Dilek ALP

Dilek ALP

BİR ÜLKE TASARIMI 9: Modernlik mi, Modern Görünmek mi?

BİR ÜLKE TASARIMI 9: Modernlik mi, Modern Görünmek mi?

Türkiye'nin son yüz yılına dışarıdan bakan biri, büyük bir değişim hikâyesi görür.
Yeni şehirler kurulmuş, yollar yapılmış, üniversiteler açılmış, teknoloji hayatın her alanına girmiştir. Kıyafetler değişmiş, yaşam biçimleri dönüşmüş, iletişim hızlanmıştır.
Peki bütün bunlar gerçekten modernleşme anlamına mı geliyor?
Yoksa biz bazen modernleşmek ile modern görünmeyi birbirine mi karıştırıyoruz?
Belki de Cumhuriyet'in ikinci yüzyılına girerken sormamız gereken en rahatsız edici soru budur.

Modernlik çoğu zaman yanlış anlaşılan bir kavramdır.
Çünkü birçok kişi onu binalarla, tüketim alışkanlıklarıyla, teknolojiyle veya dış görünüşle ilişkilendirir.
Oysa modernlik öncelikle bir düşünme biçimidir.
Sorgulayabilmek, eleştirebilmek, kanıta değer vermek, farklı fikirlere tahammül gösterebilmek ve kuralları kişilere göre değil ilkelere göre uygulayabilmek...
Modern zihniyetin temel taşları bunlardır.
Bu nedenle gökdelenler inşa etmek kolaydır.
Zor olan, o gökdelenlerin içinde özgür düşünebilen insanlar yetiştirmektir.

Bugün şehirlerimize baktığımızda ilginç bir tablo görüyoruz.
Dünyanın en gelişmiş kentlerine benzeyen alışveriş merkezleri var.
Fakat aynı ölçüde güçlü kütüphanelerimiz var mı?
En son teknolojiye sahip telefonları kullanıyoruz.
Peki aynı isteği kitap okumaya, araştırmaya ve öğrenmeye de gösteriyor muyuz?
Çocuklarımızın iyi bir okul kazanmasını istiyoruz.
Ama onların soru sormalarını, itiraz etmelerini ve farklı düşünmelerini ne kadar teşvik ediyoruz?
İşte şekil ile öz arasındaki fark tam burada ortaya çıkıyor.

Belki de Türkiye'nin en büyük çelişkilerinden biri budur:
Modern araçlara sahibiz, ancak her zaman modern bir düşünce kültürüne sahip değiliz.
Teknolojiyi satın alabiliyoruz ama bilim üretmekte zorlanıyoruz.
Bilgiye ulaşabiliyoruz ama bilgiyi sorgulamakta zorlanıyoruz.
Kurumlar kuruyoruz ama onları kişilerin üzerinde tutacak kültürü oluşturamıyoruz.
Yani modern hayatın araçlarını benimsiyoruz, fakat modernliğin gerektirdiği zihinsel disiplini aynı ölçüde içselleştiremiyoruz.

Oysa Cumhuriyet'in ilk yıllarında hedeflenen dönüşüm yalnızca görünür değişikliklerden ibaret değildi.
Amaç, insanların dünyayı algılama biçimini değiştirmekti.
Çünkü gerçek modernleşme, bireyin kendisiyle başlar.
Bir vatandaşın bir fikri sorgulayabilmesi, bir öğrencinin öğretmenine soru sorabilmesi, bir bilim insanının yerleşik kabulleri tartışabilmesi ve bir kurumun kişilere bağlı kalmadan işleyebilmesi...
İşte modernlik budur.

Bugün karşı karşıya olduğumuz sorunların önemli bir kısmı da buradan kaynaklanıyor.
Birçok konuda çağdaş dünyanın araçlarını kullanıyoruz ama aynı dünyanın düşünme alışkanlıklarını yeterince benimseyemiyoruz.
Bu nedenle zaman zaman büyük yatırımlar yapıyor, ancak beklediğimiz sonuçları alamıyoruz.
Çünkü zihinsel dönüşüm gerçekleşmeden yapılan her değişiklik bir noktadan sonra yüzeyde kalıyor.
Şekil değişiyor.
Fakat davranışlar, alışkanlıklar ve refleksler aynı kalıyor.

Belki de yüz yıl sonra dönüp baktığımızda sorulacak asıl soru şu olacak:
Türkiye modernleşti mi?
Yoksa yalnızca modern görünmeyi mi başardı?
Çünkü modernlik, giyilen kıyafette, kullanılan teknolojide veya yapılan binalarda değil; insanın düşünceyle kurduğu ilişkide saklıdır.
Ve belki de Cumhuriyet'in hâlâ tamamlanmayı bekleyen en büyük hedefi budur:
Modern kurumlara sahip olmak değil, modern bir zihniyet kültürü oluşturabilmek.

#BirÜlkeTasarımı #ModernlikMiModernGörünmekMi #CumhuriyetSerisi #Modernleşme #ZihinselDönüşüm #TürkiyeDüşüncesi #ToplumsalDönüşüm #CumhuriyetinİkinciYüzyılı #EğitimVeToplum #BilimVeKültür #Yurttaşlık #KamusalHayat #EleştirelDüşünce #TürkiyeNereyeGidiyor #DüşünceKültürü

Bu yazı toplam 185 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
Dilek ALP Arşivi