Havalimanı
Uzun süredir yazmak istediğim bir konuda vardı artık bu hafta yazmak istedim. Benimki bir fikir, belki okuyan biri fikri geliştirip çok daha doğru şekilde ele alır ve proje üretir.
Başlayalım;
İktidarın 25 senedir en çok karşı çıktığım yönü, kaynakların verimli kullanılmaması oldu.
Ekonomik büyüme modellerini hep eleştirdim.
Betona yapılan yatırımlar…
Verimsiz yap-işlet-devret projeleri…
Yolcu garantili yollar…
Kullanılmayan havalimanları…
Şehirlerin beton yığınına dönmesi…
1 birime bitecek işlerin 100 birime yapılması…
Bugün dönüp baktığımızda sonuç ortada.
Kaynaklar tükendi.
Maalesef yapılan birçok yatırım da ya zarar yazıyor ya da atıl durumda.
Bazılarının bedelini ise hâlâ vergilerimiz ile biz ödüyoruz.
Bu örneklerden biri de ülkenin dört bir yanına yapılan havalimanları.
Araştırdım; yaklaşık 60’a yakın aktif ya da yarı aktif yolcu havalimanı var.
Bazılarında uçak inmiyor.
Bazılarında haftada birkaç sefer var.
Hatta bazılarına gidip baksanız, koyunlar otluyor deseniz kimse şaşırmaz.
En azından ben görmedim ama görsem de şaşırmam.
Ama şunu da söyleyeyim:
En sevdiğim tarafım şu;
en kötü görünen durumlarda bile bir çıkış yolu ararım.
Çünkü hayat böyle.
Sorun her zaman var.
Mesele o soruna nasıl baktığın.
Bugün bu havalimanlarına da böyle bakıyorum.
Doğru yapılmış, yanlış yapılmış…
Artık bunun tartışmasının çok bir anlamı yok.
Yapılmış.
Bitmiş.
Orada duruyor.
Şimdi asıl soru şu:
Bunu nasıl çalıştıracağız?
Benim cevabım net:
Her şeyi devletten beklemeden kendimiz çözüm üreteceğiz.
Bu işi şehirler yapacak.
Bir şehir gerçekten isterse, yapamayacağı şey yoktur.
Yeter ki:
bir araya gelsin
ortak akıl oluşsun
irade ortaya konulsun
Vali, belediye başkanı, sanayici, turizmci, esnaf…
Herkes aynı masaya oturacak.
Ve şu soruya cevap verecek:
“Biz bu havalimanını nasıl çalıştırırız?”
Turizm mi olacak?
Sanayi mi gelişecek?
Lojistik mi kurulacak?
Önce buna karar verilecek.
Sonra iş bölümü yapılacak.
Komisyonlar kurulacak, gerekiyorsa dernekler oluşturulacak.
Profesyonellerden destek alınacak.
Turizm yapılacaksa:
Tur operatörleriyle anlaşılacak.
Şehre sefer koydurulacak.
Gelen insan 2-3 gün ne yapacak, bunun planı yapılacak.
Sadece uçak indirmek yetmez.
İnsan geldiğinde şehir hazır olmalı.
Oteller
Çarşı
Restoran
Tarihi yerler
Aktiviteler
Her şey planlı olacak.
Sonra en önemli kısım geliyor:
Sabır.
Bu işler bir günde olmaz.
Ama doğru yapılırsa büyür.
Hizmet kalitesi arttıkça,
insanlar memnun kaldıkça,
kulaktan kulağa yayılır.
En güçlü reklam hâlâ budur.
Şunu unutmayalım:
Her şeyi devletten bekleyerek hiçbir yere varamayız.
Negatif görünen durumları pozitife çevirmek de bizim elimizde.
Ağlayarak değil, çalışarak.
Kısa vadeli değil, uzun vadeli düşünerek.
Hatta bir adım ileri gidelim:
Bu işi yapan şehirler kendi aralarında yarışsın.
Kim daha çok turist çekmiş
Kim daha çok ticaret yapmış
Ölçülsün, değerlendirilsin, ödüllendirilsin.
Gerekirse tüm şehirleri koordine eden bir çatı yapı kurulsun.
Son olarak şu çok önemli:
Fiyat–kalite dengesi.
Ne pahalı olup kaçıracağız,
ne ucuz olup değer düşüreceğiz.
Makul fiyat, yüksek kalite.
Bunu yakalayan şehir zaten kazanır.
Özetle:
Elimizde bir imkân var.
İstersek çürür, istersek değer üretir.
Tercih bizim.