Tuncer Altunbulak

Tuncer Altunbulak

MADEMKİ BEN BİR İNSANIM

MADEMKİ BEN BİR İNSANIM

Yazar Ahmet Haşim kendini çok çirkin ve budala bulurmuş, bu yüzden de aynalara bakmazmış. Bu tür saplantıları olan insanların evlerinde genelde ayna olmaz. Bu tür hastalıklar, sıkıntısı büyük olan hastalıklardır. Adam bu yüzden birkaç kez intihar etmeyi bile düşünmüş.

Bu anlamda dostlarımız ve ilişki içinde olduğumuz insanlar çok önemlidir. Haşim’in dostları Arap olduğu için Araplığıyla da alay ederlermiş. Başlı başına bu alay ediş, insanı büyük psikolojik rahatsızlıklara sürükler. Ne kadar ayıp, ne kadar insanlık dışı! Hem de bu tür insanlar okumuş yazmış kesimden. Onlar böyle yaparlarsa okumamış, cahil insanlar neler yapmaz ki?

Hiçbir insanın başka birinin diliyle, diniyle, etnik kökeniyle, rengiyle ve cinsiyetiyle alay etme hakkı yoktur. Bu anlamda gerçekten toplumumuz aydınlatılmalı.

Ahmet Haşim paranoya olmuş sanırım. Su uyur, yılan uyur, düşman uyur ama paranoya uyumaz. Ona teslim oldunuz mu bir daha da yakanızı bırakmaz; devamlı ürer ve çoğalır. Ondan kaçarak, gizlenerek de kurtulamayız. En iyi iş, onun varlığını kabul etmek ve birlikte yaşamanın yollarını aramaktır. Bunu da başaramazsak kesinlikle bir psikiyatrdan veya psikologdan yardım almalıyız. Bu tür ket vurmak, yokmuş gibi davranmak, yani bastırmak asla bir çözüm değildir.

Ben de dâhil olmak üzere maça gidenlerin tezahürat yapmalarını zaman zaman eleştiririm. Bu tür yazılar okuduktan sonra yanlış yaptığımı anladım. Bu insanlar orada yasaklanmış duygularını, heyecanlarını boşaltıyorlar. Bu da bütün insanlara iyi gelir.

“Kayınvalidesini kaybetmiş bir gelinin onun cenazesinde vurunup dövünüp ağlamasını nasıl bulursunuz?” desem, ne dersiniz? Çoğu insan “Üzüntüsünden.” diyecektir ama asla böyle değil; bu, suçluluk duygusundandır.

Günümüzün en büyük çelişkilerinden biri de budur.

Şimdi hastanede yattığım dönemde tanıdığım X isminde, çok efendi, zeki, kibar bir insanı anlatmaya çalışacağım. İcra memuruydu. Bir gün, birilerinin kendisini takip ettiği sanrısına kapılır ve adamın hayatı altüst olur. İcra için gittiği yoksul insanların yalvarış yakarışları aylarca uykusuna girer ve sonunda adam çıldıracak duruma gelir. Geceleri birden uyanır, ağlar olmuş. “Yapmayın, etmeyin, bu benim suçum değil ki!” diye yalvarıyormuş o insanlara.

Bu anlamda Âşık Daimi’nin bir şiiri beni çok etkilemiştir. İnsanı bu kadar mükemmel anlatan başka bir şiir olamaz gibi geliyor bana:

“Kâinatın aynasıyım
Mademki ben bir insanım
Hakkım, varlık deryasıyım
Mademki ben bir insanım
İnsan Hak’ta, Hak insanda arıyorsan
Bak insanda.”

Bir şiir bu kadar mükemmel olur.

Çoğumuz yeterli derecede eğitim alamadık. Komşularımıza, bizden farklı düşünenlere ve farklı davranışları olanlara karşı kabul edemedik, onlara önyargılı davrandık.

Daimi ne kadar güzel söylemiş! Bu çağda toplum olarak, özellikle de siyasetçilerimiz, modası geçmiş şeylerle uğraşıyorlar; toplumu da buna alet ediyorlar aslında. Türk halkı sosyalist bir yapıya sahiptir. Halkın büyük çoğunluğu elindekini komşularıyla, yoksullarla bölüşür, paylaşır.

Sevgili okurlar, şimdi sizlere psikolojik ağırlığı olan çok farklı bir konudan söz edeceğim. Geçmişte çokça yaşanmış, günümüzde de hâlen zaman zaman yaşanan bir konudur bu. Gerçek hayatımızdan alınmıştır. Okuduktan sonra “Bu kadarı da olmaz.” diyeceksiniz.

Gerçek hayattan alınan bu tür öyküleri kimileri film, kimileri tiyatro ve kimileri de şarkı, türkü yapar; ben de yazıyorum.

Lüzumsuz bir adam diyebileceğiniz bir adamdır öyküde ismi geçen adam. Bir de kadın kahraman var ama biz tanımıyoruz. Derin konular dediğimiz, bu tür konulardır.

Bugün her şeye zam gelmesi, paramızın değerinin düşmesi, işsizlik ve yoksulluk gibi konulara ses çıkaramamamızın nedenini de bu öyküde bulabilirsiniz.

Evlendiği kadının yüzünü ilk gecelerine kadar görememiş, o gece de kadın yine göstermemiş; “Sabah görürsün.” demiş. Sabah gördüğü zaman adam büyük bir hayal kırıklığına uğramış. Eskiden böyle hileli evlilikler olurdu, gerçi yine de oluyor ya. Evde üç beş kız kardeşten içlerinde bir tanesi çirkin ya da yaşı geçkin olur, evlenemez. Aileler o kızlardan en küçüğünü ve en güzelini gösterirler, gelin olarak ata o çirkin olan kızı bindirirler.

Adam sabah eşinin yüzünü görünce büyük bir bunalıma girer ve büyük bir yüz felci geçirir.

Bu öyküyü yaşlı bir adam anlatmıştı. Sözü edilen kimse, bu adamın yakın bir akrabasıymış. Bu tür durumlar insanlara katlanamayacakları acılar yaşatır.

Yaşadığımız hiçbir kötülük, aşağılanma, hor görülme ruhumuzdan asla silinmiyor. Zayıf bir zamanımızı bulduğu zaman da bilincimizin üstüne çıkıyorlar.

Bu öyküyü dinledikten sonra Atilla İlhan’ın bir şiiri geldi aklıma. Şair şöyle der:

“O meşhur beste çalar, Müjgan’la ben ağlarız.”

Bu yazı toplam 209 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Tuncer Altunbulak Arşivi