Halil Yeni

Halil Yeni

Yerelden Yükselen Ses: Gazeteciliğin Güvencesizliği

Yerelden Yükselen Ses: Gazeteciliğin Güvencesizliği

Türkiye’de yerel gazetecilik, ulusal gündemin dışında kalan ama insanların gündelik hayatını doğrudan etkileyen gelişmeleri izlemek, belgelemek ve aktarmaktır. Ancak bu çaba, giderek daha güvencesiz, daha örgütsüz ve daha baskılanmış bir alana dönüşüyor. Bağımsız gazeteciliğin sorunları tartışılırken, yerel gazetecilerin yaşadığı sorunları da görünür kılmak gerekiyor.

Yerel gazetecilerin büyük bir kısmı sigortasız çalışıyor. Sigorta başlatılsa bile çoğu zaman aylar sonra, geriye dönük değil, ileriye dönük olarak yapılıyor. Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın 2023 verilerine göre, yerel basında çalışan gazetecilerin %60’ı sosyal güvenceden yoksun. Bu durum, sadece ekonomik değil; aynı zamanda hukuki ve insani bir güvencesizlik yaratıyor.

Yerel gazetecilerin sabit bir mesai saati yok. Sabah habere git, öğlen yaz, akşam sayfa diz, gece matbaaya yetiştir. Günlük gazetenin çıkması için az sayıda kişi, çok sayıda iş yapmak zorunda. Bu yoğunluk, 8–10 saatlik mesai sınırlarını aşıyor. İş bitip eve dönüldüğünde bile haber yazmaya devam eden gazeteciler var. Bu, esnek değil; sınırsız bir çalışma biçimi.

Yoğun çalışmanın karşılığı olan fazla mesai ücretleri çoğu zaman ödenmiyor. Yerel gazeteciler, bu hakkı talep edemeyecek kadar güvencesiz. “İşini kaybetme korkusu” fazla mesaiyi görünmez kılıyor. Türkiye’de basın emekçilerinin %70’i fazla mesai yaptığını, ancak bunun karşılığını alamadığını belirtiyor (TGS, 2022).

Gazetecilik, örgütlenme açısından zor bir alan. Yerel gazeteciler farklı ilçelerde, farklı gazetelerde birbirinden bağımsız çalışıyor. Bu da iş güvencesini zayıflatıyor. Patronların iki dudağı arasında şekillenen çalışma hayatı, sendikal örgütlenmeyi de engelliyor. Yerel medya çalışanlarının yalnızlığı, hak arama mücadelesini sessizleştiriyor.

Yerel gazeteler ile sermaye arasındaki ilişki, haberin içeriğini doğrudan etkiliyor. Örneğin bir fabrikada iş kazası olmuş, bir işçi hayatını kaybetmiş. Muhabir firmanın adını yazamıyor. Çünkü o firma gazeteye ilan verebilir. Gazete sahipleri, alacakları üç kuruş ilan parası için sermayedarları karşısına almak istemiyor. İş cinayeti haberlerinde firma ismi çoğu zaman geçmez. Şöyle yazılır: “Gebze Organize Sanayi Bölgesi’nde metal işi yapan bir fabrikada bir işçi yüksekten düşerek öldü.” Oysa gerçek, saklanarak değil; yazılarak korunur.

Yerel gazeteciler, yerel siyasi ilişkiler nedeniyle özgürce yazamıyor. Belediye, kaymakamlık, parti teşkilatları… Hepsi birer baskı unsuru. Gazetecinin kalemi, görünmeyen duvarlara çarpıyor. Bu baskı, sansürden çok otosansür yaratıyor. Gazeteci, yazmadan önce “Patron ne der?” diye düşünmek zorunda kalıyor. Gebze Haber Gazetesi’nin eski sahibi sevgili İsmail Kadı, yıllar önce bana belediye yetkilileriyle katıldığı resmi bir yemekte, yetkililerin belediye daireleri için protokol niteliğinde aldıkları gazetemiz hakkında şöyle dediklerini aktarmıştı: “Biz bu gazetede Barbaros Tantan’ı ve Halil Yeni’yi okumak istemiyoruz.”

Yerel gazetecilik, sadece haber üretmek değil; yerel hafızayı, toplumsal vicdanı ve kamusal denetimi ayakta tutmaktır. Bu alanın güvencesizliği, sadece gazetecileri değil; halkın haber alma hakkını da tehdit ediyor.

Bu yazı toplam 227 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Halil Yeni Arşivi