GEBZE: KİMLİĞİNİ ARAYAN ŞEHİR!
Kocaeli’nin batı ucunda, İstanbul ile Anadolu’yu birbirine bağlayan o devasa kapının adıdır Gebze. Bugün pek çok kişi için sadece fabrikaların, gri binaların ve bitmek bilmeyen bir iş gücü deviniminin merkezi gibi görünse de, bu şehrin topraklarında binlerce yıllık bir hafıza gizlidir. Kartacalı Hannibal’ın mezarından Fatih Sultan Mehmet’in otağına, Mimar Sinan’ın estetik mührü olan Çoban Mustafa Paşa Külliyesi’nden Osman Hamdi Bey’in sanatsal mirasına kadar Gebze aslında bir tarih hazinesidir. Ancak ne yazık ki modern çağın plansız büyüme hırsı, bu köklü geçmişin üzerine ağır bir sanayi örtüsü sermiş durumda.
Şehrin bugün en büyük gerçeği, Türkiye’nin dört bir yanından gelen göç dalgalarıyla şekillenen devasa nüfusudur. Ekmek parası umuduyla bu topraklara tutunan binlerce aile, Gebze’yi kültürel bir mozaik haline getirirken aynı zamanda kontrolsüz bir büyümenin de öznesi olmuştur. Bu hızlı nüfus artışı, ne yazık ki planlı bir şehirleşmeyi beraberinde getiremediği için ortaya çıkan çarpık yapılaşma, Gebze’nin en temel estetik ve sosyal sorunu haline gelmiştir. İç içe geçmiş mahalleler, dar sokaklar ve yetersiz yeşil alanlar, bu kadar üretken bir kentin sakinlerine sunduğu yaşam kalitesini aşağı çekmektedir.
Sosyal ve kültürel açıdan bakıldığında, Gebze’nin gündüzleri milyonları bulan hareketli nüfusu, akşamları yerini sessiz bir yorgunluğa bırakmaktadır. Sosyal hayatın sadece belli başlı alışveriş merkezlerine veya Eskihisar sahiline sıkışmış olması, kentin bir "yatakhane şehir" imajından kurtulmasını zorlaştırmaktadır. İnsanların sadece çalışmak için bulunduğu değil, yaşamaktan gurur duyduğu bir kent kimliği inşa etmek, Gebze’nin önündeki en büyük kültürel meydan okumadır.
Tüm bu yapısal sorunların en somut ve her gün deneyimlenen yansıması ise şüphesiz bitmeyen trafik ve otopark çilesidir. Sanayi tesislerine personel taşıyan binlerce servisin ana arterlere yüklenmesi, şehir içi ulaşımın neredeyse her saat felç olmasına neden olmaktadır. Dar sokakların otopark yetersizliğiyle birleşmesi, kaldırımları bile araçların işgaline açarken yayaların yaşam alanını daraltmaktadır. Gebze artık bu yoğunluğu taşıyamaz hale gelmiştir ve acil, radikal ulaşım çözümlerine ihtiyaç duymaktadır.
Sonuç itibarıyla Gebze, Türkiye ekonomisinin lokomotifi olma görevini başarıyla sürdürürken, kendi içinde yaşayan insana karşı olan borcunu henüz ödeyebilmiş değildir. Çarpık yapılaşmanın izlerini silen kentsel dönüşüm hamleleri, tarihi dokuyu ön plana çıkaran turizm yatırımları ve trafiği nefes aldıracak modern mühendislik çözümleri ertelenemez bir ihtiyaçtır. Bu şehir, sadece dumanı tüten fabrikalarıyla değil; düzenli caddeleri, geniş parkları ve huzurlu sosyal yaşamıyla anılmayı fazlasıyla hak etmektedir.