1. YAZARLAR

  2. Kübra Tanrıverdi

  3. "İçin Yaşı"
Kübra Tanrıverdi

Kübra Tanrıverdi

Yazarın Tüm Yazıları >

"İçin Yaşı"

A+A-

 Karışır işte.. Karışır en ücra dizeler bile bir satır kalemde. Kalemde şaşırır ya kendini nereye hangi dizeye hangi benliğe hangi dizeye nakış tutarım diye kalakalır öylece. Nasıl bir vurumdur bu bilinmez dökülür bir bir. Bazen bir rüzgar ile bazen bir yaz ile bazense bir kutlu bahri ile. Velev ki dökülür şu satırlar asla yetim kalmaz, birileri gideceği yeri bir mızrak gibi bilir ezelden beri de bilmiştir ya zaten şimdi bu yağmur taneleri de bildirir bir şekilde.. anlaşılmanın en güç anlamının en güçlü olduğu zamanlar bile Akar geçen ömür de bile ara sıra çıkarır başını bir soluk alıp verir cesine yazılır dökülür çizilir kalemlerce tutturulur şu hayatlar gölgelerde saklı benlikler ile gizli bir solukta tükeniverir bir gün. Bazense Toprak için dökülür, aldığını geri vermediğine inandığımız Toprak için dökülür kelimeler. Ağıtlar gözyaşları ve anlayabilmekten yüksündüğünümüz şu sözümona  kifayetler  için durur kahıryaşları. Tam da şuraya tam da işte şurada sızlar bir direk ki yel getirir sel getirir yel getirir görünmez bir sızıdır bu meyleder ömrü güçlerde yetirilmez elbette. Hatır gönül diye bilinen en karma en ruhsuz bir sürkü çeker ruhunu, biryan bekler iken yakınlığı bir yanda mutsuzluktan beslenmek için elinden geleni yapar iken bile tutar şu kalem satırı mürekkep ile inadına bir Cenk halindedir. Bardaktan boşanırcasına dökülen hayatlar vardır bir de paramparça edilen biri tutkal kadar örtbas edilircesine unutulan ve silinen. Satır aralarına mı sıkışır direktif ne nöbeti mi bilinmez fakat kaplar karışır işte bir yanda fark edilmez.
   Ne olduğu nasıl olduğu anlaşılmaz ipler çizgiler felsefeler yetler yeksanlar uçar gider. Garipliğin gafilliğin ahd-i kalır boğazlarda yutkunmak ne kadar acı verirse öylece kala kalır. Kalanın bir galibiyet zaferidir bu nereden baktığında saklı, ancak nasıl bir mağlubiyet ki tüm galibiyetleri ardında uluorta hezeyanlar da bırakır. Bir fener yerinde toplanırız tüm isler, biraz Duman biraz Işık sıçar gibi gelir gider sisli mavilerde saklı kalır Bir dizeler, fırtınalarda rüzgarların daimi arkadaşı gibi bırakmaz sedefler de saklanır. . Her tercih bir yoldur yolun sonu mavi Devran diyor ruhumuz yorgunluk içinde sararıp soluyor umudumuz. Kimliklerde sarsılır kaçıncı benlik Savaşı'nın yılkı atından kalkacak bilinmez bu şahlanış. Oysa yarınlar kaçıncı bendi almaz ki fener alayı bir nefer yerinin zemheri bendi diye çeker alır mağlubiyetin şu çılgın cengini. Defalarca aynı yoldan, defalarca aynı baldan, aynı taştan, aynı topraktan atlamanın acı tadı zifiri geliyor, oysa neden bilinmez bir gözlük takılıyor bakan gören yaşamaktan aciz gözlere gözlükler takılıyor takdırılıyor. Bak denir bak gör, Oysa ne görüp görmeyeceğimizin kararları verilir öyle değil mi ? Gülünç fakat acı bir gülünç. Kutulaştırılmış hayatlara sığdırmaya çalışılan bedenleri, ruhları görmekte alışılagelmiş diye fevkalade koruyor. Oysa ruhumuz kanıyor şu günlerdi ruhumuz inceden inceye kanıyor. Sonra bir düğüm ki düğümleniyor inceden inceden ... Murathan'ın dizeleri sarıyor dört yanımızı, 
   - Kimsenin konuşmadığı bir dil gibiyim Kimsenin inanmadığı bir deli
Hiç çalmayan şarkı
Hiç sorulmayan soru gibiyim kalabalıklar içinde Varım ama yok gibiyim..
         Kaybedilen benlikler sardı dört yanı, baldan tatlı maskeler sinekten farksız dokunuşlar sardı. Bakılan görülen yer değiştirdi adeta, Ne var ki körlük de bir tercih idi midesi dar olan yeğleyemedi. . Yorgun ruhların görülmediği sahnede kol geziyor umutlar, üstelik alkış en sessiz ve en ağır çığlık çığlığa kalmışlığın nüktedanlığı adeta kol geziyor şu günlerde. Öyle bir yorgunluk işte sessiz çığlığın iliklere kadar işlenip kıskıvrak yakalanıp solun neferini yaşamayı unutturan bir yorgunluk sarıyor işte bazen şu günlerde. İnsanca anlayanın insanca dinleneyenin ve hiç çalmayan bir şarkının yılkı atı gibi şahlanacak günde gelir elbet. Bir yaşam ağacı denilen figür dolu yolculukta varlığını ilelebet koruyor samimiyetsiz samimiler. Nihai amacı da unutuyor zemheri ruhları, neydi diye sual ediyoruz bazen kendimizin bazen kendilerinin yerine. Neydi nihai amacımız sahi? Mutsuzluktan mutluluk duymak mıydı yoksa hazımsızlık yaratmanın kin darlığı samimiyetsizliğin tohumlanan tomurcuklarından beslenmek miydi neydi amacımız? Ekmek kimdeydi Sevgi kimde Umut kimde insan mı kimde kimde bunlar neredeler nerede saklandılar ne çok sorduk değil mi ? İşimize de gelmedi sahi sorgulamak, Ne çok mürekkep tükettik..
          Çok ama çok mürekkepler tüketeceğimiz ömrümüzde acının yasını tutmayı bilmiyor ve bilgisizliği en cesur cahilliğinde davranıp duruyoruz.
    Alkış tutar gibi "anlıyorum"a tutunuyor kalmayı yeğleyen yanımıza ile övünç duyuyoruz. Oysa 9 tahta bir gideni bir kalanı çürütür bunu gayet tabii biliyoruz. İşte orada başlıyor kırılıyor her şey ve tekrar ediyor tefekkür, defalarca kamçılanan yaramızda nasır tutuyor maskeler sanıyoruz, oysa iz yaşayan da kalıyor menekşe kokusunda bir ömür arıyoruz..

Bu yazı toplam 3884 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar