GAZETECİLİĞİN ONUR SINAVI!
Gazetecilik, sadece bir meslek dalı veya bir geçim kaynağı değildir; modern toplumun vicdanı, halkın ise gören gözü ve işiten kulağıdır. Peki, eline her kalem alanı ya da her mikrofon uzatana "gazeteci" demek mümkün müdür? Gerçek bir gazeteciyi, sadece bir unvandan ayıran o keskin hat nerede başlar?
Gazetecilik etik kodlarının temelinde tek bir efendi vardır: Gerçek. Bir gazeteci, bilgiyi kaynağından doğrulatmak, olayların perde arkasını aralamak ve kamuoyuna çarpıtılmamış bir tablo sunmakla mükelleftir. Ancak günümüzde "at sahibine göre kişner" anlayışıyla hareket eden, kalemini gerçeğin değil, güç odaklarının hizmetine sunan gazeteci görünümlü bir kitle türemiştir.
Doğrudan haklıdan yana tavır almayan, güçlünün gölgesinde haksızlığa göz yuman veya gerçekler karşısında dilsizleşen kişi, teknik olarak medya sektöründe çalışıyor olsa bile etik olarak "gazeteci" sıfatını taşıyamaz. Gazeteci, toplumsal olaylara bir "sahibinin sesi" olarak değil, kamu yararını gözeten bağımsız bir irade olarak yaklaşmalıdır. Sustuğu her gerçek, o kalemin onurundan kopan bir parçadır.
Coğrafyamızda gazetecilik yapmak, çoğu zaman konfor alanından feragat etmek ve ateşten bir gömlek giymek demektir. Türkiye'de gerçekleri eğip bükmeden, olduğu gibi halka ulaştırmaya çalışan kalemler sık sık zorlu sınavlarla karşı karşıya kalmaktadır. Yolsuzlukları deşifre eden, toplumsal aksaklıkları dile getiren veya resmi söylemlerin dışına çıkan gazeteciler; yargılamalar, hedef göstermeler ve çeşitli sansür mekanizmalarıyla susturulmaya çalışılmaktadır.
Bu noktada unutulmaması gereken evrensel bir kaide vardır: Gazetecilik suç değildir. Aksine, demokratik bir toplumun en hayati denetim mekanizmasıdır. Bir gazetecinin yazdığı doğrudan dolayı bedel ödediği bir ortamda, aslında bedel ödeyen tüm bir toplumun haber alma hakkı ve geleceğidir.
Kimdir Gazeteci?
Gerçek gazeteci;
Bilinmesini istenmeyen gerçekleri, her türlü riski göze alarak ortaya çıkarandır.
Baskı altında dahi kalemini bükmeyen, "kişiye özel" haber üretmeyendir.
Halkın çıkarlarını, şahsi veya kurumsal menfaatlerin üzerinde tutandır.
Sessizlerin sesi, görünmeyenlerin aynası olandır.
Sonuç olarak; kalemini bir güç enstrümanı olarak kullananlar zamanla tarihin tozlu ve karanlık sayfalarında kaybolurken, bedel ödeme pahasına hakikati savunanlar toplumun hafızasında onuruyla yaşayacaktır. Çünkü gazetecilik, birilerine yaranma sanatı değil, topluma karşı verilmiş bir sadakat sözüdür.
Bu anlamda, gerçekleri yazan, söyleyen onurlu gaztecilere selam olsun.