KADINLARA DAİR
Her gün ülkemizde mutlaka, haftada 1-2, ayda 5-6, yılda 350-400 kadın öldürülüyor. Nedeni ne olursa olsun, bırakalım kadın öldürmeyi; hiçbir insanın başka birisi tarafından öldürülmesi kabul edilemez. Ölen birisi için “Hak etmişti.” diye bir laf edilemez. Çünkü bu tür şeyler insanlık dışı şeylerdir.
Ne yazık ki erkeklerin çoğu, anne olmanın ne anlama geldiğini henüz kavramış değiller. Dünyanın en faziletli, en ağır işi anne olmaktır. Aynı erkekler, kadınları anlama yeteneklerinden de yoksundurlar. Elbette ki kimsenin özel hayatına karışacak değilim ama sağlıklı ve uzun evliliklerin sırrı, kadınları tanımaktan ve anlamaktan geçiyor. Her erkek, evlenmek istediği kadının ya da evlenmiş olduğu kadının önce kalbini, sevgisini ve saygısını hak etmeli ve güvenini sağlamalıdır.
Her konuda olduğu gibi, bu tür hak edişler ve güzellikler en fazla da evlilik konusunda önemlidir. Hele güven, evliliklerde en önemli duygudur. Bence bir erkeği iyi insan yapan duygulardan en önemlisi, güven duygusudur.
Bu konular dâhil, ülkemizde iyiliğin, güzelliğin ve güvenin özü değil, görüntüsü vardır. Bir yetimin başını okşamak, yoksulu doyurmak, hastalara ve yaşlılara hürmetle, saygıyla yaklaşmak, mazlumun yanında olmak görüntüden ibaret olmuş durumda.
Hiçbir insanın; yeri, yurdu, makamı, ünü ne olursa olsun, başka bir insandan insani anlamda hiçbir farkı yoktur. Şayet bu anlamda kendilerini üstün gören varsa insanlıklarından utanmalılar. İlla da bir fark varsa o da kadınla erkeğin arasındadır. Kadınların erkeklerden önemli farklarından biri, ana olmaları, bebeklerini doğurmaları ve onları dokuz ay karınlarında taşımalarıdır. Bütün bu güzellikleri yapan kadınları öldüren insanları gerçekten anlamak mümkün değildir.
Ne yazık ki erkeklerin önemli bir kısmı, kadınları anlamadıklarını söylemeye çalışıyorlar. Onlara sormak lazım: Kendi kendilerini anlamışlar mı ki zekâları kendilerinden daha ileri olan kadınları anlasınlar? Bence kadınları anlamanın yolu, onları oldukları gibi kabul etmektir.
Elbette ki kadınların da bu konuda handikapları yok değil. Kadınlarımızın önemli bir kısmı, merak ettikleri için evlenirler. Ne yazık ki sonunda hayal kırıklığına uğrarlar. Hepsi de evlenmeden önce mutlaka mutlu olacaklarını düşünürler. Âşık oldukları zaman, bu anlamda sözünü ettiğim kötü şeylerin hiçbirini düşünmüyorlar.
Sağlıklı evlilikler diyoruz ya, sağlıklı evliliklerin yolu yordamı, dünyada olduğu gibi ülkemizde de ekonomik durum ve eğitimle ilgilidir. Ülkemizdeki işe yaramaz eğitim sistemi, ne yazık ki evlilik konusunda da insanları mutsuz duruma getirmiştir. Halkımızın önemli bir bölümünün mutsuz olmasının önemli nedenlerinden biri de sağlıklı yürümeyen evliliklerdir.
Birileri kalksa bu anlamda bir araştırma yapsa, diyebilirim ki özellikle kadınların %100’ü mutsuz olduklarını söyleyeceklerdir. Mutlu olanların da mutlulukları zoraki mutluluktur. Her konu gibi bu konu da göreceli bir konudur. Kimilerinin mutlu oldukları şeylerden kimileri de mutsuz olabiliyorlar. Yoksulların mutluluğu zenginlere küçük geliyor, zenginlerin mutluluğu da yoksullara büyük geliyor.
Kadınlar konusunu tartıştığım zaman mutlaka sevgili anneciğim aklıma gelir. Mutsuz bir kadındı. Yoksulluk yüzünden bir gün olsun yüzü gülmedi. İstediği hiçbir şeyi giyemediği gibi ne yazık ki yiyemedi de. Bizim moralimiz bozulmasın diye, sorulduğu zaman mutlu olduğunu söylerdi. Onun mutluluğu da Türkiye’deki çoğu kadınınki gibi mecburi bir mutluluktu.
Sevgili okurlar, bir ülkenin kadınları özgür ve eğitimli değilse, sosyal güvenceden yoksunsalar o ülkenin halkı kesinlikle özgür değildir.
Sevgili anneciğim, 60 yaşına kadar doğup büyüdüğü köyün dışına hiç çıkmamış. Gittiği tek yer sağlık ocağıymış. Sağlık ocağı dediğim yer… Ben Hanaklıyım. Hanak, Ardahan’ın kazasıdır. Annemin gittiği yer de Hanak’taki sağlık ocağıdır. Bir de mezarlıklara giderdi geçmişine dua etmek için.
Bu bölgenin bütün kadınları annem gibiydi. En başta annem ve bütün kadınlar aslında yoktular. Çünkü ülkemizde kadınların sadece adları vardır, kendileri yoktur. Bu yüzden gerçekten yüreğimde büyük bir yara vardır.
Nasıl olur da bizleri doğuran bu anaları, kadınları döveriz, hakaret ederiz? Bununla da yetinmeyiz, her yıl yüzlercesini öldürürüz. Bunun adına ne diyebiliriz? Bu akıl nasıl bir akıldır ve nasıl bir vicdandır? Hepsini de boş ver, nasıl bir insanlıktır?
Onlara bir çember çizmişiz, bu çemberin dışına çıkmalarını yasaklamışız. Sonra dönmüşüz, “Toprak ana.” demişiz, “Cennet anaların ayağının altında.” demişiz.
Sevgili dostlar, yakın bir zamana kadar ne yazık ki bu ülkede kadınlar fikirlerini söyleyemediler. Onların yerlerine büyükler ya da hükümet yetkilileri konuştu. Ne yiyeceklerini, ne giyeceklerini bu insanlar belirlemeye çalıştılar. Sonra da bunun adına demokrasi dediler.
Oysa onlar yüz yıllarca tarlada ırgat, yatakta kadın, doğumda büyük acılar çeken ana… Gerisi de vs. vs. vs.
Son olarak sevgili annemden söz etmek isterim. Kalabalık bir aileye gelin gelmiş. Birkaç sene hiç fikri sorulmamış, o evde birisi varmış gibi görülmemiş. Ama bir gün canına tak etmiş, kızmış. Evin büyüklerinin yemek yedikleri bir sırada bir kova suyu başlarından aşağıya boca etmiş. O günden sonra ancak fark etmişler evde bir kadının olduğunu.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.