GRİ ALAN SİYASETÇİLERİ!
Siyasetin tıkanıp kaldığı, mantık sınırlarının zorlandığı anlarda sığınılan konforlu bir liman vardır: "Kişiler gelip geçer, kalıcı olan partidir!"
Kulağa hoş, kurumsal ve ilkesel geliyor değil mi? Ama gelin görün ki bugün CHP içinde bu söylem, başarısızlığın ve koltuk sevdasının üzerini örten bir kılıftan ibaret hale geldi.
Sormak gerekiyor: Böyle bir anlayış, böyle bir siyaset mantığı olabilir mi?
Yıllardır partiyi yönetip 30 yılı heba edenler için tek bir öncelik var: Ne pahasına olursa olsun Genel Merkez’deki koltuğu korumak. Partinin oy oranı düşmüş, toplumsal tabanı daralmış, etkisi azalmış... Hiç önemli değil! Yeter ki parti "minimal" bir hale gelsin ama yönetim kendi ellerinde kalsın.
Bugün gelinen noktada, toplumsal destek ve inandırıcılık adeta dibe vurmuş durumda. Meşruiyetini seçmenden, tabanın iradesinden almayan, hukuki tartışmaların gölgesinde kalmış bir yönetim anlayışıyla bu çarkı döndürmeye çalışıyorlar.
Tam 13 seçim kaybedilmiş... Dönüp arkalarına bakmıyorlar bile. 14’üncü yenilgi mi? Onlar için hiçbir beis yok!
"Olsun varsın yine kaybedelim, yeter ki CHP var olsun, tabelası dursun!" diyorlar.
Ancak gözden kaçırdıkları ya da görmek istemedikleri acı bir gerçek var: Sizin bu zihniyetiniz yüzünden o koca çınar, yakında sadece bir "tabela partisinden" ibaret kalacak.
Tabii siyaset bir tercih meselesidir; herkes kendi duruşunu sergiler. Fakat CHP’de yaşanan bu çürümeye, bu meşruiyet krizine karşı sessiz kalanlara da bir çift söz söylemek şart.
Kendilerine "gri alanlar" açıp köşesinde bekleyenlerin tek bir derdi var: Sonunda kim kazanırsa onun yanında saf tutmak. Ne şiş yansın ne kebap! İki tarafa da mavi boncuk dağıtan, yuvarlak laflarla durumu gargara yapmaya çalışan bu anlayış, partiye en az başarısız yöneticiler kadar zarar veriyor.
Oysa CHP’de aklı başında, siyasetin matematiğini ve sosyolojisini bilen hiç kimse; seçmenden onay almamış atama yönetimlerle bu partinin büyüyemeyeceğini, iktidar alternatifine dönüşemeyeceğini çok iyi biliyor. Genel Merkez koridorlarında koltuk hesabı yapanlar duymak istemese de, halkın ve gerçek partililerin vicdanında durum çok farklı.
Sokakta her geçen gün büyüyen bir kızgınlık, bir itiraz ve bir dip dalgası var. Ve bu dalga, kapalı kapılar arkasında iktidarcılık oynayanların üzerine doğru bir tsunami gibi geliyor.
Tabelaya sarılıp partiyi küçültenlerin değil, sokaktaki o itirazın ne söyleyeceğini çok yakında hep birlikte göreceğiz.