Şair Behçet Aysan Anısına: Sivas’ı Unutmamak, Laikliği Savunmak
O günleri hatırlamak hâlâ yürek yakıyor. 15 bin kişinin “Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak” diye bağırarak oteli kuşattığı, sekiz saat boyunca içerideki aydınların, sanatçıların, çocukların ve kadınların kurtarılmayı beklediği o karanlık günü… Sonunda 33 canımızı kaybettik. En küçüğü 12, en büyüğü 65 yaşındaydı. Ve dönemin başbakanı, kameraların karşısına geçip “Çok şükür dışarıdaki vatandaşlarımıza bir şey olmamıştır” diyebildi.
Adaletin yerini bulmadığı, faillerin cezasız kaldığı bu katliam, tarihe yalnızca bir utanç olarak değil, aynı zamanda bir süreklilik olarak geçti. Çünkü cezasızlık, Suruç’ta ve 10 Ekim Ankara’da yeni acılara kapı araladı.
Bizler tarihin karanlık akışını tersine çeviremedik belki ama unutmamayı bir direniş biçimine dönüştürdük. Bugün hâlâ yan yana gelmemizi sağlayan en güçlü duygulardan biri bu.
Bu yüzdendir ki her yıl olduğu gibi bu yıl da, 1993’te Madımak Oteli’nde yaşanan vahşeti lanetlemek ve hayatını kaybedenleri anmak için yan yana geldik. Anmayı, katliamda yaşamını yitiren şair Behçet Aysan’a adadık.
Bu yılki etkinliğimizde, “geride kalmanın yüküne” odaklandık. Bu nedenle Behçet Aysan’ın kızı, yazar Eren Aysan’ı Gebze’ye davet ettik. Katılımıyla bizlere güç kattı. Ankara’dan gelen yazar Mahmut Aslan ise sözleriyle anmamıza değerli katkılar sundu. İkisine de teşekkür borçluyuz.
Behçet Aysan bu kente yabancı değildi. Tıp eğitimini tamamladıktan sonra Kocaeli Verem Savaş Hastanesi’nde çalışmış, bir yıl boyunca İzmit’te yaşamıştı. O dönemde “İzmit Şiirleri”ni yazmış, kentimizin şairlerinden Ruşen Hakkı ile dostluk kurmuştu. İzmit’i “kocaman bir yalnızlık” olarak tanımlamış, Ruşen Hakkı da ona Sivas sonrası yanık kokusuyla cevap vermişti.
Bugün Gebze’de, İzmit’te, Kocaeli’nin her köşesinde bu yalnızlığı paylaşıyoruz. Ama aynı zamanda dayanışmayı, unutmamayı ve laikliği savunmayı da paylaşıyoruz. Çünkü biliyoruz ki, unutmamak bir görevdir; yaşamak, insan kalmak bir görevdir.
33 yıl sonra hâlâ yan yana geliyorsak, bu görevden kaçmadığımız içindir. Ve bu görev, Behçet Aysan’ın dizelerinde olduğu gibi, bize bırakılan bir emanettir.
‘’hoşça kal eski zaman aktarları / gidiyorum / bu şehri, bu yağmuru, bu düşleri / bu aşkı, bu kavgayı, bu kederi, / size bırakarak.’’
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.