1. YAZARLAR

  2. Dilek ALP

  3. KENT SERİSİ 5: KENT VE FUTBOL
Dilek ALP

Dilek ALP

Yazarın Tüm Yazıları >

KENT SERİSİ 5: KENT VE FUTBOL

A+A-

“Galatasaray’da kaptanlık yaptığım zamanlarda yazı-tura yapılacağı vakit hep tura derdim.
Varsın Ata’mın silueti yere değmesin.”

Metin OKTAY


Başlığımda özellikle “futbol” dememin sebebi, spor dalları içerisinde en tutkulu ve toplumu dinamik tutan bir kent öğesi olmasından kaynaklı oluşudur. Bir kentin markalaşmasında futbolun ne denli önemli olduğunu ifade etmeme gerek yok sanırım. Dünyanın her köşesinde bu örnekleri görmek mümkün, İngiltere’de dört büyük kent futbol takımları ile anılıyor, bunun yanında bu birliktelik kent halkına sunduğu sosyal avantajlar ile de öne çıkıyor. Dünyanın bir döneme damgasını vurmuş müzik gruplarının da bu kentlerden doğması bence tesadüf olamaz. Futbolun temas ettiği her nokta güzel bir enerji ile sarılıyor.

Kimileriniz futbolun çıkış tarihini merak edebilir. Dünyanın en ciddi tarihi kayıtlarına sahip olan Çinliler’in levhalarından anlıyoruz ki dünyada futbolun ilk kez oynandığı yer Çin’in 4,5 milyon nüfuslu Linzi kentinde 2400 yıldan beri futbol var ve Çince’de bu oyuna Cuju (topu tekmelemek) deniyor.

O zamanlar domuzların mesanesinden futbol topu yapıp, topu şişirmek için körük bile tasarlamışlar. Kentte bir futbol müzesi mevcut. Müzedeki levhalardaki bir açıklamaya göre futbol da diğer kültürler gibi Türk Hanlıkları’nın Batı’ya doğru yürüyüşüyle taşınıyor. Yani İpek Yolu’yla, sadece ipek değil, futbol da Türkler ile taşınıyor ve tarihler M.S. 745 yıllarına kadar uzanıyor. Orta Asya Türkleri’nin de kız ve erkeklerden kurulu karma takımlarla, topa elle dokunmadan, sadece ayak ve kafa ile vurularak rakip kaleden içeri atmaya çalışarak bir oyun oynadıkları kaynaklarda yer almaktadır. Türk düşünürü Kaşgarlı Mahmut’un eseri Divan-ı Lügatit Türk‘de eski Türk boylarının Orta Asya’da tepük, çögen, top yuvarlamak gibi oyun kavramlarından bahsedilmektedir. Bu spor dalını neden bu kadar seviyoruz belli değil mi?

Futbola her zaman çok yakın bir hayatım oldu. Lisede kızlar futbol takımında, haftanın son günü evin içindeki her türlü yayın organından çıkan maç spikerinin sesinde, babamın profesyonel olarak futbol hayatında, ailedeki erkeklerin yanında kadınların da ciddi olarak futbola sempatisinde, hücrelerimde yaşadım bu heyecanı. Takımım için yaptığım totemlerim, Milli maçlarımızda sokak konvoylarımız beni hep besledi. Öz takımım yanında her zaman destek verdiğim yaşadığım kentin takımları oldu asla maçlarını kaçırmadığım, maç günü giyinip kuşanmış desteğe hazır olduğum.

Farkında mısınız bilmiyorum, kadın taraftarların ve futbol severlerin hiç de az olmadığı bir ülkede yaşıyoruz. Belki sahalara gitmenin konforlu ve güvenli olmadığını düşündüklerinden bu enerjilerini çok açığa çıkarmıyor olabilirler ama biliyoruz ki ne cinsiyet ne de yaş, futbolun tartışmasız dünyadaki en popüler spor olduğu gerçeğini kapatamıyor. Günümüzde futbola sadece oyun veya spor olarak bakmak imkânsız. İşin arka tarafında kültürel olduğu kadar ekonomik dengeler de hâkim. İşte tam bu noktada kent için futbolun ne denli belirleyici toplumsal bir ağırlığı olduğundan bahsetmeliyiz.

Bir kentin sahip olduğu futbol takımının, bölgesine ne gibi etkiler yaratabileceğini uzun uzun düşündüğünüzü sanmıyorum. Sadece bir maçtan elde edilen reklam, TV, destekleyici (sponsor), resmi ürün mağazaları, kombine, maç başı bilet ve başarıdan elde edilen gelirler yanında şehre kattığı faydalar çok önemli. Avrupa Kupası veya Şampiyonlar Ligi finalinin olduğu şehirlerin belirlenmesi için bütün Avrupa ülkeleri neden çok istekliler? Kente gelecek olan seyirci kitlesi, oteller, restoranlar, alışveriş alanları, gün boyu yapılan harcamalar, müze ziyaretlerine kadar sayısız sıcak para kalemi, zevkle şehirde harcanıyor. Bu sistem öyle dikkatlice ayarlanıyor ki hiçbir organizasyon birbirinin önünü kesmiyor. Kent parayı oluk oluk her kademede yaşıyor.

Haydi, bunu ülkemizdeki rekabet ve kendi liglerimizdeki maçlar olarak hayalini kuralım;

Süper Lig’de oynayacağımız günlerden biri olsun. Kocaelispor Stadyumu’nda Beşiktaş’ı misafir edeceğimiz bir pazar günü. Maç günü gelmeye yakın, kentteki heyecan, özellikle sağlam bir rakiple yapılacak olan maça hazırlık nasıl güzel bir enerji katar kent insanına.

Kocaelispor Müzesi açılmış yıllar önce, içinde belgesel niteliğinde fotoğraflar bir zaman yolculuğu yaptırıyor izleyene. Her yaş çocuklar müzeye akın akın geliyor. Unutulmaz futbolcuların mumya heykelleri ile fotoğraf çektiriyor yediden yetmişe. Kocaelispor Marşı çalıyor arka planda kısık bir sesle. Dijital kolaylıklar bize yıllar öncesini getiriyor. İlk üniformaları görebiliyoruz, o dönemlere ait biletler bile var müzenin hafızasında. Merak eden o günlerin maçlarından kesitler izliyor. Röportajlar, kitaplar, gazeteler, dergiler, flamalar her şey… Hatta okulların futbol takımlarını ağırlıyor sık sık bu müze. Sıraya koymak gerek çünkü neredeyse her okulun bir futbol takımı var, yıl içinde kent turnuvaları düzenleyen. Kentin irili ufaklı tüm kurumları, sanayi kuruluşları ve donanmasının desteklerini esirgemediği. Simülasyon odasında yaratılan o döneme ait stadyum ortamı ve ruhu... Kapı girişinde arabalı köfteci Hasan Abi. Kısaca müze de hazır bekliyor büyük günü. Yüzlerce misafir olacak malum.

Şehir bayraklarla donatılmış, bayrakçılar memnun, restoranlar, kafeler depolarını doldurmuş, ön hazırlıklar yapılmış. Özel maç menüsü bile hazır. Oteller rezervasyonlarını kapatmış, parklar temizlenmiş, belediyeler tam kapasite hazırlar ağır misafirlerini ağırlamaya. O gün toplu taşımalar ücretsiz. Biletlerde öğrenci indirimi yapalım diye karar almış büyükler. Belediye başkanları ve vali sürekli tatlı bir iletişim halinde, eksik bir şey olmasın istiyorlar kentlerinde. Emniyet alarmda ama biliyor ki hiçbir şey yaşanmadan sakin atlatacaklar bu günü. Kentin yöneticileri büyük bir heyecanla tüm randevularını büyük güne göre ayarlıyor. Kim kimin yanında oturacak çok da önemli değil fotoğraf kareleri için. Sonuçta ortak başarının fotoğrafını hayal ediyorlar hepsi. Hodri Meydan hazırlanıyor dev posterlerine şık ama kuvvetli bir tema tasarlıyorlar. O gün için hazırlanan gösteri sır gibi saklanıyor. Ne olursa olsun saygı temel olmak koşuluyla.

Şehrin her yerinde ilan panoları hazır, futbolun misafirperverliğinden, efendilikten bahsediliyor. Üst geçitlerde şenlik var. Ara ara gençler ellerinde bayraklarla Beşiktaş ve Kocaelispor’u alkışlayarak yürüyor. Kafelerde o güne ait afişler ve özel indirimler hazır.  Her köşeye kurulmuş noktalarda atkılar, bayraklar, şapkalar satılıyor.  

Belki haftalardır çalışıyorlar ama tüm kent sadece bir günlüğüne ayakta… Sonuç önemli ama aslında çok da önemli değil, önemli olan o ruhun içinde olmak özünde. Toleransın yüksek, konuşulan ortak dilin spor olduğu bir kentte güzel enerji açığa çıkıyor, kutuplaşmalar bile kontrollü. Zamanla o ruh tüm kenti sarıp ve ortak tek bir ses oluşuyor. Biz buna hemhal olmak diyoruz… Futbolu sadece eğlence ve taraftar davranışları içine sıkıştıran yaklaşımlarda değil, ekonomik, onu destekleyen ve ondan beslenen siyasal, kültürel ve ideolojik amaçları gerçekleştirmeye yönelik şık hareketler olarak hayal ediyoruz…

Dedim ya hayalini kuruyoruz…

 

Bu yazı toplam 6832 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar