/Şiir Antolojisi/Tiyatro oyunu çevirdim. İsveç’te İsveççe olarak 4 şiir kitabım, USA ve Hindistan’da İngilizce olarak ‘’I am duelling with the river’’ adlı toplu şiirlerim yayınlandı (2016 Uluslararası aaji Naaman Edebiyat Ödülü).

7b3052e3-192d-40ca-a253-c28cdce01be5.jpg2.
Kaç dilde, kaç antolojide
şiirleriniz yayınlandı diye sormuyorum, en az 20 dil var. Ben inceledim, şiirleriniz üzerine yazılmış 4 kitap ve Suzan Koçyiğit’in ‘’Özkan Mert Şiiri Üzerine Tematik İnceleme’’ adlı Doktora tezi var. Bekli de en ilginci : ‘’Bir şair yaşamı boyunca kaç şiiri yazar? ’sorusu.

Evet! 20 dilde vardır sanırım. Bazen hiç haberim olmadan bir başka dile çevrilmiş şiirlerimi görüyorum sosyal medyada. Artık kaç kitabım var saymıyorum. Geçenlerde bir şair yaşamı boyunca ortalama kaç şiir yazar diye merak ettim ve en çok sevdiğim şairlerin başında gelen Nobel ödüllü Polonyalı kadın şair Wislawa Szymborska’nın yaşamı boyunca yazdığı toplam şiirlerin sayısını araştırdım: 300’den azdı. Kendisine neden bu kadar az şiir yazıldığı sorulunca şu yanıtı ı verir: ‘’Çünkü evimde bir çöp kovası var’’. Ama sormanız iyi oldu. Hiç olmazsa kitaplarımı gözden geçirmiş olduk. Ama kaç şiir yazdığımı saymadım.

89175744-717b-441a-a4b1-ee0d44cf9874.jpg

3.
Ben saydım! Şimdiye dek yazdıklarınızı içeren
‘’Toplu şiirler cilt1 ve Cilt2 (Mask Yayınları) kitaplarınızın içinde 215 kadar şiir var. Anlaşılan sizin evinizde 2 çöp kovası var. Ama siz uzun nehir şiirler yazan bir şairsiniz. Bir şiirinizin uzunluğu başka şairleri şiirlerinden çoğu kez 10 kat uzun. Yaşamınızla ve şiirle ilgili sorularıma geçmeden önce çok merak ettiğim bir soru sormak istiyorum: Her büyük şair yaşadığı çağda anlaşılabilir mi?

Çok güzel ve önemli bir soru sordunuz. Geçenlerde, Sosyal Medya’da 20 yıl önce yazdığım bir şiiri: Ben ağzında dinamitle öpüşecek kadar usta değilim adlı şiirimi yayınladım. Bu şiir 2007 yılında Hayal yayınlarından çıkan Gelincikya (Cemal Süreye Şiir Ödülü) adlı şiir kitabımın içinde var. Şiir o kadar çok sevildi ve beğeni aldı ve üzerine o kadar güzel şeyler yazıldı ve videolar yapıldı ki ben bile şaşırdım. Örneğin şair Mehmet Büyükçelik ‘’ Özkan abi! Hani Nazım Hikmet ‘’En iyi şiir henüz yazılmadı ‘’ der ya, işte o şiiri yazmışsın’’ diye yorum yapmış. Sanıyorum okurların çoğu şiiri yeni yazdım sanmış. Bu şiirin anlaşılması için 20 yıl mı geçmesi gerekiyordu. Arthur Rimbaud 100 yıl sonra anlaşıldı. Bu konuda büyük ustalar ne demiş:

Gorge Luis BORGES: "Gerçek bir şiir, yazıldığı dönemin dilini değil, henüz doğmamış olanların dilini konuşur." Arthur SCHOPENHAUER: "Yetenek, kimsenin vuramadığı hedefi vuran nişancı gibidir; dahi ise kimsenin göremediği bir hedefi vurur. Bu yüzden dâhilere kendi çağları değil, ancak gelecek dönemler yetişebilir." Cemil MERİÇ: " "Büyük eserler, çağdaşlarının gözlerini kamaştırdığı için değil, gelecek kuşakların karanlığını aydınlattığı için ölümsüzdür."
Paul VALÉRY: "Bir şiirin değeri, okunduğu gün yarattığı gürültüyle değil, yıllar sonra dimağda bıraktığı sessiz fısıltıyla ölçülür."
T. S. ELİOT: "Büyük bir şair, kendi çağına bir şey öğretmekten ziyade, geleceğin algısını biçimlendirir. Onu anlamak için zamanın kendi sınırlarını aşması gerekir.
Ahmet Hamdi TANPINAR:
"Gerçek sanat eseri, kendi zamanının fevkinde doğar. Bazen bir nesil, hatta bir asır geçer ki eserin hakiki çehresi belirsin."

logo.png

4.
Ama siz yalnız şiirlerinizle değil, yaşamınızla da tarihe imza atan bir şairsiniz. Dünyada, yaşarken: adına yalnız şiir dalında değil, edebiyat-doğa-bilim-resim gastronomi... gibi pek çok dalda ödüller verilen çok ender şairlerden birisiniz. 50 yıl önce yazdığınız
Diren Ey Kalbim ve Ben Savaşçı Değil, Gül Yetiştiricisiyim gibi pek çok şiiriniz sanki bu gün için yazılmış gibi güncel ve Türkiye’de her yerde okunan şiirlerin başında geliyor ve videolar yapılıyor. Bu inanılmaz büyük bir şey. Bir ‘’şiir-adamsınız’’
Vedat Akdamar sizin için şöyle yazmış ‘’Büyük şairler imge kurarak şiir yazıyorlar. Özkan Mert’in ise yazdığı her şey imge’’. Bu kişiliğiniz nasıl oluştu? 21 Ekim 1944'te Erzurum'da başlayan, İzmir'den Ankara'ya, oradan İsveç'e ve dünyanın farklı coğrafyalarına uzanan bir hayatınız var. Bugün geriye dönüp baktığınızda, sizi “Özkan Mert” yapan en büyük kırılma noktası hangisiydi?

Yaşamım büyük kırılma noktalarıyla dolu. Başka bir deyişle yaşamım faylar üzerinde geçti. Hangisi "En büyüktü” söylemem zor. Ama daha iki aylıkken tüberküloz hastalığına yakalanmam ve bunun yarattığı sonuçlar yaşamımın en büyük kırılma noktası" sayılabilir. Çünkü daha iki aylık bebekken yaşam ile ölüm arasındaki uçuruma fırlatılmıştım. Yaşama kocaman bir sıfırla ile başlamıştım. İzmir'de fırtınalı ve çok tehlikeli bir gençlik aşkından aldığım acı bir darbe bana, daha 17 yaşında aşkın ve sözcüklerin dilini öğretti. Ankara’da 68 olaylarında bir kaç kez ölümden döndüm. 17 yaşındaki kızımı Didim'de bir trafik kazasında kaybettiğimi öğrendiğim an yaşamıma hemen bir mermiyle son vermeyi düşündüm. Çok sevdiğim annemi daha 40 yaşında kanserden kaybetmem benim toplumla ve dünyayla olan ilişkilerimin temel ideolojisini oluşturdu.

ozkan-mert.webp

Konya’da ilkokul ve Konya Lisesi orta bölümünde dünya klasik çocuk kitaplarını devirmiştim, sonra İzmir’e taşındık. İzmir Namık Kemal Lisesi ortaokulu 2.sınıfına burada başladım. Okuma tutkum artarak devam etti... Albert Camus, Jean-Paul Sarter, Marx, Gorki, Nazım Hikmet, Panati İstrati, Fransız ve Rus şiiri... Nihilizm, varoluşçuluk, sosyalizm arasında bir salıncakla sallanır gibi sallanıyordum. Bir gece İzmir, Kemer altında Enver’in meyhanesinde sabaha kadar içerek ve düşünerek Tanrı ile olan ilişkimi sonlandırdım. Bunlara sürekli tedavi gördüğün hastalığım ve ateşli bir lise aşkını da ekleyin. Ve belki de beni şekillendiren en önemli şey ‘’Hiç kimseden hiç bir alanda en küçük yardım almadan tek başıma ayakta kalmayı, kendime güvenmeyi ve direnmeyi’’ öğrenmem oldu. Babam bu kadar çok ölümden dönmem konusunda şaka ile karışık: ‘’Oğlum bedava yaşıyorsun’’ derdi.

HEP YALNIZDIM VE TEK DOSTLARIM SÖZCÜKLER OLDU. Bu nedenle
BENİM ŞİİRDEN BAŞKA KİMSEM YOKTUR diye başlar kitaplarım.
Tüm bunları anlatan bir kitap üzerine çalışıyorum iki yıldır.

ozkan-mert.png

5.
Bu kitap bir roman mı, biyografi mi?

Doğrusu ben de bilmiyorum. Bu kitap klasik anlamda ne bir roman, ne biyografi ne de başka bir şey. Belki de düz yazı-şiir. Çok değişik bir kurgusu, mimarisi ve anlatımı olacak: Şiir, senaryo, roman, öykü ve masalın birbirinin içinde yuvarlandığı bir anlatım... Yazdığım her şiir her kitap yazılış süreci içinde kendisini belirler. Yazarken ne yazacağımı öğrenirim. Ama her zaman kafamda taşıdığım bir ‘’Landscape’’ ve ‘’Atlas’’ vardır. Yazma eylemi sözcüklerle bir tarama eylemidir. Her şiirimi yazmaya en az yüzyıl okunacağını düşünerek başlarım.

6.
“Kuracağız Her Şeyi Yeniden” 1969'da yayımlandığında toplatıldı ve siz bu kitabın ardından ülkenizden ayrılmak zorunda kaldınız. Bugün, aradan yarım yüzyıldan fazla zaman geçtikten sonra, o genç şaire baktığınızda ona ne söylemek isterdiniz? Şair olmasaydınız ne olmak isterdiniz?

O çocuk dünyaya meydan okuyarak geldi bu güne. Hayatını istediği gibi yaşadı, düşlerini gerçekleştirdi. Ben şair olacağım diye yola çıkmadım. Şair olmayı da düşünmedim. Yukarıda kısaca anlattığım koşullar beni sözcüklere fırlattı. Sözcükler ve şiir hiç bir zaman peşimi bırakmadı. Oysa çok sevdiğin başka alanlar vardı: Kıyafetsiz bir sahnede bir kaç dil konuşarak salonda oturan binlerce seyirciyi gülmekten kırıp geçiren bir stand-up komedyeni ya da insanlık için özellikle beyin ve uzay alanlarında büyük keşifler/buluşlar yapan bir doktor/ araştırman/ kâşif olmak isterdim. Enstrüman olarak saksafonu da çok severim. Saksafonist olmak da muhteşem bir şey. Belki çok iyi bir kaleci de olabilirdim. Ben Orta ikide Kaleciydim şiirim kalecilik özlemimi ve çocukluğumu anlatan bir şiirdir.

7.
Sizin kuşağınız şiiri yalnızca bir edebiyat biçimi olarak değil, hayata ve dünyaya karşı bir söz söyleme biçimi olarak gördü. Bugün şiirin toplum karşısındaki sorumluluğunun hâlâ devam ettiğine inanıyor musunuz, yoksa şiir artık başka bir yere mi evrildi?

Çok güzel ve önemli bir soru! Evet! 60’lı yıllardan bu güne dünyamız o kadar hızlı değişti ve değişiyor ki... Uzayda kurulan istasyonlar ve kurulması planlanan kentler, inanılmaz ve sınırsız bir işlem gücüne ulaşan çipler, insanın yerini alan robotlar, bunamış moruklar ve pedofiller tarafından manipule edilerek yönetilen ve birbirleriyle savaştırılan halklar, gönüllü köleler... Tüm bu kaosun içinde şiirin işlevi ne? Yapay zekânın şairlerden daha iyi şiirleri yazdığı bir dünyada şairlere ne gerek var? En azından aralarındaki ilişki ne olacak? Kim kimden neyi öğrenecek? Şairi büyük bir meydan okuma bekliyor? Şair ve şiir yeni yenidünya içinde konumunu ve işlevinin çok sıkı bir şekilde belirlemek zorundadır. Yoksa komik bir duruma düşer. Evet! Şiir bambaşka bir yere evrildi. Ama şiir her zaman hayata ve dünyaya karşı bir söz söyleme biçimi olarak sahnede yerini alacaktır. Öznemiz hep insandır.
Çünkü:
İnsan Yoksa Hiç Bir Şey Yoktur.

8.
İsveç'te uzun yıllar yaşadınız; farklı işlerde çalıştınız, gazetecilik yaptınız, radyo ve tiyatro alanında görev aldınız. Bir şairin dünyayı değiştirmeden önce dünyayı tanıması gerektiğine inanıyor musunuz? İsveç size Türkiye'de öğrenemeyeceğiniz neyi öğretti?

Şiir önce yetenek işidir. Sonrada işçilik. Ama bunlar bilgiyle yoğrulmazsa ortaya çıkan şiirden başka her şey olur. Bilgilerimiz nereden gelir: Öğrenimimizden, okuduğumuz kitaplardan, üretim ilişkilerinden, deneylerimizden vb. Ama özellikle bir şair için dünyayı gezmek, görmek, koklamak, başka ülkeleri, başka kültürleri ve başka insanları tanımak çok önemlidir, kaçınılmazdır. Çünkü bunlar şiirin ve hayatın yakıtıdır. ‘’Şair, başka insanların yüreği ile kendini avlayan atmacadır.’’ Dünyayı tanımıyorsanız neyi yazacaksınız? Dünyayı tanımak hayatın içinde kendimizi belirlemektir. Diyeceksiniz ki, Aşık Veysel, Ahmet Arif... Yaşadıkları şehirden ya da köyden dışarı çıkmadılar ama büyük şair ve ozan oldular. Evet! Doğrudur ama bu şairler çok özel bir dehadır ve çok özel koşullarda ve dönemlerde milyonda bir çıkar. Yalnız İsveç değil, dünyada gezdiğim her ülke, kültürleriyle, insanlarıyla, doğasıyla, yıldızlarıyla beni büyüledi: Bana şair olmayı, sözcükleri tütsülemeyi, şiir yazmayı, insan olmayı öğretti. İskandinav şiiri bana ‘Sözcüklerle yaşamı stilize etmeyi’’ öğretti.

9.
Siz yaşayan en büyük Türk Şairisiniz. Fakat sizi aynı zamanda “kıtalar ve kültürlerarası bir dünya şairi” olarak da tanımlıyoruz. Türk şirini dünyada tanıtan şairlerin başında geliyorsunuz. Kendinizi bir Türk şairi, İsveç'te yaşayan bir şair, sürgün bir şair ya da dünyalı bir şair olarak mı görüyorsunuz? Yoksa bütün bu tanımlar şiirinizi açıklamak için yetersiz mi kalıyor?

İsveç’te, çoğu kez ‘’Mitt språk är mitt hem”, “Dilim benim evimdir’’ başlığıyla İsveççe olarak konferanslar verdim, panellere katıldım. İsveç Yazarlar Birliği eski başkanı ve sevgili dostum şair Peter Curman, ışıklar içinde uyusun, gittiğimiz her yerde beni ‘’İsveççe yazmayan en ünlü İsveçli şairimiz Özkan Mert’’ diye tanıtırdı. Bu ince ironin altında çok ciddi bir soru yatıyor. Dil gerçekten bir şairi belirleyen tek olgu mu? Evet, ben çoğunlukla ana dilim olan Türkçe yazıyorum şiirlerimi ama 2.ci ana dilim olan İsveççe ve bazen İngilizce olarak da yazıyorum. Türkçe yazınca Türk şairi, İsveççe yazınca İsveç şairi ve İngilizce yazınca da İngiliz şairi mi oluyorum. İsviçre gibi bazı ülkelerde 3 ana dili olan ve 3 ana dilde yazan yazarları nasıl tanımlayacağız.
Şiirin dili kadar, şiirin devşirildiği kültür, coğrafya ve estetikler de şiiri ve şairi belirler. Yaşamının yarısından çoğunu başka bir ülkede sürgünde geçiren bir şair için
‘’sürgünlük’’ belki de en önemlisi. Çünkü Sürgünlük Bir Şok Halidir. Bu konuda çok şey yazıldı. Sürgün şair bence alnında üçüncü gözü olan şairdir. Ülkesinden, kültüründen, ailesinden, dostlarından ayrı yaşamak, ‘’köklerinden koparılmış olmak ‘’ sürgün şaire bir ‘’Üçüncü Göz’’ yetisi kazandırır. Üçüncü Göz Yeni Bir Dildir. İşte sürgün şair diğer şairlerin göremediğini bu YENİ DİL ile görür ve yorumlar. Bu dil onu kaçınılmaz olarak ‘’Dünya şairi’’ olmaya götürür. Fakat bir cenin için ana karnı neyse, Türkçe de benim için odur. Türkçe beni doğuran anamdır. Ama alnında ÜÇÜNCÜ GÖZÜ OLAN BİR TÜRK ŞAİRİ. 30 yıldır Paris’te sürgünde yaşaya Arjantinli yazar Julio Cortazar, İspanyolca yazdığı sürece ülkesinden uzakta olmadığını, söylüyor. Ben ‘’Mitt språk är mitt hem”, “Ben dilim benim evimdir’’ derken aynı şeyi söylüyorum. Ama benin Cortazar’dan farkım: Bütün dünya benim evim oldu.

10.
Şiirinizde doğa, insan, özgürlük, aşk, tarih, savaş, göç ve sürgün iç içe. Bunca yıl ve bunca coğrafyadan sonra sizi hâlâ şiir yazmaya zorlayan şey nedir? Başka bir ifadeyle: Şiir sizin için bir ihtiyaç mı, bir direnme biçimi mi, yoksa dünyayı anlama yolu mu?

Şiir benim için bir yaşama biçimi. Bunun içinde dünyayı anlamak, tarihe tanıklık, direnmek sürgünlük ve her şey var. Ne yaşadıysam onu yazdım, ne yazdıysam onu yaşadım. Hayatımda karşılığı olmayan bir tek sözcük yoktur şiirlerimde. Palandöken dağı diyorsam, Palandöken dağında doğmuşumdur. Çin seddinden söz ediyorsam mutlak Çin seddinde yürümüşümdür. Demir Özlü bunu çok güzel ifade etmişti: ‘’Özkan Mert Şiiri yaşamdan geliyor. Yaşamla ilgili her şeyi de beraberinde getiriyor.’’ Şiirlerimde hayat yalnız gerçekliğiyle değil, tutkusu ve büyüsüyle vardır. BÜYÜLÜ GERÇEKCİLİK bunun adı: BÜYÜLÜ GERÇEKÇİ NEHİR ŞİİR.

11.
Sizin adınızı taşıyan Uluslararası Özkan Mert Onur Ödülleri 2015'ten bu yana şiir, sanat, bilim, barış, hoşgörü, doğa ve kültürel değerlere katkı sunan insanlara veriliyor. Bir şairin kendi adına verilen bir ödülü izlemesi nasıl bir duygu? Ödüllerde kendi adınızdan çok hangi değerin yaşatılmasını isterdiniz?

Adıma her yıl ödüller dağıtılması çok güzel ve hoş bir duygu. Bilmiyorum dünyada kaç şairin adına yaşarken ödüller dağıtılıyor? Ülkemizde bence bütün taşlar yanlış yerde duruyor. En önemli koltuklarda yanlış insanlar oturuyor. En önemsiz insanlar ödüllendiriliyor. Oysa bu ülkenin her dalda çok değerli çok önemli yazarları, şairleri, bilim adamları, ressamları, müzisyenleri vb var. Bunlar yaşayan insan hazineleri. İşte! Özkan Mert Ödüllerinin temel amacı bu İNSAN HAZİNELERİNİ ortaya çıkarmak Türkiye’ye ve tüm dünyaya tanıtmak.

Benim adımdan önce İnsan Hazinelerinin Emeklerinin Yüceltilmesi Çok Daha Önemlidir.
Karşılıklıdır bu:
Özkan Mert Ödülleri İnsan Hazinelerimizi Yücelttikçe Yücelir.

12.
Bu soruyu biraz daha kişisel sormak istiyorum: Özkan Mert'in şiirini hiç okumamış bir insan bugün eline sizin bir kitabınızı alsa, onun kitabın son sayfasına geldiğinde dünyaya bakışının nasıl değişmiş olmasını isterdiniz?

Bazı kitaplar vardır, okur o kitapları okuduğunda hayatı azar azar ya da birdenbire değişir. Panati Istarit’nin ‘’Baraganın dikenleri’’ kitabını Ortaokulda okuduktan sonra ben başka bir çocuk olmuştum. Bu kitabı okumasaydım bu gün şair olumuydum bilmiyorum.’’ Dorian Grey’’in Portres’’ kitabını bitirdiğim zaman ağladım. Dünyanın dört bir köşesinde okurlarım arasında şiirlerimin onları nasıl değiştirdiği konusunda çok şey duydum, bazıları da bana yazdılar. Örneğin İsveç’te, İsveçli bir kadın okurum bana gönderdiği bir mektupta şiirlerimi okuduktan sonra intihar etmekten vazgeçtiğini yazdı. İstanbul’da düzenlenen bir ‘’Özkan Mert Şiir Gecesinde’’ devrimci eylemleri nedeniyle 7 yıl hapiste yatan bir genç, hapishanede her gün şiirlerimi okuyarak hayatta kaldığını söyledi. Trabzon’da yıllarca önce katıldığım bir şiir etkinliğinde annesine 500 sayfalık Türkçe/İngilizce Allah ve Tango adlı şiir kitabımı satın aldırtan 7 yaşındaki küçük bir kız 20 yıl boyunca kitabımı okudu. Ve bu gün çok iyi bir tiyatro oyuncusu. Daha pek çok örnek verebilirim.

Şiirle devrim olmaz! Şiir tek başına bir şeyi değiştirmez ama şiirle donanmış insanlar dünyayı değiştirirler. İyi şiirle donanmış bir doktor daha iyi doktor olur, öğretmen daha iyi öğretmen olur, bahçıvan daha iyi bahçıvan olur. Şiir bize bilmediğimiz şeyleri öğretir, görmediğimiz şeyleri gösterir. Şiir bizi üst bilince ulaştırır.

Kısaca: Okurlarımın kitaplarımın son sayfasını okuduktan sonra kazandıkları eleştirel bakışla doğru seçimler ve eylemler yaparak dünyayı tüm insanların ve canlıların mutlu yaşayacağı bir cennete çevirmelerini isterdim. Bir filozofun çok güzel bir sözü var. İnsan bilmediği için savaşır. Çünkü bilse savaştığı insanın, düşmanı değil, kardeşi olduğunu anlar. Halklar savaşmaz, savaştırılır. HİÇ KİMSE SAVAŞTAN GÜZEL DÖNMEZ adlı şiirimde bunu anlattım. Bir insan neyi bilmediğini bilmiyorsa, neyi bildiğini de bilemez ’Önce barış! Her şeyden önce barış! Çok fazla şey mi istedim?

13.
Hayatta tüm dünya için en fazla istediğiniz şey ne?


BARIŞ! ÖZGÜRLÜÜÜÜÜÜÜK !!! ÇÜNKÜ ÖZĞÜR DEĞİLSEK HİÇ BİR ŞEY DEĞİLİZ.

*

Erzurum’da başlayan yaşam mücadelesinden coğrafyaları aşan küresel bir şiir atlasına uzanan bu yolculuk, bize kelimelerin insanı nasıl yeniden yaratabileceğini gösteriyor. Özkan Mert’in hayatı; acının ve sürgünün keskin fırçasıyla boyanmış, "yüzde yüz özgürlük" tutkusuyla bilenmiş ve nihayetinde insanlığın ortak vicdanına emanet edilmiş eşsiz bir yaşam yapıtı. Şairin dediği gibi, şiir tek başına dünyayı değiştirmez belki ama iyi şiirle, gerçeğin ve özgürlüğün büyüleyici iziyle donanmış insan, bu dünyayı hepimiz için yaşanacak bir cennete çevirebilir. Sözcüklerin yalnız yolcusuna, Kelimeler Ülkesinin hakiki sahibine selam olsun…

e3509946-dd7b-40fe-a887-0a682384fd56-001.jpg

ÖZKAN MERT Kimdir?

Özkan Mert, 21 Ekim 1944'te Erzurum'da doğdu. İlk gençlik yıllarını İzmir'de geçiren şair, 1960'lı yıllarda şiire yöneldi. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde eğitim gördü. 1968 öğrenci hareketlerinin içinde yer aldı; Dev-Genç'in adayı olarak katıldığı seçimlerde DTCF Senatosu'na seçilerek öğrenci hareketini temsil etti.

1969 yılında Ataol Behramoğlu, İsmet Özel ve Süreyya Berfe ile birlikte ANT dergisinde gerçekleştirilen “Devrimci Şairler Savaş Açıyor” başlıklı açık oturumda, “Yeni Toplumcu Şiir ve Büyülü Gerçekçilik” anlayışı üzerine görüşlerini açıkladı ve 60 Şiir Kuşağı Manifestosunun imzacıları arasında yer aldı.

Aynı yıl yayımlanan ilk şiir kitabı Kuracağız Her Şeyi Yeniden, kısa süre sonra toplatıldı. Hakkında verilen hapis cezasının ardından 1972'de Türkiye'den ayrılan Mert, 1973'te İsveç'ten siyasi iltica hakkı aldı. Lund Üniversitesi'nde drama, tiyatro ve film alanında eğitim gördü; farklı işlerde çalışarak İsveç toplumunu ve kültürünü yakından tanıdı.

1980–2006 yılları arasında İsveç Devlet Radyosu'nda gazeteci, program yapımcısı ve spiker olarak görev yaptı. 2006–2008 yılları arasında ise İsveç Devlet Tiyatrosu'nda Uluslararası Tiyatro ve Kültür Projeleri Yönetmeni olarak çalıştı. İsveç'te yaşayan Türklerin kültür ve sanat çalışmaları çevresinde örgütlenmesine yönelik projeler yürüttü.

Türkiye ile İsveç arasında şekillenen yaşam deneyimi, Özkan Mert'in şiirini zamanla insan, özgürlük, doğa, göç, sürgün, tarih ve kültürlerarası ilişkileri kapsayan evrensel bir şiir anlayışına taşıdı. Şiirleri farklı dillere çevrildi ve çeşitli ülkelerde yayımlandı.

Başlıca eserleri arasında Kuracağız Her Şeyi Yeniden, Kırlangıçlar, Stockholm'de Mavi Saatler, Dünya Çarpıyor Yüzüme, Allah ve Tango, Mozart ve Akdeniz, Bir Irmakla Düello Ediyorum, Bir Dünyalının Notları, Kentlerin Senfonisi, Van Gölü Savunması ve Gelincikya bulunmaktadır.

Özkan Mert; Cemal Süreyya Şiir Ödülü, Bursa Dünya Şiir Günü Onur Ödülü ve Naji Naaman Uluslararası Edebiyat Ödülü başta olmak üzere çeşitli ulusal ve uluslararası ödüllere layık görüldü.

Bu yazı toplam 151 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
Dilek ALP Arşivi