Nardane Kuşçu’ya Veda
Toprağın ve Bilgeliğin Emanetçisi;
Bazen bazı insanlar hayatımıza sadece birer konuk olarak değil, toprağın derin kökleri gibi tutunurlar. Varlıklarıyla orayı yurdumuz, sesleriyle orayı huzur kılarlar. Bugün, o köklerin en güçlülerinden birini, Narköy’ün kurucusunu, toprağın ve emeğin bilge kadını Nardane Kuşçu’yu yitirdik. İçimizde sessiz ama derinden yankılanan bir boşlukla, bilgelikle geçen bir ömrü uğurluyoruz şimdi.

Onun hikâyesi, Adana Ceyhan’da doğduğu çiftlikte, toprakla erken tanıştığı çocukluk yıllarında başlamıştı. Daha 6 yaşında bir çocukken kestiği karpuzun çekirdeklerini özenle ayıklayıp babasına servis eden o küçük kız, yıllar sonra bu ülkenin en kıymetli hafıza koruyucularından biri olacaktı. Babasının gülümseyerek "Nar, beni çok şımarttın, karpuzun tohumunu bile ayıklamışsın" sözüyle başlayan o masum macera, zamanla bir halk sağlığı ve inat mücadelesine dönüştü. Yıllarca sürdürdüğü 42 yıllık ilkokul öğretmenliğinin ardından, bildiklerini sadece sınıflarda değil, doğanın kalbinde anlatmaya karar verdi.
Nardane Hanım’ı sıradan bir girişimci olarak anmak, onun inşa ettiği felsefenin çok gerisinde kalır. O ve ailesi, varını yoğunu ortaya koyarak 2007 yılında Kandıra’da Narköy’ün temelini attıklarında, aslında modern dünyaya karşı sessiz ama çok güçlü bir manifesto yazdılar. Bölge turizm bölgesi ilan edildiğinde, daha büyük oteller yapıp zenginleşmek yerine Turizm Bakanlığı’na başvurarak imarı bizzat yüzde 30’a düşürttürdüler. Ozan Kuşçu’nun diliyle "Gelecek tüm nesiller için doğayı korumayı tercih eden", ağaçlara kıymamak için projeyi küçülten bir akıl ve vicdan ortaklığıydı bu.
Narköy; sadece bir organik tarım çiftliği veya ekolojik otel değil, Nardane Hanım’ın 60 yıldır dağ bayır demeden, ninelerin kapısını çalarak topladığı 1200’den fazla ata tohumunun sığınağıydı. Selanik’in Şapçı köyünden bir dedenin 15 yıl sonra eşi tarafından gönderilen susam tohumunu ya da Anadolu’nun dört bir yanından derlenen kaybolmaya yüz tutmuş mirası "kız verir gibi" bir titizlikle korudu. O odanın sıcaklığını 14 derecede, nemini yüzde 50’de tutarken aslında bu toprağın geçmişiyle geleceği arasında kök salıyordu. Ürettiği değer, 2015 yılında layık görüldüğü Uluslararası Özkan Mert Ödülü ile de taçlandırılmıştı; çünkü o, şiir gibi bir doğa sevgisini hayatın tam merkezine koymuştu.
O, sadece toprağa tohum eken biri değildi; zihinlere ve kalplere erdem ekti. Her atalık buğday tanesinde, her fırından yükselen ekmek kokusunda, her "merhaba"sındaki o anaç sıcaklıkta onun inancını bulurduk. 2010 yılında bana hediye ettiği, onun da en sevdiği kitaplardan biri olan o benzersiz rehber, Kurtlarla Koşan Kadın, o günden beri masamda, her daim elimin altındadır; tıpkı onun öğütleri gibi. Yalnızca benim değil, oğlumun da "Nardane Annesi"ydi o; hayatının en kritik dönüm noktasında dokundu ona, yolunu aydınlattı. Hayatı boyunca dostluklara verdiği kıymet, sevdiklerinin yokluğuyla açılan yaralar da derindi; yakın dostu Numan Gülşah’ın vefatından duyduğu o büyük üzüntü hâlâ kalbimizdeki tazeliğini korurken, şimdi benzer bir sızıyı onu uğurlarken hissediyoruz.

"Düşü olmayanın işi de olmaz" derdi; büyük bir düş kurdu ve o düşü gerçeğe dönüştürdü.
Şimdi Narköy’ün rüzgârı biraz daha hüzünlü esiyor, oradaki her bir fide ve her bir başak senin ellerinin sıcaklığını arayacak. Ama biliyoruz ki "Nar Anne"nin ektiği tohumlar sadece Kandıra topraklarında değil, elinin değdiği, kalbine dokunduğu binlerce insanın zihninde filizlendi.
"Gıdaya erişim her canlının hakkıdır, her evin bir tohum bankası olmalıdır" diyordu. Şimdi bıraktığın o devasa mirasa, adalete ve toprağa sahip çıkma sırası bizde. İyi ki yollarımız kesişti, iyi ki bu topraklara sevgiyi, emeği ve direnmeyi öğrettin bize. Rahat uyu bilge kadın; ektiğin tohumlar başaklandı, mirasın emin ellerde. Seni unutmayacağız.
#NardaneKuşçu #Narköy #AtaTohumu #ToprakAna #EkolojikYaşam #SürdürülebilirTarım #KurtlarlaKoşanKadın #NumanGülşah #EkmekKültürü #GıdaEgemenliği #Vefa #BigeKadın