Taşımalı eğitime son verilmeli, köy okulları tekrar açılmalı!
Geçtiğimiz hafta köye gittim.
Dededen kalma tarlaları ufak tefek değerlendirmeye çalışıyoruz. Uzakta olunca zor. Açık konuşayım; çok verimli bir iş yaptığımız söylenemez. Tarla dediğin bakım ister, sulama ister, budama ister, ilaçlama ister, gübreleme ister. Biz uzakta olunca çoğunun zamanı geçiyor.
Para verip yaptırmak istesen, gelenler yarım yamalak yapıyor. Verim alamıyorsun. Bu işler uzaktan zor. Ya başında olacaksın ya da ciddi imkânın olacak; aile çalıştıracaksın, konaklama sağlayacaksın. Yoksa olmuyor.
Babam ilkokulu köyde okumuş. Beş kardeşin ortancası. İki kız, üç erkek… Dördü hâlâ köyde yaşıyor. Babam ortaokulda köyden çıkmış, İstanbul’da üniversite okurken annemle tanışıp evlenmiş. O günden sonra Gebzeli olmuş. Bir daha köye dönmemiş.
Bir hevesle, babasından kalan tarlalara zeytin ağacı dikti. “Torunlara kalsın” diye. Kendisine yar olacağını hiç düşünmedi zaten. Uzaktan bakım zaten zor.
Aslında burada bir dram var ama biz çoğu zaman fark etmiyoruz.
Ben 10 yaşlarındayken köye gittiğimde, akşamları köyün stadında maç yapılırdı. 20–30 kişi olurdu belki. Sadece top peşinde koşardık. Köyün bir takımı vardı. Şimdi köyde kuzenlerim var; işimiz olunca onlara yaptırıyoruz. Kuzenlerim dediğim insanlar bugün 60 yaşına gelmiş. Meğer köyün en gençleri onlarmış.
Köyde 60 yaşın altında sadece iki aile kalmış. Toplam dört çocuk var, altı yaş civarında. Köyün nüfusu 140’a düşmüş. Resmî kayıtlarda 200 görünüyor ama kütükten… Yaşayan yok. Dram da tam burada başlıyor.
Sanmayın ki bu sadece bizim köyün hikâyesi. Yıllardır köy nüfusu azalıyor, şehirler şişiyor. Köyde kalanların büyük bölümü 60 yaş üstü. Peki böyle giderse ne olacak? Köyler yıl yıl boşalacak. Üretim duracak.
Büyük şehirlerde hayat çok mu kolay? Hayır. Modern kölelik yaşıyoruz. Ama insan sosyal bir varlık. Alışmışız kalabalığa, çevreye, arkadaşlığa. Köyde ise bunlar kalmamış durumda.
Bu yazının başlığı köy okullarının açılması gerekliliği ama asıl mesele daha derin: köye geri dönüş için uygun ortam yaratılmalı.
Okullar, kafeler, kütüphaneler, sinemalar… Sosyal alanlar tasarlanmalı. Ama her şeyden önce köy okulları yeniden açılmalı. Köyde okuyan çocuk, okuldan çıkınca tarlaya giderdi. Hayatın içinde öğrenirdi. Taşımalı eğitim değil, yerinde eğitim verilmeli.
Okullarda bölgenin tarımına, hayvancılığına uygun ek dersler konulmalı. Merkez köyler belirlenip sağlık ve sosyal hizmetler artırılmalı. Verimli üretim için köylü eğitilmeli. Köy nüfusu bilinçli şekilde artırılmalı.
Bu yazı uzar. Ama asıl mesele şu:
Böyle giderse köylü ürünü bulamayacağız.
Ve büyük şehirlerde aç kalacağız.