Cengiz Akgün

Cengiz Akgün

BÜYÜYEMEYEN ÇOCUKLARIN COĞRAFYASI

BÜYÜYEMEYEN ÇOCUKLARIN COĞRAFYASI

Dünya tarihi; kazananların yazdığı zaferlerle, generallerin göğsünü kabartan madalyalarla ve sınırları yeniden çizen mürekkeplerle doludur. Ancak bu kalın tarih kitaplarının satır aralarında, adı hiçbir zaman kahramanlık destanlarına karışmamış, sadece "istatistik" olarak geçiştirilmiş en büyük kurbanlar vardır: Çocuklar.

Nazım Hikmet, tam 70 küsur yıl önce Hiroşima’nın o korkunç nükleer karanlığından bir ses çıkarmıştı. "Kız Çocuğu" şiiriyle, atom bombasının küle çevirdiği yedi yaşındaki bir çocuğun hayaletiyle kapımızı çalıyordu. O çocuk ne bir toprak parçası istiyordu ne de bir intikam yemini. Sadece "şeker yiyebilmek" gibi, dünyanın en basit ama en insani hakkını talep ediyordu.

Savaşın en çıplak ve en utanç verici yüzü, bir çocuğun büyüme hakkının elinden alınmasıdır. Tankların paletleri altında ezilen sadece asfalt değildir; bir çocuğun uçurtma uçurma hayali, okul yolundaki neşesi ve yarın kuracağı yuvasıdır. Nazım’ın o meşhur dizelerinde söylediği gibi; "Onu bulmaz ne dünün ne bugünün bir tadı var." Çünkü savaş, zamanı dondurur. Bir çocuk savaşta öldüğünde, o çocuk sonsuza dek o yaşta kalır; ne aşık olabilir, ne yaşlanabilir ne de bir gün kendi çocuklarına masal anlatabilir.

Bugün modern dünya, Hiroşima’dan bu yana çok yol katettiğini sanıyor. Teknolojimiz gelişti, binalarımız yükseldi, silahlarımız "akıllandı". Ancak vicdanımız aynı hızla köreldi. Bugün hâlâ dünyanın farklı coğrafyalarında bulutlar, yağmur yerine ölüm kusuyor. Gazze’den Ukrayna’ya, İran'dan, Yemen’e oradan Afrika’nın derinliklerine kadar çocuklar, tıpkı Hiroşima’daki o küçük kız gibi, saçları tutuşarak, gözleri yanarak ya da açlığın pençesinde can veriyor.

Politikacıların stratejik hamleleri, devletlerin "ulusal çıkarları" ve silah tüccarlarının milyar dolarlık kârları; bir çocuğun gülüşünden daha değerli görüldüğü sürece bu dünya karanlıktan kurtulamayacaktır. Savaşın kazananı kim olursa olsun, mağlubu daima çocuklardır. Ve bizler, bu ölümlere alışmaya başladığımız an, insanlığımızı da o enkazların altında bırakıyoruz demektir.

Nazım Hikmet’in kapı kapı dolaşarak topladığı o "imza", aslında hepimizin insanlık sınavıdır. "Çocuklar öldürülmesin" demek yetmez; çocukların öldürülmediği bir dünyayı kurmak için sesimizi yükseltmek, o kapıyı çalan küçük kızın sesini duymak zorundayız.

Unutmayalım ki; bir çocuğun elinden şekeri almak ayıptır, ama bir çocuğun şeker yeme ihtimalini elinden almak insanlık suçudur. Gelin, bulutların adam öldürmediği, gökyüzünün sadece uçurtmalara ev sahipliği yaptığı bir baharı çocuklara borç bilelim. Çünkü çocuklar şeker yiyebildikleri sürece dünya hâlâ yaşanmaya değer bir yerdir.

Bu yazı toplam 365 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
Cengiz Akgün Arşivi