Ahmet Rıdvan

Ahmet Rıdvan

Ne Kadar Değerliyiz?

Ne Kadar Değerliyiz?

Bu hafta acaba değerlimiyiz diye sorgulama yazısı yazmaya karar verdim.

Aslında evrenin büyüklüğüyle karşılaştırdığımızda toz tanesi kadar bile olmadığımız, hatta bazen gerçekten var mıyız yok muyuz, onu da tam olarak kavrayamadığım bir yaşam döngüsünün içerisinde ne kadar değerli olunabilir?

Şöyle düşünün, bizden önce milyarlarca insan yaşamış, bizden sonra da milyarlarcası yaşayacak. Peki bütün bu insanların içerisinde bizim ne kadar değerimiz var? Kim için değerliyiz, kime değer veriyoruz? Bizden sonrakilere bırakmak istediğimiz bir miras var mı?

Yoksa en fazla yüz senelik bir yaşam döngüsünde acaba çok da kasmasak mı? Her şey olacağına varır deyip geçsek mi?

Gerçi yaşam süreleri uzuyor, yaşlılık geciktiriliyor. Atalarımıza göre belki biraz daha uzun yaşayacağız. İyi de bu fazladan zamanla ne yapacağız? Kendimize ne görev addediyoruz, neyi başarmaya çalışıyoruz? Bir yere mi yetişiyoruz, bir şeyleri mi kaçırıyoruz?

Belki kendimize çok değer veriyoruz, belki başkalarına. Belki de değer verdiğimizi zannettiğimiz şeylerin aslında pek bir değeri yok.

Felsefe, Yunanca bilgelik sevgisi anlamına gelen philosophia kelimesinden türetilmiş. Philo sevgi, sophia ise bilgelik demek.

İnsanoğlu binlerce yıldır varlığı, bilgiyi, gerçeği, adaleti, ahlakı sorguluyor. Sürekli bir şeyleri anlamaya çalışıyoruz. Nereden geldik, neden geldik, nereye gidiyoruz?

Düşünsenize, insanoğlu neleri düşünmüş!

Gerçi şimdi okullarda felsefenin ne kadar önemsendiği de ortada. Gereksiz yere düşünmeyi, sorgulamayı öğrenmeye ne gerek var değil mi?

Haklılar aslında.

Abi yaşa gitsin be!

Ne istersen yap, dilediğini söyle, ye, iç. Başkalarının senin hakkındaki düşünceleri onları ilgilendirir. Sen keyfine bak.

Ama olmuyor işte. İnsan ister istemez düşünüyor.

Mesela Lidyalılar parayı bulmuş. Daha doğrusu ilk madeni paraları kullananlardan biri olmuşlar. Olay birden değişmiş.

Gerçi insanlar paradan önce de eşit değildi ama para işin içerisine girince her şeyin bir karşılığı, bir bedeli, bir fiyatı olmuş.

İnsanın bile.

Bugün bir insanın ne kadar değerli olduğunu anlamaya çalışırken ilk sorduğumuz sorulara bakın. Ne iş yapıyor, ne kadar kazanıyor, nerede oturuyor?

Sanki insanın değeri bunlarla ölçülüyormuş gibi.

Bu Lidyalılar dediğimiz insanlar da Manisa'da yaşıyormuş. Çok uzaklara gitmeye gerek yok yani.

Bir düşünün, bu topraklarda yüzyıllardır kimler yaşamış. Kimler gelip geçmiş. Krallar, imparatorlar, komutanlar, tüccarlar, sıradan insanlar...

Hepsinin bir hayatı vardı. Hepsinin dertleri, sevinçleri, korkuları, hayalleri vardı. Muhtemelen onlar da kendilerini çok önemsiyorlardı. Yarın ne yapacaklarını düşünüyor, gelecekleri için planlar kuruyorlardı.

Şimdi neredeler?

Hepsi göçüp gitmiş. Kavimler kaybolmuş, devletler yıkılmış. Bir zamanlar uğruna savaşlar yapılan topraklarda bugün başka insanlar yaşıyor.

Biz de şu anda yaşadığımız için kendimizi çok önemsiyoruz.

Dertlerimizi, işlerimizi, sahip olduklarımızı, olmadıklarımızı...

Bir düşünsenize, bundan 1.500 sene sonra bize de Lidyalılar gibi davranacaklar. Belki yaşadığımız şehirlerin isimleri bile değişmiş olacak. Bizim bugün çok önemli gördüğümüz meselelerin hiçbir önemi kalmayacak.

Tabii 1.500 sene sonrasını düşünmek kolay. İnsan bazen gelecek haftayı bile planlayamıyor.

Neyse, yazının da sonuna geliyorum.

Her şeyin illa ki bir sonu var. İyinin, güzelin, kötünün, çirkinin, dünyanın... Bizim de.

Varoluşumuzun bir nedeni olmalı ki bu dünyaya geldik. Belki de yoktur, bilmiyorum. Zaten bilseydim bu kadar soru sormazdım herhalde.

Milyarlarca insan gelmiş geçmiş, biz de geldik. Bir süre yaşayacağız, sonra bizden sonrakilere bırakacağız dünyayı.

Bir de hiç gelemeyenleri düşünün.

Şanslı spermler sizi!

Bu yazı toplam 147 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
Ahmet Rıdvan Arşivi