Ahmet Rıdvan

Ahmet Rıdvan

LİDER

LİDER

Geçenlerde yakın bir arkadaşımla akşam yemeği yiyoruz. Konu dönüp dolaşıp siyasete geliyor.

Kendisi avukat. Büyük bir belediyede başkan yardımcısı.

Sohbet sırasında çok önemsediğim bir şey söyledi. Sonra zaten bütün konu oraya kaydı.

“Geçmiş liderlerin televizyonda katıldıkları yuvarlak masa programlarını hatırlıyor musun? Kalite nasıl üst seviyedeydi. Adamların işi sadece siyaset ve vizyon konuşmaktı. Kimseyi kırıp dökmeden. Bugün aynı programı yapmana imkân yok. Yapılsa da yarıda bırakılır, iç savaş çıkar.”

Düşündüm.

O kadar haklı ki.

Her bakımdan bozguna uğradık.

Sonra birlikte geçmiş siyasi liderlerin eğitimlerine bakmaya başladık.

Süleyman Demirel, İTÜ İnşaat Mühendisliği mezunu.

Necmettin Erbakan, İTÜ Makine Mühendisliği mezunu. Sonra akademisyen oluyor, profesörlüğe kadar yükseliyor.

Turgut Özal, İTÜ Elektrik Mühendisliği mezunu.

Erdal İnönü fizikçi. Amerika'da Caltech'te doktora yapmış, profesör olmuş.

Deniz Baykal, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu. Doktora yapmış, doçent olmuş.

Mesut Yılmaz, Siyasal Bilgiler mezunu.

Alparslan Türkeş, Harp Okulu ve Harp Akademisi mezunu, kurmay subay.

Bülent Ecevit'in üniversite diploması yok. Robert College mezunu. Ama gazeteci, şair, yazar, çevirmen. İngilizce biliyor, Sanskritçe ve Bengalce ile ilgileniyor.

Listeye bakınca insan ister istemez bugüne dönüyor.

Mesele diploma da değil.

Diploması olup hiçbir şey bilmeyen de var, üniversite bitirmeden kendisini yetiştirmiş çok değerli insanlar da.

Benim dikkatimi çeken başka bir şey.

Bu insanların büyük bölümünün siyasetten önce bir mesleği ve ülkeyi yönetmek için kendilerine ait çözüm önerileri var.

Mühendis.

Akademisyen.

Gazeteci.

Asker.

Bürokrat.

Hayatlarının bir döneminde siyasetin dışında bir şey üretmişler. Bir kurumun nasıl çalıştığını görmüşler. Bir işin sorumluluğunu almışlar.

Belki de bu nedenle söyledikleri sözlerin arkasında bir dünya görüşü olduğu kadar bir hayat tecrübesi de vardı.

Erbakan'a katılmayabilirsiniz.

Ama adam size nasıl bir Türkiye istediğini anlatıyordu.

“Ağır Sanayi Hamlesi” diyordu.

Fabrika diyordu. Makine diyordu. Motor diyordu. Üretim diyordu. Türkiye'nin sanayileşmesi gerektiğini savunuyordu.

Özal'a katılmayabilirsiniz.

Ama onun da kafasında başka bir Türkiye vardı.

Dışa açılma, ihracat, serbest piyasa, özel sektör...

Demirel denince barajlar, yollar, elektrik, sulama projeleri akla geliyor.

Ecevit'in “Toprak işleyenin, su kullananın” sözü sadece güzel bir slogan değildi. Arkasında bir ekonomik ve sosyal anlayış vardı.

Türkeş'in Dokuz Işık'ı vardı.

Yani sağcıydı, solcuydu, milliyetçiydi, muhafazakârdı...

Fark etmez.

Bir şey söylüyorlardı.

Daha önemlisi, söyledikleri şey yalnızca karşı tarafın ne kadar kötü olduğu değildi.

Bugünkü siyasete bakıyorum.

Sabah televizyonu açıyorsunuz:

Biri diğerine cevap vermiş.

Öğlen:

Diğeri ona daha sert cevap vermiş.

Akşam:

“X'ten Y'ye olay sözler!”

Ertesi gün aynı şey yeniden başlıyor.

Peki Türkiye ne yapacak?

Sanayide nereye gideceğiz?

Enerjide hedefimiz ne?

Tarımı nasıl ayağa kaldıracağız?

Çocuklarımızı nasıl eğiteceğiz?

Dünyada yapay zekâ devrimi yaşanırken Türkiye bunun neresinde olacak?

Yirmi yıl sonra hangi ürünleri üreten bir ülke olmak istiyoruz?

Nüfus yaşlanıyor. Ne yapacağız?

Şehirler büyüyor. Nasıl yöneteceğiz?

Bunları ne kadar konuşuyoruz?

Bence bir siyasetçinin kalitesini ölçmek için çok basit bir yöntem var.

Bir kürsü koyun önüne.

Rakiplerinin isimlerini söylemesini yasaklayın.

Otuz dakika konuşsun.

Bize Türkiye'yi nasıl yöneteceğini anlatsın.

Ekonomiyi nasıl düzeltecek?

Eğitimi nasıl değiştirecek?

Hangi sektörlere yatırım yapacak?

Devletin hangi kurumlarını yeniden yapılandıracak?

Tarımda ne yapacak?

Sanayide ne yapacak?

Beş yıl sonra nerede olacağız?

Yirmi yıl sonra nerede olacağız?

Ve mümkünse “üreteceğiz, büyüyeceğiz, güçleneceğiz” demeden anlatsın.

Rakam versin.

Yöntem anlatsın.

Kaynağını söylesin.

İşte o zaman kimin gerçekten siyasetçi, kimin yalnızca iyi bir konuşmacı olduğunu daha rahat görürüz.

Ama haksızlık da etmeyelim.

Bugünkü siyasetçilerin tamamını suçlamak kolaycılık olur.

Çünkü siyasetçi değiştiği kadar biz de değiştik.

Eskiden bir siyasi lider televizyonda uzun uzun konuşurdu. İnsanlar oturur dinlerdi.

Bugün on saniyede karar veriyoruz.

Video uzun gelirse geçiyoruz.

Başlığı okumadan yorum yapıyoruz.

Bir siyasetçinin iki saatlik konuşmasından yirmi saniyelik bölüm kesiliyor.

“Rakibini yerden yere vurdu!”

Milyonlarca izleniyor.

Algoritma bunu seviyor.

Televizyon bunu seviyor.

Sosyal medya bunu seviyor.

Galiba biz de seviyoruz.

O zaman siyasetçi neden iki saat ekonomi anlatsın?

Yirmi saniyelik sert bir cümle kuruyor, ertesi gün bütün ülke onu konuşuyor.

Bu nedenle sorun yalnızca siyasetçinin kalitesi değil.

Siyasetin kalitesi.

Hatta biraz daha ileri gidelim:

Seçmenin siyasetten ne talep ettiği.

Erdal İnönü bugün siyasete girse ne olurdu mesela?

Sakin sakin bilimden, eğitimden, üniversitelerden, kurumlardan bahsetse kaç kişi videosunu sonuna kadar izlerdi?

Demirel çıkıp yarım saat sulama yatırımlarını anlatsa reyting alır mıydı?

Erbakan tahtanın başına geçip iki saat sanayi planı anlatsa sosyal medyada trend olur muydu?

Bilmiyorum.

Ama şunu biliyorum.

Türkiye'nin yeniden kaliteli siyasetçilere ihtiyacı varsa önce kaliteli siyasi tartışmaya ihtiyacı var.

Çünkü lider dediğimiz insan sadece kalabalıkları peşinden sürükleyen kişi değildir.

Nereye gideceğini bilen kişidir.

Daha da önemlisi;

Neden oraya gitmemiz gerektiğini anlatabilen kişidir.

Bu yazı toplam 152 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
Ahmet Rıdvan Arşivi

ZAAF

10 Ağustos 2026 Pazartesi 07:03

ÇÖP

27 Temmuz 2026 Pazartesi 07:03