Fatoş Özut Kırtay

Fatoş Özut Kırtay

DELİ DUMRUL KURALLARI

DELİ DUMRUL KURALLARI

Dede Korkut Hikâyelerindeki Deli Dumrul'u bilirsiniz…

Kuru bir çayın üzerine köprü yaptırır.

Köprüden geçenden akçe alır.

Geçmeyenden ise "Madem köprümü kullanmadın, o hâlde daha fazlasını öde." der.

Bu hikâye, yüzyıllardır bir karakteri gücün ölçüyü kaçırdığında adaletin nasıl tartışılmaya başlandığını anlatan bir kıssadır.

Aradan asırlar geçti.

Köprüler değişti, yollar genişledi, araçlar modernleşti.

Ama durum bugün aynı yukarıdaki gibi.

Bir yaptırımın amacı güvenliği sağlamak mıdır, yoksa büyüklüğüyle korku salmak mı?

İşte trafik cezaları üzerine yapılan tartışmanın özü de tam burada başlıyor.

Kimsenin trafik kurallarına itirazı yok.

Kırmızı ışıkta geçenin, alkollü araç kullananın, aşırı hızla insanların hayatını tehlikeye atanın yaptırımla karşılaşması, toplumun huzuru ve güvenliği için gereklidir.

Ancak son aylarda açıklanan bazı ceza tutarları, farklı bir tartışmayı da beraberinde getirdi.

Artık mesele yalnızca 'ceza kesildi' sonucunu aştı.

Mesele, cezanın ölçüsü.

Bazı rakamları görünce insan ister istemez gülümsüyor, ardından da derin bir iç çekiyor:

"Ben bir trafik kuralını mı ihlal ettim, yoksa küçük çaplı bir banka soygununa mı karıştım?"

Eskiden trafik cezası can sıkardı.

Bugün ise aile bütçesini sıkıyor.

Bir anlık dalgınlık…

Kısa süreli bir park hatası…

Birkaç saniyelik dikkatsizlik…

Karşılığında aylarca ödenecek borçlar...

İşin ironik tarafı ise başka bir yerde.

Yolların bir kısmı hâlâ çukurlarla dolu.

Yatay işaretlemelerin önemli bölümü silinmiş.

Bazı levhalar son anda fark ediliyor.

Kavşakların kimisi ise tecrübeli sürücüyü bile tereddütte bırakıyor.

Ama konu denetime gelince teknoloji kusursuz çalışıyor.

Radarlar milim şaşmıyor.

Kameralar gözden kaçırmıyor.

Tahsilat süreçleri ise saat gibi işliyor.

Demek ki istenince oluyormuş.

Elbette ceza olacak.

Çünkü kuralsız bir trafik, can kayıplarını da beraberinde getirir.

Ancak hukuk, sadece yaptırım uygulamayı değil, ölçülülüğü de emreder.

Bir cezanın caydırıcı olmasıyla, kişinin ekonomik dengesini altüst edecek seviyeye ulaşması arasında ince ama önemli bir çizgi vardır.

İnsanlar direksiyon başına geçerken yolu izlemekten çok radar aramaya başlamışsa…

Trafik polisini görünce güven hissetmek yerine ceza kaygısı yaşıyorsa…

En küçük hatanın bedelini aylarca ödemeyi düşünüyorsa…

Burada konuşulması gereken yalnızca sürücüler değildir.

Belki de yeniden şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:

Kurallara uyulmasını sağlayan şey, adalet duygusu mudur; yoksa ağır faturaların oluşturduğu korku mu?

Kalıcı düzen, korkuyla kurulmaz.

İnsanlar cezadan çekindikleri için değil, kuralların adil olduğuna inandıkları için kurallara uyar.

Unutmayalım…

Trafik kuralları hayat kurtarmak için vardır.

Fakat bir gün vatandaşın aklında "Kurallara uyarsam hepimiz güvende oluruz." düşüncesinin yerini "En küçük hatada bunun altından nasıl kalkarım?" endişesi alırsa, kaybeden yalnızca sürücüler olmaz.

Kaybeden; adalet duygusu, devlete duyulan güven ve toplumsal vicdan olur.

Güçlü devlet, en ağır cezayı kesen değil, güvenliği sağlarken ölçülülüğü ve adalet duygusunu da koruyabilen devlettir.

Kurallar hepimiz için, adalet ise devletin en büyük itibarıdır.

Vicdanıyla, hakkaniyetiyle...

Bu yazı toplam 216 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Fatoş Özut Kırtay Arşivi