1. YAZARLAR

  2. Tuncer Altunbulak

  3. HERKESİN HİKAYESİ
Tuncer Altunbulak

Tuncer Altunbulak

Yazarın Tüm Yazıları >

HERKESİN HİKAYESİ

A+A-

İçine kapanmak ve kendi kendine zamanı en verimli geçirmek. Bazıların düşündüğü gibi, asosyallik falan değil aksine duyarlılıktır. Üç yıl hatta ömrümün sonuna kadar kendi kendime tek başıma yaşayabilirim. Yaşamakta ki en önemli amaç  hayatın tadını çıkarmak değil mi? Hayatın tadı kalabalıklarla değil tek başına yaşayarak çıkarılır. Bu yüzden de çok zordur tek başına yaşamak on dakika bile tek başına yaşayamayan insanlar var. Bu yazıyı kalabalıklar içinde bile tek başına yaşayan ve çok başarılı işler yapan Dostoyevski’ye ithaf ediyorum yazımı bursa yolunda tesislerinde sanal bir derenin önünde yazdım tüm günümü derenin akışını seyre desek geçirdim. Bilindiği gibi su insanı en iyi tedavi eden şifadır bir tür arınma yöntemidir.

Bu yazımda farklı farklı konuları tartışıp siz okurlarımla sohbet etmek istiyorum bilirsiniz her şey zıddıyla güzeldir. Doğayı insanı her şeyi ayakta tutan yenileyen ve geliştiren karşıtlarıdır. Günüm çok iyi geçiyordu o anneye kızının arasında geçen üzücü konuşmayı duyana kadar orta yaşlı kadın saçlarından kavradığı kızına “ben seni orospuluk yapasın diye mi doğurdum babana söylesem kör bıçakla boğazından keser deyip suratına suratına sille vuruyordu. Sanırım kızını sevgilisiyle dolaşırken yakalamıştı böyle bir annenin ve babanın var oluşu çok üzdü beni yetişmiş bir kız mutlaka bir sevdiği olur bu işin yolu yordamı kesmek öldürmek ve kıza aşağılayışlı sözler söylemek değil. Anne babanın görevi çocuğun öz güvenini yıkmak değil sorunları paylaşmaktır.

Hatasız olan hiçbir şey ilgimi çekmez her şey özelliklede insanlar doğallıklarıyla güzeldirler hata yapmadan doğruyu yapmak gibi bir imkanımız yoktur. Bu tür şeyler benim başıma da geldi epey bir zaman beni tanıyorlar ve çevrem de ki insanların çoğu deli gözüyle baktılar sokakta bir sürü insan gerçekten papaz olduğumu sandı benimle bir defa konuşmayı akıl etmediler. Rahmetli annem evde ıslık çaldırmazdı ıslık çalmak ona göre şeytanı seslemekti birde yoksulluğa sebep olurmuş kardeşimin ger ıslık çaldığında kızar Allah bu belayı neden verdi ki bana derdi. Kardeşim yokken de çok fakirdik bu annemin suçu değildi tabi.

Bazı insanlar dişi ve çok tutkuludurlar bunlardan biriside Dostoyevski’ye tutkuyla bağlanan onun tesirinde kalan bir Rus’tur. Aşık olduğu hasta ve yoksul bir kızın iyi olması için hırsızlık yapar ve dört yıl kürek cezasına çarptırılır bu adam sanırım Victor Hugo’nun sefiller isimli eserinde okumuştum. Her şey karşıtıyla güzel dedik ya bilenler bilirler markı sade isminde bir Fransız yazar vardır. azgın iştahı onu delirtti bu yüzden yirmi yılını tımarhanelerde geçirdi azgın iştahını ve hastalıklı hayallerini yazdı.

Onun için aşk yoktur sadece çiftleşme vardır. kadın onun için bir zevk makinesidir dünyada bu tür duygular taşıyan öyle çok insan vardır ki sevgili okurlarım bu gün sizlere dünya insanlığının ilgisini çekmiş insanları ve sıra dışı öyküleri anlatmaya çalışacağım. Dünyanın e güzel kadınlardan birini, bir Fransız’ı anlatacağım aşk tanrıçası Afrodit’den de güzel Fransızlar onu görmek için kuyruğa giriyor. 1850’lerde yaşamış her ay iki gün insanlar onun için şatosunun bahçesinde toplanırmış. İzdiham olduğu için devletten güvenlik istenirmiş. Bu güzeller güzeli balkona çıkar hayranlarıyla sohbet edermiş kadınlar olmasa gerçekten hayat çok nötr zevksiz, keyifsiz olurdu. Kadınlar erkeklerden çok daha sıkıntılı ve streslidir. Erkeklerden çok daha büyük acılar çekerler sıkıntılarını kolay kolay dağıtamazlar erkeklerin açtıkları uçurumların cezalarını hep kadınlar çekerler ve uçurumların acılarını gözyaşlarıyla sularlar. Bizim ülkemizde de acı çekmek ağlamak hüzünlenmek ve bedel ödemek kadınlara düşmüştür. Yaşanan ilginç olaylardan biri de şahların, çarların, imparatorların ve kralların bedava yaşamalarıdır. Onlar hiçbir şeye para vermezler bunlar yediklerinin, giydiklerinin, kullandıkları arabaların uçakların fiyatlarını bilmezler çünkü halkın sırtından geçinirler İran şahı üzerinde hiç para taşımazmış. Bu gibi şatını eşi Süreyya’yı hiç beğenmezmiş bir gün şaha bundan sonra yediğimizin, içtiğimizin ücretini ödemezsen sizinle dışarı çıkmayacağım der ve şah gider.                    

Bu yazı toplam 5264 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.