Kızın mı var, derdin var!
Bu sözü söyleyenlere de onaylayanlara da sinir oluyorum. Böyle sözler söylemek, ne söylediğini bilmemektir. Düşüncesizlik dediğimiz şey de tam olarak budur. Kızlarımızı bize dert hâline getiren nasıl bir mantık, nasıl bir duygu olabilir ki? Bu, resmen kadını aşağılayan bir sözdür; cahil ve görgüsüz insanların sözüdür. Modernleşmemiş, demokrasinin olmadığı bütün ülkelerde bu söze benzer ifadeler kullanılır.
Bir insanın kızını başının belası olarak görmesi nasıl açıklanabilir ki? O zaman çocuk yapma, evlenme de. Kimse seni evlenmeye mecbur bırakmaz; kızın da olmaz, başının belası da olmaz. Canımızdan ve kanımızdan olan kızlarımız hakkında nasıl böyle düşünebiliriz? Onları hangi mantıkla derdimiz ve sıkıntımız olarak görebiliriz? Onlar olsa olsa dert değil; arkadaşımız, canımız, can yoldaşımız olabilirler.
Buna benzer bir sürü söz söylenir: “Kızını dövmeyen dizini döver.” Ne demek bu? İnsan bunu ne ile açıklayabilir? Neden böyle bir sözü söyler ki insan? Ne yazık ki bazı insanlarımız dövmekten, sövmekten, aşağılamaktan geri durmuyor. Bu tür sözler, çocuklarımızı olgunlaştıracağı yerde bize düşman hâline getirir ve insanları radikalleştirir. İnsanları birbirine yaklaştıran, sevdiren, güven ortamı yaratan en önemli duygu sevgidir. Sevgiyi bırakıp böyle dikenli sözler söylemek gerçekten anlaşılır değildir.
“Kızın mı var, derdin var” ya da “kızını dövmeyen dizini döver” gibi sevgi dışı sözler söylemek gerçekten çok kötüdür. Sevgili okurlar, bu sözleri söyleyenler insanın gelişimini ve değişimini bilmeyen insanlardır. Her insanın üç evresi vardır: çocukluk evresi, gençlik evresi, orta yaşlılık ve yaşlılık evresi. Gençlik döneminde doğal olarak hepimiz aşırılıklar yapmış, çizmeyi aşmış, söz dinlememişizdir. Evlendikten sonra yaptığımız bu aşırılıklar yerini daha sadeliğe bırakır ve kâmilleşiriz.
Ben annemin ilk çocuğuyum. Sütü olmadığı için beni bir yıl bir keçiye emzirmişler. Kaynana rahat durur mu? Sütü olmadığı için anneme bir sürü mantık dışı sözler söylemişler: “Senden anne olur mu? Bir çocuğunu doyuramayan kadından ne beklenir?” Bunun gibi annemi aşağılayıcı bir sürü söz söylenmiş. Mutlaka onun kaynanası da ona söylemiştir. Bu tür ilişkilere “kadının kadına düşmanlığı” deniyor. Ne yazık ki kadını kadına düşman eden bu tür sözlerimiz ve davranışlarımız var.
Bunun sebebi de doğal olarak eğitim sistemimizin ta kendisidir. İnsanı öne almayan eğitim sistemlerinden bu tür sözler çıkar. Kim ne söylerse söylesin, nasıl düşünürse düşünsün; bütün davranışlarımızı annelerimizden alıyoruz. Çünkü ilk öğretmenlerimiz onlardır. Ne öğreniyorsak onlardan öğreniyoruz. Sakin, sessiz bir anadan benim gibi isyankâr, asi çocuklar oluyorsa bunun nedeni kesinlikle annelerimiz değil; yaşadığımız ekonomik, sosyal ve kültürel olumsuzluklardır.
Hayat değiştikçe insanlar da değişiyor. Yani insanları hayat değiştiriyor. Bir şey değişiyor ve her şey onunla beraber değişiyor. Eskiden sosyalleşmekten hem utanıyordum hem de korkuyordum. Şimdi bu anlamda yazılar yazıp başka insanlara faydalı olmaya çalışıyorum. Bunun nedeni de okumam ve yazmamdır. Kırk yaşıma kadar “kızın mı var, derdin var” ya da “kızını dövmeyen dizini döver” laflarını dinliyordum ama tepki gösteremiyordum. Sebebi benim eğitimsizliğimdi; bu saçma sapan sözleri analiz edemiyordum. Kırkından sonra okuduğum kitaplardan bu tür sözlerin ne kadar anlamsız olduğunu öğrendim ve kendimi geliştirmeye karar verdim. Geliştirdiğimi de sanıyorum.
İnsan her gün, her an değişiyor. Mesela gün içerisinde birkaç kez insanın fikirleri ve davranışları değişebilir. Boşuna dememişler: “Değişmeyen tek şey değişimdir” diye. Ama sanırım “kızın mı var, derdin var” ya da “kızını dövmeyen dizini döver” diyen insanlar değişmiyorlar. Belki de değişiyorlar ama bana başka bir anlamda değişiyorlarmış gibi geliyor.
Psikolojik tedavi gördüğüm dönemde psikiyatrların bekleme salonlarında, bu tür sözler yüzünden kendilerine ve ailelerine güvenlerini yitirmiş, depresyona girmiş o kadar çok kadın tanıdım ki… Hepsinin ortak sorunu, aileleri ve toplum tarafından yeterince anlaşılamamalarıydı. Böyle olunca da insanlar sosyal yaşama uyum sağlayamıyor. Küçük yaşta evlendirilmiş, kendileri daha bebeklikten kurtulamamış kızlar gördüm. Aile baskısı yüzünden özgüvenlerini yitirmişlerdi.
Bu ülkenin yüzlerce sorunu var ama bence en önemli sorunu da budur. Hep beraber bir şeye hayret edeceksek, bu geri kalmışlığımıza hayret etmemiz gerekir. Ünlü filozof Platon, “Felsefenin kökeninde hayret vardır” demiştir. Yine ünlü filozof Sokrates, “Kendini tanı” demiştir. Yunus, Sokrates’i anlamış ki, “Ete kemiğe büründüm, Yunus gibi göründüm” demiştir. Bir başka filozof Descartes ise “Düşünüyorum, öyleyse varım” demiştir.
Başka ne diyebilirim ki sevgili okurlar? Kızlarımız asla derdimiz, sıkıntımız, sorunumuz olamaz. Kızımız oldu diye asla tedirgin olup dizimizi dövemeyiz. Onlar bizim yaşama nedenimizdir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.