SİYASETTE MESİH’İ BEKLERKEN!
Siyasette "ne" ve "niçin" sorularının cevabı, bir toplumun siyasal olgunluk düzeyini gösteren en berrak aynadır. Demokrasinin kurumsal olarak oturduğu, güçler ayrılığının işlediği ülkelerde siyaset; toplumsal sorunlara akılcı, ölçülebilir ve denetlenebilir çözümler üretme mekanizmasıdır. Gelişmekte olan veya gelişmemiş ülkelerde ise demokrasi çoğu zaman kâğıt üzerinde bir usulden, belirli aralıklarla kurulan sandık rutininden ibaret kalır. Seçme ve seçilme hakkı Anayasa metinlerinde parıldarken, pratik işleyiş iktidarın ve muhalefetin kendi derebeyliklerini kurduğu bambaşka bir gerçeğe işaret eder.
Bu tür yapılarda siyasi partiler de kurumsallaşmak yerine birer lider partisine ve hiyerarşik biat aygıtına dönüşür. Siyasal yelpazenin sağında görmeye alıştığımız biat kültürü, sorgulanamaz lider imajı ve lider etrafında kenetlenen sadık kitle mantalitesi, ne yazık ki sadece sağ partilere özgü değildir. Kendisini sosyal demokrat veya ilerici olarak tanımlayan kimi yapılara baktığımızda da aynı sosyolojik ve siyasal tıkanıklık karşımıza çıkar.
Ülkemizde CHP ve Kemal Kılıçdaroğlu dönemi bu durumun en somut örneklerinden birini teşkil etti. Genel başkanlığı boyunca girilen neredeyse tüm seçimlerden mağlubiyetle ayrılmasına rağmen koltuğunu ve parti içi iktidarını koruyan bir profil; tam da bahsettiğimiz otoriter, eleştiri kabul etmez lider yapılanmasının sözde sol kulvardaki yansımasıdır. Üstelik bu başarısızlık tablosuna rağmen lideri koşulsuz ve eleştirisiz bir biçimde savunmaya devam eden kitle, sorgulama melekelerini kaybetmiş biat anlayışının açık bir göstergesidir. Gelişmiş bir demokraside defalarca seçim kaybedip hâlen iktidar olacağız söylemine sarılan bir siyasetçinin ve onu destekleyen yapının rasyonel bir karşılık bulması, ciddiye alınması mümkün değildir.
Bizim gibi toplumlarda temel mesele, insanların siyaseti ilkeler, kurumlar ve somut politikalar üzerinden okumak yerine kendilerini muazzam bir mucizeyle kurtaracak bir lider arayışına girmesidir. Sağdan sola siyasal yelpazenin her tonunda bir mesih beklentisi egemendir. Lider adeta kutsanır; hatası örtülür, başarısızlığına kılıf uydurulur. Oysa tarihsel ve toplumsal tecrübeler gösteriyor ki bireysel figürlere bel bağlayan yapılar en nihayetinde hayal kırıklığı ve yeni vesayetler üretir. Bireysel değil, ortak değerler ve ilkeler etrafında birleşmiş toplumsal kurtuluş hamleleri ancak bir ülkeyi hedeflenen demokratik seviyeye taşıyabilir.
Gerçek bir demokratik sıçrama, ancak sorgulayan birey ve bu bireylerden oluşan bilinçli kitle ile mümkündür. Sorgulayan birey, desteklediği partiye veya lidere bir taraftar gibi değil, bir yurttaş gibi yaklaşır. Verilen sözlerin takipçisi olur, başarısızlığı meşrulaştırmaz ve koltuğa çakılan her figüre karşı hesap sorabilme cesaretini gösterir. Liderleri tabulaştırmayı bırakan, siyaseti kişilerin karizmasına değil programların niteliğine göre değerlendiren bir kitle oluştuğunda ise siyasi partiler koltuk koruma merkezleri olmaktan çıkıp halka hizmet üreten kurumlar haline gelir.
Liderleri kutsamayı bıraktığımız, bizim liderimiz yine de en iyisi kolaycılığından sıyrıldığımız ve hesabı sorulabilir bir siyaset mekanizmasını tabandan yukarıya doğru dayattığımız gün, kâğıt üzerindeki demokrasi nihayet gerçek hayata geçecektir. Kurtuluş tek bir liderin dudakları arasında değil; sorgulayan, hesap soran ve haklarına sahip çıkan bireylerin ortak iradesindedir.