Cengiz Akgün

Cengiz Akgün

BİR YIKIMIN ANATOMİSİ

BİR YIKIMIN ANATOMİSİ

6 Şubat 2023 tarihinde yaşadığımız o büyük felaketin üzerinden zaman geçse de kalplerimizdeki sızı ilk günkü tazeliğini koruyor. Takvimler o karanlık günü her hatırlattığında, sadece bir doğa olayını değil, bir coğrafyanın hafızasına kazınan en derin yaralardan birini tekrar yaşıyoruz. Bu acının tarifi gerçekten mümkün değil; aileler paramparça oldu, çocuklar sessizliğe gömüldü, binlerce insan hayallerini beton yığınlarının altında bıraktı.

Yaşanan bu devasa yıkım, Türkiye’nin deprem öncesi hazırlıksızlığını ne yazık ki en acı şekilde bir kez daha yüzümüze çarptı. Oysa biz bu acı tecrübeyi ilk kez yaşamıyorduk. Hafızalarımızda hala taze olan 17 Ağustos 1999 Kocaeli depremi, merkez üssü Gölcük olan o korkunç gece, bize Marmara’nın kalbinde benzer bir trajediyi yaşatmıştı. Kocaeli’de binlerce canımızı toprağa verirken "bir daha asla" demiştik. Ancak 6 Şubat, geçen onca yıla rağmen derslerimizi tam anlamıyla çalışmadığımızı, bilimin sesine kulaklarımızı yeterince açmadığımızı gösteren devasa bir uyarı levhası gibi önümüzde duruyor.

6 Şubat felaketinin teknik verileri, karşı karşıya kaldığımız durumun vahametini tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. 9 saat arayla meydana gelen, merkez üsleri Kahramanmaraş'ın Pazarcık ve Elbistan ilçeleri olan 7,8 Mw ve 7,5 Mw büyüklüğündeki iki deprem, adeta bölgeyi yerle bir etti. Mercalli şiddet ölçeğine göre sarsıntıların şiddeti, ölçeğin en yüksek değeri olan XII (Afetsel) olarak saptandı. Resmî rakamlara göre Türkiye'de en az 53 bin 537, Suriye'de ise 8 bin 476 kişi hayatını kaybetti; toplamda 122 binden fazla kişi yaralandı.

Bu depremler, yaklaşık 350 bin kilometrekarelik bir alanda, yani Almanya'nın toplam yüz ölçümü kadar bir bölgede hasara yol açtı ve 14 milyon kişiyi doğrudan etkiledi. Türkiye'de birçok tarihî yapı da dahil 35 binden fazla bina yıkıldı, 300 bine yakın bina ağır hasar aldı. Afet sonrası 2 milyondan fazla kişi barınma sorunu yaşarken, en az 5 milyon kişi farklı bölgelere göç etmek zorunda kaldı. Sosyal ve ekonomik denge altüst oldu; yüz binlerce insan geçim kaynaklarını kaybetti.

Bugün, yitirdiğimiz tüm canları saygı ve rahmetle anarken, sadece yas tutmanın yeterli olmadığını biliyoruz. Kocaeli'den Kahramanmaraş'a uzanan bu acı silsilesi, bize tek bir gerçeği fısıldıyor: Bilimi ve insan yaşamını önceleyen, ranta değil güvenliğe dayalı çalışmaların yapılması artık bir seçenek değil, hayati bir mecburiyettir. Şehirlerimizi depremle barışık, binalarımızı ise sarsıntılara dirençli inşa etmek en büyük sorumluluğumuzdur.

Geçmişin acılarını unutmadan, geleceğimizi bilimsel verilerle kurmak dileğiyle.

Bu yazı toplam 91 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
Cengiz Akgün Arşivi