Zeynep Boz Kavak

Zeynep Boz Kavak

EŞYASI ÇOK OLAN DEĞİL, HAYALİ ÇOK OLAN ÇOCUKLAR YETİŞTİRMEK

EŞYASI ÇOK OLAN DEĞİL, HAYALİ ÇOK OLAN ÇOCUKLAR YETİŞTİRMEK

Beni bilen bilir. Gençleri çok severim. Onların hayallerine, heyecanlarına, başarılarına, hatta bazen yaptıkları hatalara bile ayrı bir sevgiyle bakarım. Bir çocuğun kendine inanmasının, desteklenmesinin ve “Ben yapabilirim.” diyebilmesinin ne kadar kıymetli olduğunu bilenlerdenim.

Ama bu hafta, uzun zamandır içimde biriken bir düşünceyi dile getirmeden geçemeyeceğim.

Gençlerimiz neden bu kadar isteksiz?

Geçtiğimiz günlerde bir ailenin okul alışverişine tanık oldum. Baba, çocuğuna çantaları gösteriyor. Anne, renk renk kalemleri, defterleri, okul araç gereçlerini inceliyor. Her şey güzel, her şey özenli

Ama çocuk?

Neredeyse hiçbir şey umurunda değil.

“Bu nasıl?” diye soruluyor.

“Güzel.”

“Bunu ister misin?”

“Evet, olabilir.”

“Şunu mu alsak?”

“Olabilir.”

Cümleler var ama heyecan yok.

O an sadece o çocuğu düşünmedim. Bir süre etrafıma baktım ve kendi kendime sordum:

Acaba artık çocuklarımızın ve gençlerimizin büyük bir kısmı böyle mi?

Elbette her çocuk aynı değil. Çalışkan, istekli, hayalleri olan, kendisi için mücadele eden çok güzel gençlerimiz var. Onları gördükçe umutlanıyorum. Ancak giderek daha fazla karşılaştığımız bir gerçek var: İmkânlar arttıkça, bazı çocuklarımızın sahip olduklarının değeri azalıyor; ulaşmak istedikleri hedefler ise giderek belirsizleşiyor.

Sonra kendi çocukluğuma gittim.

Ben okula başlayacağım zaman annem bana pazardan bir çanta almıştı.

Kırmızı bir çanta

Belki bugün bir çocuğun vitrinde görüp yüzüne bile bakmayacağı kadar sade bir çantaydı. Ama benim için dünyanın en güzel çantasıydı.

O çantaya baktığımda içim kıpır kıpır olurdu.

Okula gidecektim.

Defterlerim olacaktı.

Kalemlerim olacaktı.

Yeni bir başlangıcım olacaktı.

O çanta benim için sadece bir eşya değildi. Bir hayalin parçasıydı.

Çünkü çocukluğumuzda her şeye sahip değildik. Belki bir kalem kutusunu bile uzun süre kullanırdık. Defterimizin son sayfasına kadar kıymet bilirdik. Yeni alınan bir ayakkabıyı yatağımızın yanına koyup sabah olmasını beklerdik.

Şimdi ise çocuklarımızın önüne o kadar çok seçenek koyuyoruz ki bazen hiçbirini gerçekten istemiyorlar.

Bir çanta mı?

Onlarca seçenek.

Bir ayakkabı mı?

Yüzlerce seçenek.

Oyuncak mı?

Oda dolusu

Telefon, tablet, bilgisayar, oyunlar, sosyal medya

Ve belki de en büyük sorun burada başlıyor.

Çok şeye sahip olmak, her zaman çok mutlu olmak anlamına gelmiyor.

Hatta bazen tam tersi oluyor.

Çocuk bir şeyi elde etmek için beklemeyi öğrenemiyor. Beklemeyince özlemiyor. Özlemeyince de sahip olduğunda mutlu olmuyor.

Bizler çocuklarımızın hiçbir şeyden mahrum kalmasını istemiyoruz. Anne baba olarak bunu çok iyi anlıyorum. Onların bizim yaşadığımız zorlukları yaşamamasını istiyoruz. “Ben alamadım, çocuğum alsın.” diyoruz.

Ama bazen farkında olmadan çocuklarımızın mücadele etme duygusunu da ellerinden alıyoruz.

Her şeyi hazır verdiğimizde, hedefe ulaşmanın verdiği mutluluğu da azaltıyoruz.

Bir öğrencinin başarısız olduğunda yeniden denemesi gerekiyor.

Bir genç bir şey istediğinde onun için emek vermeyi öğrenmeli.

Hayal kurmalı.

Beklemeli.

Çalışmalı.

Bazen vazgeçmeli, bazen yeniden başlamalı.

Çünkü hayat, önüne istediğimiz her şeyi koyduğumuzda değil; kendi istediği şey için mücadele ettiğinde anlam kazanıyor.

Ben gençleri çok seviyorum. Onları eleştirirken de aslında tam olarak bunu söylüyorum:

Sizden umudum var.

Sizin daha fazlasını yapabileceğinize inanıyorum.

Ama siz de kendinizden vazgeçmeyin.

Anne babalar olarak bizler de çocuklarımızın her ihtiyacını karşılamayı sevgi göstermek zannetmeyelim. Bazen onlara “Hayır.” demek, bazen bekletmek, bazen kendi sorumluluklarını kendilerine bırakmak da sevgidir.

Çünkü çocuklarımızın sadece çantalarını değil, hayatlarını da taşımayı öğrenmeleri gerekiyor.

Ben hâlâ o kırmızı çantayı hatırlıyorum.

Pazardan alınmıştı.

Markası yoktu.

Belki çok pahalı değildi.

Ama benim için çok kıymetliydi.

Çünkü içinde sadece kitaplarım değil, hayallerim vardı.

Keşke bugün çocuklarımızın da aldıkları her şeyin içinde biraz hayal, biraz heyecan, biraz emek ve biraz da şükür olsa

Belki o zaman yeni bir çanta aldıklarında sadece “Güzelmiş.” demezler.

Gözleri parlar.

Ve içlerinden şöyle derler:

“Ben okula başlayacağım.”

İşte asıl ihtiyacımız olan şey belki de tam olarak bu:

Eşyası çok olan değil, hayali çok olan çocuklar yetiştirmek.

Bu yazı toplam 172 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
Zeynep Boz Kavak Arşivi