Ahmet Rıdvan

Ahmet Rıdvan

TÜRKİYE ÜRETMEDEN ZENGİNLEŞEMEZ

TÜRKİYE ÜRETMEDEN ZENGİNLEŞEMEZ

Ekonomi konuşuyoruz.

Hep aynı şeyler

Faiz…
Enflasyon…
Döviz…
Borsa…

Ama kimse üretimi konuşmuyor.

Gerçek şu; bu ülke üreterek kalkınabilir. Para basarak değil, kredi dağıtarak değil, sadece faiz indirerek ya da artırarak hiç değil.

Ben ekonomist değilim. Zaten bu yazıyı da ekonomist gözüyle yazmıyorum.

Yıllardır reel sektörünün içindeyim. Fabrikadayım, depodayım, limandayım. Sanayiciyle de konuşuyorum, nakliyeciyle de, çiftçiyle de.

Son zamanlarda duyduğum ortak cümle şu:

“İş var gibi görünüyor ama para kazanılmıyor.”

Bence bunun üzerinde durmamız gerekiyor.

Mesela nakliye…

Bir kamyonun maliyetine bakın.

Mazot pahalı.

Köprü ve otoyol ücretleri sürekli artıyor.

Şoför bulmak zorlaştı, maaşlar yükseldi.

Lastik, bakım, sigorta, amortisman…

Her kalem arttı.

Ama yıllardır tonaj sınırları neredeyse aynı.

Yanlış anlaşılmasın; “daha fazla yükleyelim, yollar bozulsun” demiyorum.

Ancak bugün kullandığımız yollar da, köprüler de, araç teknolojileri de yirmi otuz yıl öncesiyle aynı değil.

Bilimsel çalışmalar yapılsın. Güvenlikten taviz verilmesin. Ama gerçekten mümkünse tonajlar yeniden değerlendirilsin.

Bir kamyon aynı yolu gidip daha fazla yük taşıyabiliyorsa bunun faydasını sadece nakliyeci görmez.

Üretici görür.

İhracatçı görür.

Sonunda markette alışveriş yapan vatandaş da görür.

Bir diğer konu da ticari araçlar.

Kamyonu lüks tüketim aracı gibi değerlendirmemek gerekiyor.

O kamyon üretimi taşıyor.

Fabrikayı taşıyor.

İhracatı taşıyor.

Bu nedenle ticari taşımacılıkta kullanılan araçların vergi yükü yeniden düşünülmeli.

Benim yıllardır anlamadığım bir konu daha var.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında “Demir ağlarla ördük ana yurdu dört baştan.” diyorduk.

Bugün neden aynı hedefi yeniden önümüze koymuyoruz?

Ben yolcu treninden bahsetmiyorum.

Yük treninden bahsediyorum. Yanında yolcu trenleri zaten gelişecektir.

Türkiye’nin organize sanayi bölgelerini limanlara bağlayan güçlü bir demiryolu ağı kurması gerekiyor.

Her yük kamyonla gitmek zorunda değil.

Demiryolu güçlendikçe nakliye ucuzlar.

İhracatçının eli güçlenir.

Yollar rahatlar.

Yakıt tüketimi azalır.

Bu sadece ulaştırma yatırımı değildir.

Bu aynı zamanda ekonomi yatırımıdır.

Tarıma bakalım.

Çiftçi daha tarlaya girmeden zarar hesabı yapıyor.

Mazot…

Gübre…

İlaç…

Elektrik…

Hepsi maliyet.

Sonra da neden üretim düşüyor diye konuşuyoruz.

Üretim için kullanılan mazottan alınan vergi mutlaka yeniden değerlendirilmeli.

Çiftçi ne kadar ucuza üretirse bunun faydası sadece ona değil, hepimize döner.

Bir başka konu da finansman.

Bugün üretim yapan bir fabrika ile tüketim amacıyla kredi kullanan bir vatandaşın neredeyse aynı faiz yüküyle karşılaşmasını doğru bulmuyorum.

Üretim ayrı değerlendirilmeli.

Fabrika kredi çekince telefon almıyor.

Makine alıyor.

İnsan çalıştırıyor.

İhracat yapıyor.

Katma değer oluşturuyor.

Üretime verilen kredi ile tüketime verilen kredi aynı kefeye konulmamalı.

Tarımda da artık günü kurtarmaktan vazgeçmemiz gerekiyor.

Hangi bölgede hangi ürün yetişecek?

Ne kadar üretilecek?

Su nasıl kullanılacak?

Hayvancılık nerede yapılacak?

Bunların planlanması gerekiyor.

Bence Türkiye’nin güçlü bir Tarım Planlama Teşkilatı kurması şart.

Kooperatifler de güçlü olmalı.

Üretici, ürününü mümkün olduğu kadar az aracıyla tüketiciye ulaştırabilmeli.

Pestisit denetimleri çok daha sıkı yapılmalı.

İhracata giden ürünler daha yola çıkmadan devlet tarafından kontrol edilmeli.

Ata tohumları da sadece konuşulacak bir konu olmaktan çıkarılmalı.

Araştırılmalı, geliştirilmeli ve yaygınlaştırılmalı.

Hayvancılık tarafında da farklı düşünmek zorundayız.

Parçalı yapı ile nereye kadar gidebiliriz?

Verimli otlaklar, meralar ve tarım arazileri daha planlı kullanılmalı.

Bunu söylerken kimsenin toprağı elinden alınsın demiyorum.

Tam tersine, mülkiyet hakkı korunarak, insanların gelir elde edeceği ortak üretim modelleri geliştirilebilir.

Çünkü dünya küçük ölçeklerle değil, verimli üretimle rekabet ediyor.

Son olarak en önemli konu…

Hak.

Hukuk.

Adalet.

Ekonomi sadece faizle yönetilmiyor.

Güvenle yönetiliyor.

Yatırımcı önce önünü görmek ister.

Sanayici yarın neyle karşılaşacağını bilmek ister.

Çiftçi emeğinin karşılığını alacağına inanmak ister.

Kuralların herkese eşit uygulandığı bir ülkede insanlar yatırım yapmaktan korkmaz.

Güven olursa yatırım olur.

Yatırım olursa üretim olur.

Üretim olursa refah olur.

Benim ekonomi anlayışım aslında çok basit.

Üreten insan kazansın.

Kazandıkça yatırım yapsın.

Daha fazla insan çalıştırsın.

Daha fazla ihracat yapsın.

Devlet de büyüyen ekonomiden hak ettiği vergiyi alsın.

Türkiye’nin gerçek zenginliği ne petroldür ne doğalgazdır.

Bu ülkenin gerçek zenginliği; tarlasında çalışan çiftçisi, tezgâhının başındaki ustası, fabrikasında üreten işçisi ve risk alıp yatırım yapan sanayicisidir.

Onların önünü açabilirsek, gerisi zaten gelir.

Bu yazı toplam 38 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
Ahmet Rıdvan Arşivi

ÇÖP

27 Temmuz 2026 Pazartesi 07:03