Çok şey istiyorlar, çooookkkk !

Çok şey istiyorlar, çooookkkk !

 

İşçi hareketleri ve buna bağlı talepler, ülkemizde her zaman tedirgin bir kararlılıkla karşılanır. Çünkü, işçilerin haklılığını anlatıp kabul ettirecek propaganda araçları yok denecek kadar az. Ama, işçiler başta olmak üzere tüm emekçileri sömüren sermayenin, ‘’ben haklıyım’’ dediği ve bunu topluma kabul ettirmek için kullandığı propaganda aracı bitmek tükenmek bilmez.

Buna rağmen, çarkı tersine döndürmek üzere başlayan girişimlere, mevcut düzen içerisinde çekingen bir muhalif duruş sergileyen siyasal anlayışlar da varlığını sürdürür. Bu anlayışlar, zaman zaman işçi ve emekçilerin haklı olduklarını iddia etseler de, sesleri, diğer emekçilerin sesleri gibi duyulmaz.

CHP Kocaeli Milletvekili Dr. Mehmet Hilal Kaplan da, sesi az duyulabilen bir siyasetçi. Yine de, işçiler ve çalışan kesimin sorunlarına eğilmekten vazgeçmiyor. Bu kapsamda, başta Kocaeli olmak üzere ülke genelinde yaşanan işten atılmaları geçtiğimiz günlerde meclis gündemine getirdi.

Sanayinin yoğun olduğu birçok ilde sendikalı işçilere karşı uygulanan sindirme ve yıldırma politikalarının ‘’toplu halde işten atılmalara’’ kadar geldiğini vurgulayan Kaplan’ın konuşmasında dikkat çektiği başlıklar da önemli…

‘’Verilmeyen özlük hakları, keyfi uygulanan ve uzun çalışma saatleri, gerekçesiz ve patronun keyfiyle işten atılma, sendikal faaliyetlerde bulunmalarına engel olunmaması, yıllık izinlerin ve ücret zamlarındaki keyfi uygulamalara son verilmesi, amirlerin iş yerlerinde mobing uygulamasına son verilmesi, kıdem ve ihbar tazminatının güvence altına alınması…………’’

‘’Çok şey istiyorlar çooookkkkkk’’, sayın Kaplan, sen de çok şey istemişsin…

Üstteki satır, sayın Kaplan’ın ‘’İşçileri çok şey istemiyor. Onların da güvenceli, sürekli ve sağlıklı ortamlarda çalışarak çocuklarına ekmek parası götürmek istemeleri çok mu?’’ serzenişine, kabasından bir yanıt anında geliyor.

Başlıklar halindeki bu taleplerin karşılanıyor olmasını istemek başka, karşılanıyor olmasına tanık olmak daha başka. İktidardaki bu siyasal anlayışın tanık olunmasını gerçekleştirmesini beklemek en hafifinden safdillik olur.

Çünkü, AKP sermaye temsilcisi bir siyasal anlayıştır,

Çünkü AKP işçi düşmanıdır.

Unutuldu galiba, çalışma yaşamını güvencesizleştirmek, işçi sınıfı ve emekçileri köle düzenine entegre edip karın tokluğuna çalıştırmak için bu ülkede 12 Eylül faşist darbesi yapıldı. AKP de, o darbenin sivil uzantısı olarak, iktidarı boyunca özellikle işçi ve emekçiler olmak üzere toplumun tüm katmanlarını baskı altında tutma görevini katıksız yerine getirdi, getiriyor.

İşsizlik oranının yüzde 12’lere yükseldiği kentimizde, keyfi olarak işçi kıyımları yeni değil, uzunca bir süredir yaşanıyordu, halen de yaşanmaktadır.

TÜBİTAK’tan 240 işçinin sorgusuz sualsiz atılması, MT Reklam şirketindeki 45 işçinin sendikalı olma gerekçesiyle çıkartılması, FENİŞ Alüminyum’dan ‘’iş daralması’’ gerekçesiyle 640 kişinin çıkartılması, (O işçiler, 9 ay geçmesine rağmen hala kıdem tazminatı bile alamadı), Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi’nde çalışan 6 işçinin ‘’sendikalı olmaları’’ nedeniyle kapının önüne koyulması, Yıldız Sunta’da 47 işçinin sendikal örgütlenme faaliyeti dolayısıyla çıkartılırken kamuoyuna ‘’küçülmeye gidiyoruz’’ denilmesi, seçim öncesi İzmit Belediyesi’ne alınanlardan 30’nun hiçbir gerekçe gösterilmeden işten çıkartılması en somut ve en sıcak örneklerdir.

Bu keyfi, gerekçesiz, sendikal örgütlenme faaliyetlerinde bulundukları gerekçesiyle işten atılmalar; ne yazık ki sadece Kocaeli bölgesinde değil, Türkiye’nin birçok yerinde de yaşanmaktadır.

Anayasanın 49. Maddesi, “Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek, çalışanları korumak ve çalışma barışını sağlamak için gereken tedbirleri almak zorundadır” der.

Ama, 2002 yılında 400 bin olan taşeron işçi sayısı şimdi 2,5 milyon.

O yüzden, iyi düşününce ‘’çok şey istiyorlar çooookkkkkk’’ diyesi geliyor insanın.

 

 

 

Bu yazı toplam 112 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi