Çocuklarımız Büyüyor, Peki Ya Çocuklukları?
Teknoloji artık hayatımızın vazgeçilmez bir parçası. İletişim kuruyor, çalışıyor, öğreniyor, araştırıyor ve birçok işimizi saniyeler içinde hallediyoruz. Elbette çocuklarımızın da bu dünyanın dışında kalmasını bekleyemeyiz. Ancak son yıllarda hepimizi endişelendiren başka bir gerçek var:
Çocuklarımız teknolojiyi kullanmıyor, teknoloji çocuklarımızı kullanmaya başlıyor.
Ne yazık ki bugün birçok evde aynı manzarayla karşılaşıyoruz. Daha sabah gözünü açar açmaz tabletini isteyen, yemek yerken elinden telefonu bırakmayan, dışarı çıkmak yerine ekran karşısında saatler geçirmeyi tercih eden çocuklar.
Bir zamanlar sokaklarda top oynayan, bisiklet süren, ip atlayan, saklambaç oynayan çocukların yerini bugün dijital dünyada saatlerce vakit geçiren bir nesil almaya başladı.
Bazen parkların önünden geçiyorum. Çocuk seslerinin yerini sessizlik almış. Salıncaklar boş, futbol sahaları tenha. Ama aynı saatlerde evlerin içinde ekranların ışığı hiç sönmüyor. En acı olan ise bazı çocukların artık yürümeye, koşmaya, terlemeye, yorulmaya bile üşenmesi. Asansörle bir kat çıkmayı tercih eden, birkaç dakikalık yürüyüşü bile istemeyen çocuklarımızın sayısı her geçen gün artıyor.
Oysa çocukluk; hareket etmektir, düşüp kalkmaktır, kirlenmektir, keşfetmektir. Çocukluk; arkadaşlık kurmaktır, paylaşmaktır, hayal kurmaktır. Bir çocuğun gelişimi sadece akademik başarıyla ölçülemez. Onun koşması, zıplaması, oyun kurması, iletişim becerilerini geliştirmesi, doğayla buluşması da en az ders başarısı kadar önemlidir.
Uzmanlar uzun süreli ekran kullanımının dikkat süresini azalttığını, uyku düzenini bozduğunu, fiziksel gelişimi olumsuz etkilediğini ve çocukların sosyal ilişkilerinde ciddi sorunlara yol açabildiğini sık sık dile getiriyor. Bunun yanında hareketsiz yaşam; obezite, duruş bozuklukları, kas ve iskelet sistemi problemleri gibi sağlık sorunlarını da beraberinde getiriyor. Daha da önemlisi çocuklarımız, gerçek hayatın sunduğu mutluluğu sanal dünyanın hızlı ama geçici ödülleriyle değiştirmeye başlıyor.
Peki bunun sorumlusu sadece çocuklar mı?
Elbette hayır.
Asıl sorumluluk biz yetişkinlerde. Çünkü çocuklarımız dünyaya nasıl yaşayacaklarını bilerek gelmiyor; bunu bizlerden öğreniyorlar. Eğer akşam ailece aynı odada oturuyor ama herkes kendi telefonuna bakıyorsa, çocuğumuzun ekranı bırakmasını beklemek ne kadar gerçekçi olabilir? Çocuklar kulaklarıyla değil, gözleriyle öğrenir. Biz ne yapıyorsak onlar da onu örnek alırlar.
Belki de artık evlerimizde küçük ama etkili kurallar koymanın zamanı geldi. Yemek masasında telefonların olmadığı sofralar kurabiliriz. Haftanın belirli günlerini "Ekransız aile saati" ilan edebiliriz. Birlikte yürüyüşe çıkabilir, bisiklet sürebilir, kitap okuyabilir, masa oyunları oynayabilir ya da sadece uzun uzun sohbet edebiliriz. Çocuklarımızın en çok ihtiyaç duyduğu şey yeni bir tablet ya da daha hızlı bir internet değil; anne ve babasının ayırdığı kaliteli zamandır.
Eğitimci olarak yıllardır yüzlerce çocukla çalışma fırsatı buldum. Şunu çok net söyleyebilirim ki; mutlu çocukların ortak özelliği en pahalı teknolojiye sahip olmaları değil, kendilerini değerli hissettikleri bir aile ortamında büyümeleridir. Sevildiğini hisseden, dinlenen, birlikte vakit geçirilen çocuklar hem akademik hayatta hem de sosyal yaşamda çok daha güçlü bireyler olarak yetişiyor.
Belki bugün attığımız küçük bir adım, yarın çocuğumuzun hayatında büyük bir değişimin başlangıcı olacaktır. Bir saat daha az ekran, bir saat daha fazla oyun... Bir akşam daha az telefon, bir akşam daha fazla sohbet. İşte bazen çocuklarımızın geleceğini değiştiren şey tam da bu küçük tercihlerdir.
Unutmayalım; çocuklarımız bize emanet. Onların sadece sınavlarda başarılı olmalarını değil, sağlıklı, mutlu, üreten, paylaşan ve hayatın içinde yer alan bireyler olmalarını istiyoruz. Bunun yolu ise onları ekranlarla baş başa bırakmaktan değil; onlarla birlikte hayatın içine karışmaktan geçiyor.
Çocuklarımızın çocukluğunu teknolojiye teslim etmeyelim. Çünkü kaybedilen çocukluk yılları geri gelmiyor. Onlara verebileceğimiz en büyük hediye, birlikte geçirilen zaman, kurulan güçlü bağlar ve unutulmayacak güzel anılardır.
Bir gün çocuklarımız büyüyecek. Tabletler değişecek, telefonlar yenilenecek, oyunlar unutulacak. Ama birlikte çıktığınız bir yürüyüşü, elinden tuttuğunuz bir akşamı, birlikte attığınız kahkahaları ve "Benimle ilgilendin." duygusunu ömür boyu hatırlayacaklar. Çünkü çocuklar, kendilerine aldığımız teknolojiyi değil; kendilerine ayırdığımız zamanı hatırlar. Bugün ekranı kapatıp çocuğunuza döneceğiniz birkaç dakika, yarın onun bütün hayatını aydınlatacak en değerli yatırım olabilir.