Fatoş Özut Kırtay

Fatoş Özut Kırtay

GELECEK ÖLÜYOR

GELECEK ÖLÜYOR

Bugün bir öğretmen daha öldürüldü.

Bir öğrencisi tarafından.

Cümleyi yavaş okuyun.

Bir öğretmen...

Bir öğrencisi tarafından...

Öl-dü-rül-dü.

'Bireysel cinnet' başlığıyla geçiştirilecek bir olay değil bu...

Yıllardır biriken otorite erozyonunun, değersizleştirmenin ve cezasızlık algısının sonucu...

Soralım:

Son yıllarda okullarda şiddet azaldı mı?

Öğretmene sözlü saldırı bitti mi?

Veli baskısı sona erdi mi?

Hayır.

Tam tersine; öğretmenler artık ders anlatmaktan çok kendini korumaya çalışıyor.

Bir öğretmenin sınıf içinde disiplin uygulaması, sınır koyması, sesini yükseltmesi bile şikâyet sebebi oluyor.

Veliler okul yönetimlerini baskı altına alıyor.

Öğrenci, hak kavramını öğreniyor(!) ama sorumluluk kavramını öğrenmiyor.

Sonra bir gün o sorumsuzluk, şiddete dönüşüyor.

Şiddet Neden Artıyor?

Çünkü şiddetin bedeli ağır değil.

Caydırıcılık, cezanın varlığıyla değil; uygulanma kararlılığıyla oluşur.

Bir toplumda suç işleyen kişi, "nasıl olsa bir şey olmaz” düşüncesine kapılıyorsa orada hukuk var mıdır?

Eğitim kurumlarında öğretmene yönelik şiddet olayları her yıl artış gösterdiğine dair sendikaların ve eğitim raporlarının uyarıları var.

Ancak sonuç?

Geçici gündem.

Kınama mesajı.

Unutuluş...

Oysa öğretmene yönelik saldırının, kamu görevlisine karşı işlenmiş ağır bir suç olarak değerlendirilmesi ve cezaların gerçekten caydırıcı olması gerekir.

Sadece kanunda yazması yetmez.

Uygulamada kararlılık gerekir.

İtibarsızlaştırma en büyük tehlikedir!

Bir meslek önce itibarsızlaştırılır.

Sonra yalnızlaştırılır.

Sonra savunmasız bırakılır.

Öğretmen bugün toplum gözünde 'kutsal meslek' değil, 'hizmet veren memur "algısına indirgenmiş durumda.

Velinin müşterisi olduğu bir sistemde öğretmen, hizmet sağlayıcıya dönüştürüldü.

Müşteri memnuniyeti mantığı eğitime girdiği anda otorite çöker.

Çocuğa sürekli “sen haklısın” diyen bir kültür, ona sınır öğretmez.

Sınır görmeyen birey ise hayatta da sınır tanımaz.

Eğitim sadece akademik başarı değildir.

Eğitim karakter inşasıdır.

Değerler aktarımıdır.

Toplumsal sözleşmenin sınıfta öğretilmesidir.

Öğretmenin otoritesi sarsıldığında yalnızca ders kalitesi düşmez, toplumsal düzen de sarsılır.

Bugün öğretmene saygı duymayan çocuk,

yarın polise, doktora, hâkime de saygı duymaz.

Bu zincirleme bir kırılmadır.

Caydırıcı cezalar olmadıkça da bu durum artarak devam eder.

Caydırıcı Ceza Nedir?

Caydırıcı ceza:

Hızlı yargılama demektir.

Ertelemesiz yaptırım demektir.

Net mesaj: “Bu suçu işlersen bedeli ağırdır.” demektir.

Şiddet olaylarında iyi hâl indirimleri, uzun süren davalar, infaz düzenlemeleriyle oluşan cezasızlık algısı toplumsal güveni zedeler.

Hukuk merhametli olabilir.

Ama zayıf olamaz.

Merhamet ile caydırıcılık arasındaki denge kaybolduğunda suç cesaret bulur.

Bu bir eğitim sorunu değil sadece.

Bir kültür meselesi.

Değerler krizi.

Otorite boşluğu.

Ailede sınır koyulmazsa, okulda zorlanılır.

Okulda sınır koyulmazsa, sokakta bedeli ağır olur.

Hiç düşündünüz mü?

Bir öğretmeni koruyamayan sistem, çocukları nasıl koruyacak?

Bugün bir öğretmen daha öldürüldü.

Yarın hangi sınıfta korku olacak?

Hangi öğretmen ders anlatırken “acaba” diyecek?

Şiddeti normalleştiren bir toplum, geleceğini riske atmış demektir.

Bu mesele sadece bir cinayet değildir.

Bu mesele, devletin eğitim otoritesine sahip çıkıp çıkmayacağı meselesidir.

Öğretmeni yalnız bırakırsanız, sınıf dağılır.

Sınıf dağılırsa, ülke dağılır.

Ve artık şu soruyu sormaktan vazgeçelim:

“Eğitim neden mahvoldu?”

Eğitimi biz mahvettik!

Sessiz kalarak...

İtibarsızlaştırarak...

Cezasız bırakarak...

Bir öğretmen daha öldü!

Ve her bir öğretmen ile 'gelecek' de ölüyor...

Bu yazı toplam 100 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Fatoş Özut Kırtay Arşivi