Dilek ALP

Dilek ALP

BEREKETLİ TOPRAKLARIN FAKİR İNSANLARINA…

BEREKETLİ TOPRAKLARIN FAKİR İNSANLARINA…

"Üretmezsek aç kalırız, üretirsek dünyayı besleriz. Türkiye böyle bir ülke…"

Yeni Tarım Düzeni, Ali Ekber Yıldırım

1984 yılında üniversite sınavında hatırı sayılır bir puan aldıktan sonra babamın ikna edilemez yönlendirmesi ile idealim olan gazeteciliği değil de Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Peyzaj Mimarlığı bölümünü seçtim. O dönem ziraat fakültelerinin amiral gemisi olan okulum, hem mühendislik hem de mimarlık eğitimi içerdiği için muhteşem bir eğitimi kapsıyordu. Ülkemizin en iyi mimarları ve mühendisleri tarafından tam anlamıyla örnek öğrenciler yetişti o dönemde. Hepimiz çok iyi yerlerde çok iyi projelerde görev yaptık ve yapmaya devam ediyoruz.

Babamın o günlere dönük tavsiyesi sürekli aklımdadır, sık sık dile getiririm. O yıllar tarım ve hayvancılıkla ilgili ölümcül bir tehlike söz konusu olmamasına rağmen tarım çok önemliydi ve özendirilmeye çalışılıyordu. Babama göre “bereketli hilal” topraklarında nefes alan her kişi tarımla ilgilenmeli, bilgi sahibi olmalıydı. “İleride bu ülkenin dünya devleri ile yarışabileceği en önemli saha tarım olacak, sen de bunun mühendisliğini öğreneceksin, bu eğitimin ardından istediğin yolda devam edebilirsin fakat bu eğitim hayatında çok değerli bir bakış açısı kazandıracak.” sözleri kalbimle birlikte beynime de kazındı. 
 
Kırsalda büyümüş, kent hayatında yetişmiş ziraat mühendisi ve mimar olarak bizlere bırakılan mirasın hep farklında oldum. Bence değişken küresellikte bir insanın romantik ziraat ruhuna ve bilgisine sahip olması, bu topraklarda çok ayrıcalıklı ve keyifli. Hem çevreci, hem bitkiyi tanıyan ve önemini bilen, hem hayvancılıktan haberdar ve çözüm oluşturabilecek alt donanıma sahip olmaktan bahsediyorum. Sadece bir diploma değil, bütünüyle bir bakış açısı bu… Mühendis ekolüyle yetişirken ülkenin tarım politikasına da hâkim olabiliyorsun bir taraftan.

Toprağa dayalı yaşama duyarlı olmak bana hep ayrıcalıklı geldi. Kırsalda kadın girişimleri, tarımsal yerel ürünler, ata tohumları, coğrafi işaretlemeler, çevre dengesi, yerel folklor, geleneksel el sanatları, teknoloji, tarih, arkeoloji, hayvancılık, meteoroloji, bitki ve hayvan bilimi, mimari, pazarlama gibi konuları toparlayarak ortak bir ruh kazandırıyor insana. Düşünebiliyor musunuz bu bilgilere kısmen sahip olan bir bireyin dünyaya bakış açısını… İşte tam bu zenginlikten bahsediyordu babam o yıllar. Ve bunu en önemli öğe olarak görüyordu hayatında.

Tarıma doğru atılan her tohum yeşerir. Bu sahada yapılan işin niteliği kadar niceliği de önemlidir. Sonrasında işin sürekliliği ve takip edilmesi de. Ülkemizin tarım politikalarını çok önemsiyorum. Hatta hayat meselesi haline getiriyorum. Teknolojiden sonuna kadar faydalanılmasını ama gelenekselliğin muhafaza edilmesini destekliyorum. Kültürel miras düşünce yapısını bu sahada da oturtmaya çalışıyorum. Bu düşüncem sadece kendi topraklarım için değil tüm dünya toprakları için geçerli tabii. Her dönem siyasi partilerin ülke için tarım ve hayvancılık politikalarını dikkatle incelerim ve buna göre bir değerlendirme yaparım. En son vatandaşa vaat edilen tarım politikaları ile yaşadıklarımızın uzak yakın bir benzerliği olmayan 20 yılın sonunda, sadece şunu sormalıyım: NEDEN?

NEDEN, her türlü zenginliğe sahipken çeyrek asırdır tamamen dışarıya bağımlıyız?
NEDEN, Bereketli Hilal topraklarında yaşayan biz, buğdayı dışarıdan alıyoruz?
NEDEN, Avrupa’da çay üreten tek ülke olmamıza rağmen dışarıdan çay alıyoruz?
NEDEN, 300’den fazla çeşit peynirimiz varken dışarıdan peynir alıyoruz?
NEDEN, dört mevsim doğal sera ülkesi iken dünyayı besleyemiyoruz?
NEDEN, tarıma bu kadar az yatırım yapılıyor?
NEDEN, tarım politikalarımız kırmızıçizgimiz değil?
NEDEN, köylümüz milletimizin efendisi değil?
NEDEN, kuraklık kapıdayken ulusal bir korunma politikası oluşturulamıyor?
NEDEN, dünyanın en güçlü tarım ülkesi olabilecekken, biz fakiriz?
NEDEN, pazarlarımız ateş pahası?
NEDEN, yeşile düşmanız?

Tarım dün olduğu gibi bugün de insanoğlunun kaderini belirliyor. Bugüne kadar büyük yanlışlar yaptık, doğaya hak ettiği değeri vermedik. Teknolojinin hayatımıza giriş ve gelişmesiyle birlikte, tarımda paralel bir gelişme yaşanmadı. Artık bizler, doğanın bir parçamız olduğunun acilen farkına varmalıyız. Anadolu toprakları ve kültürü, her dönemde evrensel değerler oluşturup, onları günümüze taşıyarak uygarlığa öncülük etmiştir. Anadolu, binlerce yıllık bereketli toprakları ve ayrıcalıklı konumu ile zengin bir mirası bünyesinde barındıran seçilmiş bir coğrafyadır. Kadim “bereketli hilal kültürü” ve medeniyetlerin doğup dünyaya kök saldığı toprakların şanslı çocukları olarak mirasımıza tekrar sahip çıkmalı bu mirasın sorumluluklarını iyi anlamalıyız.

Tabii sayısız hayal kırıklıkları arasında muhteşem çalışmalar da gerçekleşiyor. Bu kültürün yetiştirdiği kadınlardan biri olan Şef Ebru Baybara Demir tarafından gerçekleştirilen, bir yıl içinde 13 şehir ve 52 belediyenin hayata geçirdiği 'Topraktan Toprağa Biyobozunur Atık Yönetimi' projesi örnek “toprağı iyileştirme projelerinden” biridir.

Dünyanın en iyi 10 şefi arasına giren ilk ve tek Türk şef olan Ebru Baybara Demir, geçen yıl 21 Nisan’da Diyarbakır’ın Kayapınar ilçe belediyesi ile 'Topraktan Toprağa Biyobozunur Atık Yönetimi' projesini hayata geçirdi. Proje kapsamında gönüllü kadınların da katılımıyla özellikle pazar yerlerindeki sebze meyve atıkları her gün düzenli olarak toplanıp, arazide ayrıştırılarak bir dizi işlemden geçirildikten sonra, konusunda uzman ekipler tarafından komposta dönüştürüldü. 3 ton atıktan 1.1 ton kompost elde edildi. Bu sayede tarımsal sulama azaldı, toprak kalitesi yükseldi. Toprağın mikroorganizmaları ve organik maddeleri arttı, doğal olarak gübre maliyeti azaldı.

Ebru Baybara Demir, sadece Türkiye’ye değil dünyaya ilham olacak bir projeyi başlattıklarını belirterek, "Amacımız topraktan geleni toprağa göndermektir. Çünkü şu anki tarım maliyetleri çok yüksek. Gübrenin bulunmaması, gübrenin ham maddesi, doğal gaz ve enerjiye ulaşma noktasında tüm dünya sıkıntı yaşarken, gübreler bu kadar yükselmişken bizim geleneksel üretime dönmemiz gerektiğini düşündük. Amacımız topraktan geleni toprağa göndererek, toprağı kendisiyle iyileştirmektir.” sözleri ile çalışmanın özünü aktarmış…

Onun için kadınlar diyorum ısrarla, her alanda değişim akıllı ve çalışkan kadınlarla olacak, mutfağı iyi bilen, malzemeleri doğru kullanan, ev ekonomisine hâkim, ailesini koruyan, kollayan ve toparlayan, toprak ana gibi... 

BİLGİ:
“Bereketli Hilal” hakkında ne biliyoruz?

Adını zengin topraklarından alan “medeniyetin beşiği” olarak adlandırılan Bereketli Hilal, Ortadoğu’da özel bir bölgedir. Bu bölgenin suya erişimi nedeniyle, Sümerler de dâhil olmak üzere en eski uygarlıklar Bereketli Hilal'de kurulmuştur. Alan şu anda Güney Irak, Suriye, Lübnan, Ürdün, Filistin, İsrail, Mısır, Türkiye ve İran'ın bazı bölgelerini kapsıyor. İki değerli nehir, Dicle ve Fırat, bölgeyi düzenli olarak sular altında bırakırken, Nil Nehri de destek veriyor. Bu nehirlerin yakınında bulunan tüm bu verimli topraklar nedeniyle binlerce yıl öncesinden burada sulama ve tarım kültürü gelişmiştir.

Suya erişim, tarım ve ticaret yollarıyla gerçekleşmiştir. Bu, kültür ve fikir alışverişine yol açmış ve bölgedeki bilim, teknoloji, yazı, edebiyat, din, tarım teknikleri, matematik, astronomi, astroloji, hayvancılık, uzak yerlerle ticaret, tıbbi uygulamalar, zaman kavramını geliştirmiştir. Bütün Dünya’daki tarımın temelinde bulunan sekiz temel bitkiden altısı bu bölgede evcilleştirilmiştir. Bunlar; çift sıralı buğday, tek sıralı buğday, arpa, mercimek, bezelye, nohut, acı burçak ve keten bitkisidir.

Günümüzde Türkiye, Suriye ve Irak’ın tamamı bölgede akan sulara bağımlı olup, artan bölge nüfusu ve kentleşme, bir zamanlar verimli olan toprağı tüketmiştir. Nehirler üzerine 1950’lerden itibaren pek çok barajın inşası da nehirlerde daha az miktarda su akmasına sebep olmuştur. Sonuç olarak, Fırat Nehri’ni kullanan ulusların, her birinin ihtiyaç duyulan suya erişimini sağlamak için çözümler üzerinde pazarlık yapmak zorunda kaldığı noktaya gelinmiştir.


Tarım konusunda değerli yazıları ile tanınan gazeteci Sayın Ali Ekber Yıldırım’ın Yeni Tarım Düzeni adlı kitabından bir alıntı ile bitirmek istiyorum: “Çağdaş tarım, binlerce yıllık birikimin üzerine çevreyle dost, doğayla barışık, akılla, bilimle, bilgiyle, sağlıklı ve güvenilir üretim yapmaktır.”

Bu yazı toplam 4363 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
Dilek ALP Arşivi