MAĞDURİYETİN ÜSTÜNDEN AKITILAN SELLER
Neden bazı insanlar bu kadar bencil? Kendinden başkasını önemsemiyor. Dünyanın merkezinde kendisi ve dünya etrafında dönüyor. Mağdur olmadan mağdur olanlar, gerçek mağdurların üstünden edebiyat yapanlar… “Bittik!” diye veryansın ederken bitirdiklerini görmeyenler…
Hiç mi insanlar değişmez?
Deprem yaralarında da gördük, yakın tarihte yaşadığımız selde de…
Deprem anında olmayan depremzedelere yardım etmekten gerçek deprem mağdurlarına ulaşamaz olduk.
Gölcük Devlet Hastanesinde bizimle ilaç ayrımı yapan eczacıya “Helal olsun!” derken ayırdıklarını eczanesinde satarken bulduk. Dağıtılan su kolilerini dağıtmak için gönüllü olan marketçiyi, marketinde stoklarken bulduk. 6 Şubat'ta “Çalmasınlar!” diye tedbir alan komiseri, ısıtıcıları çalarken bulduk. Sokakta yatan insanların başını sokacağı çadırları deposunda stoklayanları, topladığı yardımları alıp topuklayanları…
Ve selde, özellikle Gebze'de, ciddi anlamda mağdurların yanında sanal mağdurları da bulduk.
“İlk önce bana gelsinler!” diye evinin zeminini su basan kişinin, “Evim yıkıldı!” diyerek herkesi seferber etmesine ne demeli? Gerçekten mağdur olanlardan çaldığı hayatı düşünmediği aşikâr.
Kiracısına, ev sahibine kızıp selin altından su yürütenleri mi? Kentsel dönüşüme sel sularını yıkarak, “Bak, çatladı!” deyip kalem çiziğini göstererek görevlileri o yağmurda uğraştıranları mı?
Hangisini yazsak ayrı bir hikâye. Ve bu hikâyedeki kahramanlar vicdansız, kendinden başkasını düşünmeyen narsist karakterli…
Eskinin üstünü bazen zaman, bazen tozlu raflar örtüyor da selin akıttığı çamurlar bile daha denizde durulmadan bu yapılanları da irdelemek lazım.
Gebze Afet İşleri Müdürü, kıymetli kardeşim Soner Bilir ile sohbet ederken anlattıkları bunlar.
“Mesele çağrılan yere gitmek değil, mesele başkasının hakkını gasp etmek.” dedi.
Doğru…
Düşünsenize, kalp krizi geçiren birine değil de parmağına iğne batmış birinin çağrısına, yanlış ifadelerden dolayı giden ambulansı ve parmağını soktuğu durumu…
“Acelem var!” diye ambulansa yol vermeyenin kafasında yaşadıklarını bilmemiz mümkün değil. Ve bilmek de istemiyorum doğrusu.
Bunlar hastalıklı ve toplumun içindeki cerahatli tipler. Bu tipler yüzünden bazen isyan ediyoruz.
Bu toplum sevdalısı ve Gebze âşığı adamın da isyanı, gerçek mağdurların önüne yapay seller akıtan bu güruh…
Ama yine de “Doğrudur!” deyip o koşturmaca…
Ve gerçekten mağdur olanın “Nerede kaldınız?” sitemi…
Bilmez ki o mağdur, kendi mağduriyetinin üstünde çay keyfi yapanın keyfine takıldığını…
İşte bunları görünce insan diyecek söz bulamıyor.
Geçmiş olsun desek de geçmiyor…
Ne akıntı ne de akıttıkları…