Cengiz Akgün

Cengiz Akgün

AKIP GİDEN ZAMANIN NERESİNDEYİZ?

AKIP GİDEN ZAMANIN NERESİNDEYİZ?

“Eylül toparlandı gitti işte / Ekim filan da gider bu gidişle…”

Turgut Uyar’ın o buruk, usulca içe dokunan dizeleri yine zihnimizin kuytu bir köşesinde yankılanıyor. İşte bir Ekim ayının daha son günlerine yaklaşmanın, hazanın o büyüleyici ama bir o kadar da hüzünlü atmosferine tanıklık etmenin eşiğindeyiz.

Ağaçların dallarından kopan sarı yaprakların rüzgârın önünde çaresizce oradan oraya savrulduğunu görüyoruz. Aslında o yapraklar sadece ağacın yükünü hafifletmiyor; tıpkı bizim hayat yolculuğundaki hatalarımız, savruluşlarımız ve bir türlü tutunamayışlarımız gibi sürükleniyor rüzgârda. Yaprak dala nasıl tutunamıyorsa, biz de bazen akıp giden zamana ve yaptığımız hatalara öyle engel olamıyoruz.

Zaman denilen o acımasız ve sessiz nehir; hiç teklemeden, bir an olsun aksamadan, duraksamadan akıp gitmeye devam ediyor. Ne bizim yorgunluğumuza aldırış ediyor ne de "biraz durayım, insan soluklansın" diyor. Ve biz farkında olsak da olmasak da takvimden düşen her yaprak, ömrümüzün sermayesinden bir şeyleri alıp götürüyor.

Geriye dönüp baktığımızda devasa bir birikim görüyoruz: Yaşanmışlıklar, yarım kalmış sevdalar, ertelemeler ve belki de o yaşanmışlıklardan çok daha ağır basan "yaşanamamışlıklar"... Hepsi birer gölge gibi arkamızdan geliyor. Bizler ise sırtımızda bu küfeyle, sonunun ne olacağını bilmediğimiz o büyük "bilinmezliğe" doğru emin, durdurulamaz adımlarla ilerliyoruz.

Oysa dönüp bir daha incelediğimizde yaşam; tekrarı, provası veya telafisi olmayan devasa bir rüya gibi. Bir kez uyandığınızda ya da perde kapandığında tekrar başa sarıp oynayamayacağımız bir sahne... İçinde keşkelerin bolca biriktiği, pişmanlıkların yer ettiği; ama bir o kadar da unutulmaz anların, samimi sarılmaların ve yaşanmışlıkların iz bıraktığı uzun, çetin bir yolculuk.

Çoğumuz zaman zaman kendimizi "kusursuz, dertsiz ve sadece iyi bir yaşam" hayaline kaptırırız. Oysa kabul etmek gerekir ki; hayatın içinde sadece "iyi" olan bir çizgi yoktur. Böyle bir beklenti, hayatın sert ve yalın gerçekliğiyle asla bağdaşmaz. Yaşam; acısıyla tatlısıyla, doğrusuyla yanlışıyla, kazanımları ve kayıplarıyla bir bütündür. İyisiyle kötüsüyle harmanlanmış büyük bir maceradır.

Bizler ise bu büyük tiyatro sahnesine çıkmış, senaryoda bize düşen rolleri gücümüz yettiğince oynamaya çalışan aktörleriz sadece.

Sonbahar rüzgârı pencerenize vururken ve bir ay daha takvimden silinip giderken durup düşünmek gerek... Önemli olan yaprakların savrulduğu, zamanın tutulamayacak bir hızla aktığı bu sahnede; rolümüzün hakkını verebilmek, hatalarımızı kabul edip her anın kıymetini bilerek yürüyebilmektir.

Eylül bitti, Ekim de yolcu... Peki biz, bu akıp giden zamanın neresindeyiz?

Bu yazı toplam 91 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
Cengiz Akgün Arşivi