Tuncer Altunbulak

Tuncer Altunbulak

DOSTOYEVSKİ’Yİ OKUMAK

DOSTOYEVSKİ’Yİ OKUMAK

Dostoyevski, bugün de dünya edebiyatının en iyi romancılarından biri olarak kabul edilir. Eserleri yalnızca edebiyat biliminin değil; felsefe, psikoloji, teoloji ve kriminoloji gibi çok farklı disiplinlerin de araştırma konusudur. Türkiye’de henüz bir Dostoyevski uzmanı çıkmamıştır ama benim gibi yüzlerce, binlerce Dostoyevski okuru vardır. Okurun da ötesinde, Dostoyevski’ye tutkuyla bağlı özel Dostoyevskiciler bile mevcuttur. Bu insanlardan biri de benim.

Yazarın eserlerini ikiye ayırmak gerekir: sürgüne gitmeden önce yazdıkları ve sürgünden döndükten sonra yazdıkları. Dostoyevski, ileride sanatının merkezine oturtacağı temayı Ev Sahibi adlı eserinde ortaya koymuştur. Yine yazarın muazzam kurgusunu anlatan en önemli eserlerinden biri de Yufka Yürekli adlı eseridir. Zaten yazarın kendisi de yufka yüreklidir. Bu eserinde, toplumda itilmiş ve ötekileştirilmiş, “küçük insanlar” dediğimiz kişileri anlatır. Toplumun en alt katmanlarından olan bu insanların, fiziksel eksikliklerinin yanında eylemsel ve düşünsel başarısızlıkları da vardır. Bu yüzden büyük acılar ve yoksunluklar çeken kimselerdir.

Sevgili okurlar, Dostoyevski bence bir sırdır ve bugüne kadar da kimse bu sırrı çözebilmiş değildir. Hakkında yüzlerce biyografi yazıldı, söz söylendi, romanlara konu oldu; ama bugüne kadar onun gerçek kişiliğini tam olarak hiç kimse ortaya çıkaramadı. Kişiliğini anlatmada Freud çok önemli şeyler söylemiş olmasına rağmen, çözümü gerçekten de imkânsız olan bu kişiliği o da tam olarak açıklayamamıştır.

“Sır” diyorum ya… Dostoyevski, Rusya’da 1917 Ekim Devrimi’nin olacağını yüzyıl önceden söylemiş; söylemekle de kalmamış, Ecinniler adlı eserinde bu devrime benzer kurgusal bir devrimi de anlatmıştır. Dostoyevski’yle bu kadar ilgilenmemin ve ona bağlanmamın nedeni işte bu, çözülmesi zor olan kişiliğidir.

Romanlarının birinde “Yaşam her yerde yaşamdır; yaşam bizim dışımızda değil, içimizdedir.” demiştir üstat. Alın size felsefe, sevgili dostlar… Yaşam her yerde yaşamdır. Norveç’teki yaşamla Afrika’daki yaşam ikisi de yaşamdır; ama sosyal, kültürel ve ekonomik farklılıkları vardır. Bu sözümle Dostoyevski’nin felsefesini yanlışlamak istemiyorum; fakat ben böyle düşünüyorum.

Okuyanların bildiği gibi Dostoyevski, sürgüne gittiği Sibirya’daki toplama kampında bulunan mahkûmları anlatırken şöyle der: “Bu insanlar benim fikrimi değiştirdiler. Onları tanıyana kadar cezaevi koşullarının çok zor ve çekilmez olduğunu düşünüyordum. Orada yanıldığımı anladım; çünkü oradakilerin hepsi, insanlık dışı koşullar altında bile özgür olduklarını söylüyorlardı. Hayata içtenlikle bağlıydılar, yaşama istekleri gerçekten beni şaşırtmıştı.”

Konuştuğum mahkûmlar, dışarıdaki hayatın buradaki hayattan çok daha zor olduğunu; çarların baskısının hayatı Rus halkına zindan ettiğini; açlık, savaş ve hastalıkların halkı yaşanmaz hâle getirdiğini söylüyorlardı. Elbette kampta insan onurunu hiçe sayan çok şey yaşanıyordu. İçeridekiler birbirlerini sevmedikleri gibi, herkes diğerinin kuyusunu kazıyordu. Hemen hemen hepsi cahildi. Büyük çoğunluğu küçük kız çocuklarına tecavüz etmekten, adam öldürmekten, soygun yapmaktan cezalıydı. Yaptıkları bu kötü işleri utanmadan birbirlerine överek anlatıyorlardı. Dostoyevski bütün bunları Ölü Evinden Hatıralar adlı eserinde anlatır.

Kendisinin dürüst biri olduğunu da söylemez. Suç ve Ceza adlı eserinde, öldürdüğü tefeci kadından dolayı kendisinin de bir katil olduğunu söyler.

Sevgili dostlar, Dostoyevski’nin hayatını değiştiren, onu delirten, hatta zaman zaman intiharın eşiğine getiren olaylardan biri de çocukluk döneminde her gün birlikte oyun oynadığı bir kız çocuğunun hayat öyküsüdür. Bir gün bu kız çocuğunun öldürülüp bir tarlaya atıldığını öğrendiğinde günlerce kendine gelememiştir. İşte o günden sonra psikolojisi bozulmuş, insanlardan nefret etmeye başlamış ve içine kapanmıştır. Hayatı boyunca da bu travmadan kurtulamamıştır. Bu olayı Ecinniler adlı romanında tüm detaylarıyla anlatmış ve hayatı boyunca gittiği her panelde, toplantıda affedilmesi olanaksız tek suçun çocuk istismarı olduğunu söylemiştir.

Sevgili okurlar, Dostoyevski’nin Suç ve Ceza adlı eserinin sonunda “Bu öykü burada biter.” denmesine rağmen, yazar, öldürdüğü tefeci kadın ve kız kardeşinden dolayı tutuklanır ve dokuz yıl cezaya mahkûm edilir. Bu olay, Dostoyevski’yle ilgili yazılmış eserlerde anlatılmamaktadır. Mahkeme, sanığın bu cinayeti geçici bir delilik nöbetinde işlediğine karar verir; ayrıca iyi bir insan olduğunu düşünür ve bu yüzden cezasında büyük bir indirim yapılır.

Romanlarda anlatıldığı gibi bir de Sonya adlı bir kadın vardır. Sonya, sokaklarda kötü işler yapan yoksul genç bir kadındır ve Raskolnikov’un sevgilisidir. Raskolnikov tutuklanınca geriye sadece Sonya kalır. Sonya, Raskolnikov’un ihtiyaçlarını karşılamak için sanığın tutuklu olduğu Sibirya’ya taşınır, eskiden yaptığı kötü işleri bırakır ve orada terzilik yapmaya başlar. Bu anlattıklarım Suç ve Ceza adlı eserdendir.

Raskolnikov’un annesi, o içerideyken ölür. Annesinin ölümüne dayanamayan Raskolnikov hastalanır, cezaevinden bir devlet hastanesine taşınır ve orada ölür. Bu anlattıklarım, ne romanlarında anlatılmıştır ne de Dostoyevski hakkında yazılmış hiçbir biyografide yer almamaktadır.

Bu yazı toplam 736 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Tuncer Altunbulak Arşivi