Cengiz Akgün

Cengiz Akgün

ŞİKÂYET ETMEK, HİÇBİR ŞEY YAPMAMAK!

ŞİKÂYET ETMEK, HİÇBİR ŞEY YAPMAMAK!

Türkiye toplumunun genetik kodlarına işleyen, kahvehane köşelerinden sosyal medya mecralarına taşınan kadim bir hastalığımız var: Eleştiri konforuna sığınmak. Her şeyi bilen ama hiçbir şeyi değiştirmek için elini taşın altına koymayan, teoride dünya devrimleri yapıp pratikte bir çöpü yerden kaldırmaktan imtina eden devasa bir "seyirci kitlesi"ne dönüştük.

Bireyden toplumsal yapıya sirayet eden bu "bananecilik" ve "tepkisizlik" sarmalı, sadece bir tembellik değil, bir varoluşsal tıkanıklığın resmidir.

Toplum olarak en büyük yeteneğimiz retorik. Akşam yemeğinde ekonomiyi kurtarır, gece yarısı dış politikada stratejik hamleler yapar, sabah ise işe geç kalırız. Bu, bir nevi zihinsel tatmindir. Eylemin getireceği sorumluluktan kaçmak için eleştirinin güvenli limanına sığınırız. Çünkü bir şeyi eleştirmek sizi o konunun "üstünde" konumlandırırken, bir şeyi yapmaya çalışmak sizi "hataya açık" kılar. Biz, hata yapma riskini göze alan kahramanlar değil, hata yapanları uzaktan izleyip "Ben demiştim" diyen bilgeler olmayı seçiyoruz.

Sokakta bir adaletsizlik gördüğümüzde kafamızı çevirmemize neden olan o "başıma iş almayayım" duygusu, aslında toplumsal çürümenin başlangıç noktasıdır. Tepkisizlik, bir süre sonra kanıksamayı doğurur. Kanıksanan her sorun ise artık sorunun kendisi değil, coğrafyanın kaderi haline gelir.

Susmak, sadece ses çıkarmamak değildir; susmak, yanlışa rıza göstermektir. Bizim toplumumuzda "Söz gümüşse sükût altındır" atasözü, ne yazık ki bilgece bir sessizlikten ziyade, konforlu bir sinmişliğin kılıfı olarak kullanılıyor.

Eleştiri, eğer bir değişim arzusu taşımıyorsa sadece gürültü kirliliğidir. Bir sorundan şikâyet edip çözümün bir parçası olmaya dair en ufak bir irade sergilememek, o sorunun sürmesine dolaylı yoldan hizmet etmektir. Toplumsal yapımızdaki bu "hareketsizlik" hali, bireylerin kendilerini sistemin karşısında güçsüz hissetmesinden de kaynaklanıyor olabilir. Ancak unutulmamalıdır ki; toplumsal değişim, devrimsel sıçramalarla değil, bireylerin kendi küçük alanlarındaki "hayır"ları ve eylemleriyle başlar.

Sonuç olarak;

Türkiye'nin ihtiyacı olan şey daha fazla köşe yazısı, daha fazla tartışma programı ya da daha fazla sosyal medya linçi değil. İhtiyacımız olan tek şey; teoriden pratiğe giden o ince ama cesur köprüyü kurmaktır. Eleştirdiğimiz her neyse, onun panzehiri olan eylemi gerçekleştirecek iradeyi göstermedikçe, sadece kendi sesinin yankısında boğulan bir toplum olarak kalmaya mahkûmuz.

Şimdi sormak gerek: Şikâyet ettiğin o dünya için bugün neyi değiştirdin? Yoksa sadece izlemeye devam mı ediyorsun?

Bu yazı toplam 288 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
Cengiz Akgün Arşivi